Bu dünyada kör olan kimse, ahirette de kördür ve yol bakımından daha şaşkındır.
Diyanet Vakfı
Bu dünyada kör olan kimse ahirette de kördür; üstelik iyice yolunu şaşırmıştır.
Kurtubi Tefsiri
Kim bunda kör ise o âhirette de kördür. Yol itibariyle de en şaşkındır.
“Kim bunda” bu dünyada ibret almaktan ve hakkı görmekten yana
“kör ise o, âhirette” âhiret ile ilgili hususlarda
“de kördür.”
İklime dedi ki: Yemenlilerden bir grup gelerek, İbn Abbâs’a bu âyet-i kerîme hakkında soru sordular, o da onlara şöyle dedi: Ondan önce geçen:
“Rabbiniz, lutfundan arayasınız diye sizin, için denizde gemileri yürütendir… çoğundan oldukça üstün kıldık” (el-İsrâ, 66-70) âyetlerini okuyunuz. İbn Abbâs dedi ki: Kim bu nimetler ve görmüş olduğu bu âyetlere rağmen kör kalacak olursa o, âhirette de görmeyen bir kör olacak ve yolca daha sapık olacaktır.
Anlamın şöyle olduğu söylenmiştir: Kim, dünya hayatında yüce Allah’ın kendisine ihsan etmiş olduğu nimetlere karşı kör kalırsa o, âhiret nimetlerine karşı da kördür.
Şu anlama geldiği de söylenmiştir: Kendisine mühlet verilen, genişlik verilen, tevbesinin kabul olunacağı va’dinde bulunulan bu dünyada iken kör olan bir kimse, hiç şüphesiz tevbenin söz konusu olmayacağı âhirette de kör olacaktır.
el-Hasen de şöyle demiştir: Kim, bu dünyada kâfir ve sapık bir kimse ise, âhirette de o kör ve yol itibariyle daha şaşkın olacaktır.
Şöyle de açıklanmıştır: Bu dünyada Allah’ın kesin delillerine karşı kör kalan bir kimseyi Allah, kıyâmet gününde kör olarak çürütecektir. Nitekim yüce Allah:
“Biz, onu kıyâmet gününde kör haşrederiz…” (Tâ-Hâ, 20/124) diye buyurduğu gibi, bir başka yerde de şöyle buyurmaktadır:
“Biz, onları kıyâmet günü körler, dilsizler ve sağırlar olarak yüzükoyun haşredeceğiz.” (el-İsra, 17/97)
Yüce Allah’ın:
“O, âhirette de kördür” âyetinin anlamı ile ilgili olarak bütün bu açıklamalar hakkında geçerli olmak üzere, âhiretteki körlüğü daha da ileri derecede olacaktır, diye de söylenmiştir. Çünkü buradaki körlük kalp körlüğüdür. Benzeti bir şey ise göz körlüğü hakkında söylenmez. el-Halil ve Sîbeveyh şöyle demişlerdir: Çünkü gözdeki körlük, el ve ayak gibi hilkatten gelen bir husustur. O bakımdan “ne kadar da elleri vardır!” denilmeyeceği gibi “o, ne kadar da kördür!” denilemez.
el-Ahfeş de şöyle demektedir: Burada böyle bir ifadenin kullanılmayış sebebi aslı itibariyle üç harften daha çok sayıda harften meydana gelen bir kelime oluşudur ve bunun aslı; (…..): Kör” şeklindedir.
Ancak bazı nahivciler; “(……..): Ne kadar da kördür, akşam vakti ne de az görüyor!” demenin mümkün olacağını kabul etmişlerdir. Çünkü bunların fiilleri; (…..) Kör oldu, akşam vakti iyi göremedi” şeklindedir. el-Ferrâ” der ki: Şam’da, Basralı bir ilim adamının bana naklettiğine göre o, Araplardan; (…..): Saçı ne kadar da siyahtır!” ifadesini kullandıklarım nakletti. Şair de şöyle demektedir:
“Üstün ve yüceliklerde sizin ne gölgeniz, ne bir mahsulünüz var.
Fakat rezil edici şeylerde sizin hem adamlarınız, hem ileri gelenleriniz var.
Hükümdarlara gelince, bugün sen onların en aşağılık olanlarısın
Ve elbise olarak bir aşçının giyebileceği bembeyaz elbiselisisin.”
Merhum Kurtubî bu açıklamalarıyla, âyet-i kerimedeki “kördür” anlamını verdiğimiz “a’mâ'” kelimesinin, “daha da kördür” anlamında ism-i tafdil (üstünlük belirten sıfat) olabileceğini anlatmakladır.
Ebû Bekr, Hamza, el-Kisaî ve Halef ise, bu âyet-i kerimede geçen: “(……..): Kör” kelimesini her iki yerde de imale ile, diğerleri ise üstün okumuşlardır. Ebû Amr ise, birincisini imaleli, ikincisini üstün okumuştur.
“Yol itibariyle de en şaşkındır” yani, böylesi hidâyete doğru bir yol bulamaz.