"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

İsra 70

Andolsun, biz Âdemoğlunu şerefli kıldık, onları karada ve denizde taşıdık, onlara güzel rızıklar verdik ve onları yarattıklarımızın birçoğuna karşı açıkça üstün kıldık.

Diyanet Vakfı
Biz, hakikaten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık. Onları, (çeşitli nakil vasıtaları ile) karada ve denizde taşıdık; kendilerine güzel güzel rızıklar verdik; yine onları, yarattıklarımızın birçoğundan cidden üstün kıldık.

Kurtubi Tefsiri
Yemin olsun ki Biz, Âdem oğullarını şerefli ve üstün kıldık. Onlara, karada ve denizde taşıyacak vasıtalar verdik. Kendilerine hoş ve temiz rızıklar verdik ve onları yarattıklarımızın çoğundan oldukça üstün kıldık.

Bu âyete dair açıklamalarımızı üç başlık halinde sunacağız:

1. Âdem oğullarının Üstünlüğü:

Yüce Allah, daha önce sözü geçen korkutmaları dile getirdikten sonra, Âdem oğulları üzerindeki nimetini bir daha beyan ederek: “Yemin olsun ki Biz, Âdem oğullarını şerefli ve üstün kıldık…” diye buyurmaktadır.

“(…..): Şerefli ve üstün kıldık” fiili, (…..): Şerefli ve üstün oldu” fiilinden mudaaf (ikinci harfi olan “re” şeddelenmiş)dır. Biz, onlara bir şeref ve bir üstünlük verdik demektir. Buradaki kerem (şeref ve üstünlük), eksikliğin nefyedilmesi anlamında olup, mâlî kerem (cömertlik) anlamında değildir.

Bu şerefli ve üstün oluşun (kerâmet)’in kapsamına, onların uzun boylu, güzel suretli olarak yaratılması, Âdemoğlu dışında hiç bir canlının kendi irade, kasıt ve tedbiri (işlerini düzenlemesi) yoluyla gerçekleştirilmesi mümkün olmayacak şekilde karada ve denizde taşınmaları da bunun kapsamına girmektedir. Ayrıca onlara, yüce Allah’ın tahsis ettiği yiyecekler, içecekler ve giyecekler de buna dahildir. Bu hususlarda hiç bir canlı, Âdemoğullarının sahip olduğu geniş imkânlara sahip kılınmamıştır. Çünkü bütün canlılar arasında mal kazanma, elbise giyinme ve çeşitli terkiplerden yapılmış yiyecekleri yeme imkânına yalnızca Âdem oğulları sahiptir.

Diğer bütün canlıların yapabildikleri azami iş, ya çiğ et yemektir, ya da çeşitli şeylerin karışımı olmayan sade şeyler yemektir.

Taberî de, bir gurup ilim adamından naklettiğine göre, şerefli ve üstün oluş, insanın eliyle yemesidir. Diğer canlılar ise ağızları ile yerler. Bu açıklama İbn Abbâs’dan da rivâyet edilmiştir. Bunu el-Mehdevî ile en-Nehhâs zikretmektedir. el-Kelbî ve Mukâtil de bu görüştedir ve bunu el-Maverdî nakletmektedir.

ed-Dahhâk da şöyle demiştir: Allah, Âdemoğullarını konuşma ve ayırt etme gücü (akıl) ile onları şerefli ve üstün kılmıştır. Atâ da der ki: Boylarının mutedil ve dik olmasıyla güzel surete sahip olmalarıyla onları üstün ve şerefli kılmıştır.

Muhammed b. Ka’b der ki: Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)i onlardan kılmakla üstün kılmıştır. Bir diğer görüşe göre yüce Allah, erkekleri sakallarıyla, kadınları da zülüfleriyle üstün ve şerefli kılmıştır. Muhammed b. Cerir et-Taberi de der ki: İnsanları diğer yaratıklara egemen ve diğer yaratıkları da insanlara müsahhar kılmıştır. Söz ve yazı ile üstün kılındıkları da söylendiği gibi, kavrayış ve temyiz (ayırt etme gücü ve akıl) ile üstün kılındıkları da söylenmiştir.

Doğru ve muteber kabul edilmesi gereken görüş şudur: Esasen üstünlük, mükellef oluşun esası olan akıl iledir. Akıl sayesinde Allah bilinip tanınır ve akıl ile O’nun sözü kavranılır. Akıl sayesinde Allah’ın nimetlerine ve peygamberlerinin tasdikine ulaşılır. Şu kadar var ki, kuldan bütün istenenler yalnız akılla yerine getirelemediğinden dolayı onlara bir de peygamberler gönderilmiş, kitaplar indirilmiştir. Şeriatin misali güneştir, aklın misali de gözdür. Göz açılıp sağlıklı görme imkânına sahipse güneşi görür ve eşyanın detay çizgilerini idrâk eder.

Daha önce naklettiğimiz görüşlerin kimisi kimisinden daha kuvvetlidir. Bununla birlikte yüce Allah, bazı canlılarda Âdemoğlundan daha üstün bir takım özellikler vermiş bulunmaktadır. Atın yürümesi, işitmesi ve görmesinin, filin kuvvetinin, arslanın kahramanlığının, horozun cömertliğinin ileri derecede oluşu gibi. O bakımdan, üstünlük ve şerefli kılmış, açıkladığımız gibi ancak akıl iledir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.

2. Meleklerin İnsan ve Cinlere Üstünlüğü Söz Konusu mudur?

Bir kesim şöyle demektedir: Bu âyet-i kerîme, meleklerin insanlara ve cinlere üstün kılınmış olmalarını gerektirmektedir. Çünkü yüce Allah’ın:

“Mukarreb melekler de…” (en-Nisa, 4/172) âyeti bunu gerektirmektedir.

Ancak, âyet-i kerimeden böyle bir hükmün anlaşılması sözkonusu değildir. Aksine burada üstünlük insanlarla cinler arasında söz konusudur. Bu âyet-i kerimede yüce Allah, Âclem oğullarına diğer canlılar arasında özellikle vermiş olduğu üstünlükleri saymaktadır. Cinlerin büyük çoğunluğu fazilet itibariyle daha aşağıdadır. Melekler ise, fazilet itibariyle daha aşağıda bulunan çoğunluğun dışındadır. Âyet-i kerîme onları sözkonusu etmemektedir. Aksine, meleklerin daha faziletli olma ihtimali de anlaşıldığı gibi, bunun aksi ihtimal de anlaşılabilir, fazilet itibariyle birbirlerine eşit oldukları anlamı da çıkartılabilir. Özetle söylenecek olursa, bu meselede kat’i bir şey söylemek oldukça zordur. Bazıları tıpkı bir takım peygamberlerin diğerlerine üstün ve faziletli olduğu hususunda söz söylemekten çekindikleri gibi, bu koli da da söz söylemekten çekinmişlerdir. Çünkü Hadîs-i şerîfte: “Peygamberler hakkında birinin diğerinden daha hayırlı olduğunu ileri sürmeyin Buhârî, Husumât 1, Diyât 32; Müslim, Feda il 163; Ebû Dâvûd, Sünne 13; Müsned, III, 31, 33. ve beni Metta oğlu Yûnus’tan daha üstün tutmayın” Buhârî, Enbiyâ 35, Tefsir 4. sûre 26, 6. sûre 4, Tevhid 50: Müslim, Fedâil 166, 167; Ebû Dâvûd, Sünne 13: Tirmizî, Sakil 20. denilmektedir. Ancak bu, bu ususta bir delil olarak gösterilemez. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm’de peygamberler arasında fazilet ve üstünlük farkı olduğuna dair açık nas bulunmaktadır, biz bunu el-Bakara Sûresi’nde (2/253. âyetin tefsirinde) açıkladık. Meleklerle mü’min kişi arasındaki fazilete dair açıklamalarımızı da yine (el-Bakara, 2/33- âyet, 3- başlıkta) hatırlatmış bulunuyoruz.

3. Hoş ve Temiz Rızıklar Dolayısıyla Üstünlük:

“Kendilerine hoş ve teiniz rızıklar verdik.” Yani lezzetli yiyecekler ve :ecekler ihsan ettik. Mukâtil der ki: Yağ, bal, tereyağı, hurma ve helva ihan ettik. Başkalarının rızkına gelince, onların da saman, kemik ve benzeri eylerle rızıklandığını görmektesiniz.

“Ve onları yaratıklarımızın çoğundan oldukça üstün kıldık.” Hayvanını, davarlara, yırtıcı hayvanlara ve kuşlara, onlara galip gelmek, onları taarruf altına almak suretiyle üstün kıldığımız gibi, mükâfat, amellerin karşılığının görülmesi, hafıza, ayırt etme gücü ve feraset gibi niteliklerle de usan kıldık.

4. Hoş ve Temiz Yiyeceklerden Mahrumiyet:

Bu âyet-i kerîme, Âişe (radıyallahü anha) dan rivâyet edilen şu hadisi reddetmektedir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Kendi nefislerinizi hoş yiyeceklerden malilim ediniz. Çünkü şeytan bu gibi kimselerin damarlarında yürüyecek gücü kendisinde bulamaz.” Sufilerin pek çoğu hoş ve temiz şeyleri yemeyi terketmeye bunu delil göstermekle birlikte, bunun hadis diye bir aslı yoktur. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm bunu reddetmekte olduğu gibi, sabit sünnetde de- bir kaç yerde de açıklandığı üzere- buna muhalif hususları dile getirmektedir.

Ebû Hamid et-Tûsî (el-Gazali) şunları nakletmektedir: Sehl, bir süre Arabistan kirazı (sedir) ağacı yaprağı ile beslenir idi. Üç yıl süre ile döğülmüş incir yaprağı yedi.

İbrahim b. el-Benna da şunu nakletmektedir: Ben Ihmîm’den İskenderiyye’ye kadar Zunnûn ile arkadaşlık ettim. İftar vakti gelince ben, beraberimde bulunan bir ekmek ve bir miktar tuz çıkardım, sonra ona: Buyur dedim. Bana tuzun döğülmüş mü diye sordu, evet deyince, sen asla iflah olamazsın dedi. Bu sefer ben azık torbasına baktım ne göreyim, çok az miktarda kavrulmuş arpa unundan ağzına atıyordu. Ebû Yezici şöyle demiştir: Kırk yıl süreyle Âdem oğullarının yediklerinden hiçbir şey yemedim.

Bizim (mezhebimize mensup) ilim adamlarımız ise şöyle demektedir: Bu, kişinin kendisini zorlaması câiz olamayan işlerdendir. Çünkü yüce Allah, Âdem oğlunu buğday ile şerefli ve üstün kılmış, onun kabuk ve fazlalıklarını da davarlarına ayırmıştır. Dolayısıyla saman yiyerek davar ve hayvanların rızıklarına ortak olmak sahih olmaz. Kavrulmuş arpa unu ise bağırsaklarda sancı yapar. İnsan yalnızca arpa unu ve kalın tuz yemeye kalkışacak olursa bu sefer tabiatında sapmalar görünür. Çünkü arpa unu soğuk ve kurutucudur. Tuzun kendisi kuru ve kabz edicidir. Bu özelliği ile de beyine ve göze zarar verir. Nefis kendisini kıvamda tutacak şeylere meylettiği halde de o şeylerden alıkonulacak olursa bu sefer, şanı yüce Allah’ın hikmetini reddetmek suretiyle karşı koymuş olur. Daha sonra bu, bedene zararlı olur. O bakımdan böyle bir fiil, şeriata da akla da muhaliftir.

Bilindiği gibi beden Âdem oğlunun bineğidir. Eğer bu bineğe gereken itina ve şefkat gösterilmeyecek olursa, maksuda ulaştıramaz. İbrahim b. Edhem’den rivâyet edildiğine göre o, bir seferinde tereyağı, bal ve beyaz ekmek satın almış. Ona bütün bunları mı alıyorsun denilince, şu cevabı vermiş: Bulduğumuz zaman erkek adamların yediği gibi yeriz. Bulmayacak olursak yine erkekler gibi sabrederiz.

es-Sevrî et, üzüm ve pelte yer, sonra da namaza kalkardı. Seleften, benzeri durumlar çokça nakledilmiştir. Bu hususa dair yeterli açıklamalar daha önceden el-Mâide (5/87. âyet, 1. başlık ve devamında); el-A’raf (7/32. âyet, 1. başlık ve devamında) sûrelerinde ve başka yerlerde geçmiş bulunmaktadır.

Birinci husus eğer onların bu şekilde yaptıkları sahih ise, bu dinde aşırıya gitmektir.

“Kendiliklerinden ortaya koydukları ve Bizim kendilerine farz kılmadığımız” ( el-Hadid, 57/27) türden bir ruhbanlıktır.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/isra-69/,https://kutsalayet.de/isra-71/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız