"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Nahl 69

Sonra her türlü meyveden ye, Rabbinin yollarına boyun eğerek git. Karınlarından, renkleri çeşitli bir içecek çıkar. Onda insanlar için şifa vardır. Şüphesiz bunda düşünen bir topluluk için ayet vardır.

Diyanet Vakfı
68, 69. Rabbin bal arısına: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan kendine evler (kovanlar) edin. Sonra meyvelerin her birinden ye ve Rabbinin sana kolaylaştırdığı yaylım yollarına gir, diye ilham etti. Onların karınlarından renkleri çeşitli bir şerbet (bal) çıkar ki, onda insanlar için şifa vardır. Elbette bunda düşünen bir kavim için büyük bir ibret vardır.

Kurtubi Tefsiri
“Sonra, her üründen ye de Rabbinin kolaylıklar gösterdiği yollara git.” Karınlarından çeşitli renklerde içecek çıkar. Onda İnsanlar için şifa vardır. İşte bunda da düşünen bir topluluk için elbette bir âyet vardır.

“Sonra her üründen ye.” Çünkü arı, ancak çiçekli bitkilerden (ve ağaçlardan) yer.

“Ye de Rabbinin kolaylıklar gösterdiği yollara git.” Rabbinin yollarından yürü. Burada yolların yüce Allah’a izafe edilmesi, o yollan yaratanın O oluşundan dolayıdır Yani, dağlarda ve ağaçlar arasında rızık talebi için Rabbinin yollarından geç.

“Kolaylıklar gösterdiği” kelimesi)’ın çoğulu olup inkıyâd eden demektir. Yani, itaat eden ve müsahhar kılınmış olarak Rabbinin yollarından git, demektir. Bu durumda bu kelime “arı”nın halini açıklamaktadır. Yani arı, arkadaşlarının gittiği yere itaat ile uyarak gider ve gelir. Çünkü arı, gittikleri yerlerde arkadaşlarının arkasından gider. Bu açıklamayı İbn Zeyd yapmıştır.

“Kolaylıklar gösterdiği” âyetinin, yollar ile alakalı olduğu da söylenmiştir. Yani, yüce Allah arının imlediği yollan kolaylaştırmış ve oradan gidip gelmeleri için bu yollan kolay izlenir hale getirmiştir. Bu açıklamayı et-Taberî tercih etmiştir. Bu durumda bu anlamdaki kelime “yolların halidir Ya’sub (bey arı), arıların efendisidir. Onun durduğu yerde dururlar, yürüdüğü yerde yürürler.

Yüce Allah’ın:

“Karınlarından çeşitli renklerde içecek çıkar. Onda insanlar için şifa vardır” âyeti ile ilgili açıklamalarımızı dokuz başlık halinde sunacağız:

1. Arıların Karınlarından Çıkan:

Burada hitab, nimetlerin sayılıp dökülmesi ve ibret almaya dikkatlerin çekilmesi için yine haber kipine dönmekte ver “Karınlarından çeşitli renklerde içecek çıkar” yani, bal çıkar diye buyurmaktadır İnsanların büyük çoğunluğu balın, arının ağzından çıktığı görüşündedir. Ali b. Ebî Tâlib (radıyallahü anh) da, dünyayı küçümseyici ifadeler ile sözkonusu ederken şunları söylemektedir: Âdemoğlunun bu dünyada giyindiği en şerefli elbise, bir kurtçuğun tükrüğüdür. İçtiklerinin en şereflisi İse, bir arının çıkardığı pisliktir.

Bu ifadenin zahirinden, balın ağızdan başka bir yerden çıktığı anlaşılmaktadır. Özetle, bal arıdan çıkmakta, ancak ağzından mı, alt tarafından mı çıktığı bilinememektedir. Ancak, güzel bir balın ortaya çıkabilmesi, arıların kendilerini himaye etmeleri halinde mümkün olabilmektedir. el-Gaznevî’nin naklettiğine göre Aristoteles, arının ne şekilde bal yaptığını görmek üzere camdan bir kovan yapmış. Ancak arı, camın iç tarafını çamur ile sıvamadıkça, bir türlü çalışmamış.

Yüce Allah: Arının yediklerinin, sadece karnında (bala) dönüşmesinden dolayı

“karınlarından” diye buyurmuştur.

2. Çeşitli Renklerdeki Bal:

Yüce Allah’ın:

“Çeşitli renklerde…” âyeti, balın kırmızı, beyaz, sarı, katı, daha sıvı gibi çeşitlerini kastetmektedir. Ana bir, fakat yavrular farklı farklıdır. İşte bu, gıdaların çeşitliliğine göre ilâhî kudretin balı çeşit çeşit kıldığının delilidir. Tıpkı arıların kondukları yerlerin farklı oluşuna göre ballarının da farklı tadı vermesi gibi. İşte Hazret-i Zeyneb’in, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’a: “Bu balı yapan arılar Urfut (Muğaylan) ağacından yemiş Buhârî. Tnlâk 8. Hivel 12: Müslim, Tplâk 21: Ebû Dâvûd, Eşribe II: Müsned, VI, 59. söylerinin anlamı budur. O, bu sözlerini balın kokusunu mağafir kokusuna benzetmesi münasebetiyle söylemişti.

3. Baldaki Şifa:

Yüce Allah’ın:

“Onda, insanlar için şifa vardır” âyetindeki zamir, Cumhûrun görüşüne göre bala aittir. Yani, balda insanlar için şifa vardır. İbn Abbâs, el-Hasen, Mücahid, ed-Dahhâk, el-Ferrâ’ ve İbn Keysan’dan gelen rivâyete göre, zamir Kur’ân-ı Kerîm’e racidir. Kur’ân-ı Kerîmede insanlara şifa vardır, demektir en-Nehhâs der ki: Bu, güzel bir açıklamadır. Yahut da, size anlattığımız bunca âyet ve kesin delillerde insanlar için bir şifa vardır anlamındadır. Balda şifa vardır, diye de açıklanmıştır. Bu açıklama da aynı şekilde açıkça anlaşılan bir açıklamadır Çünkü, tedavide kullanılan macun ve içeceklerin pek çoğunun aslı baldandır. Kadı Ebû Bekir

İbnu’l-A’râbî der ki: Zamirin Kur’ân-ı Kerîm’e ait olduğunu söyleyenlerin görüşü bana göre uzak bir ihtimaldir. Onlardan bu görüşün sahih olarak nakledildiği görüşünde değilim. Bu görüş, naklen sahih olsa dahi, akten sahih değildir. Çünkü, bütün açıklamalar bat ile ilgilidir. Burada Kur’ân-ı Kerîm’den söz edilmemektedir.

İbn Atiyye der ki: Cahil bazı kimseler, bu âyet-i kerîme ile Ehli Beyt ile Haşimoğullarının kastedildiği kanaatindedirler. Arı diye bunlar kastedilmektedir. İçecek ise, Kur’ân-ı Kerîm ve hikmettir. Bu cahillerden birisi bunu, Abbasi hükümdarı Ebû Cafer el-Mansur’un meclisinde sözkonusu ettiğinde, orada hazır bulunanlardan birisi şöyle demiş: Allah senin yiyecek ve içeceğini Haşimoğullarının karınlarından çıkanlar kılsın emi. Bu sözleriyle hazır bulunanları güldürdüğü gibi, öbür iddiayı ileri süren kişi de şaşırıp kaldı ve bu sözünün de ne kadar gülünç olduğu ortaya çıkmış oldu.

4. Balın Şifa Oluşu ile İlgili İlim Adamlarının Görüşleri:

Yüce Allah’ın:

“Onda, insanlar için şifa vardır” âyetinin, genel ve kapsamlı olup olmadığı hususunda görüş ayrılıkları vardır. Bir kesim, bu âyetin her durum ve herkes için umumî olduğu görüşündedir. Mesela, İbn Ömer’den rivâyet edildiğine göre o, herhangi bir yara veya başka bir şeyden şikâyet edip rahatsızlandı mı, mutlaka onun üzerine bal koyardı. Hatta, vücudunda bir yer irin toplayacak olursa, onun üzerine bile bal sürerdi.

en-Nakkâş, Ebû Vecra’den, bah sürme olarak gözlerine çektiğini, balın ishal yapıcı olarak kullanıldığını ve bal ile tedavi olduğunu nakletmektedir. Rivâyete göre, Avf b. Malik el-Eşcaî, hastalanınca ona sana ilaç vermeyelim mî diye sorulunca o da bana su getirin demiş. Çünkü yüce Allah:

“Ve Biz gökten bereketli bir su indirdik” (Kaf, 50/9) diye buyurmaktadır. Sonra da: Şimdi de bana bal getirin, demiş. Çünkü yüce Allah:

“Onda insanlar için şifa vardır” diye buyurmuştur. Bir de bana zeytinyağı getirin. Çünkü yüce Allah:

“Mübarek bir ağaçtandır” (en-Nûr, 24/35) diye buyurmaktadır. Ona bütün bu dediklerini getirdiler, hepsini birbirine karıştırıp içtf ve iyileşti.

Kuru ilim adamı da: Bu âyet umumîdir. Sirke ile bal karıştırılıp birlikte pişirilecek olursa, bütün hastalıklara karşı her durumda kendisinden yararlanılabilecek: bir tedavi karışımı olur.

Bir başka kesim de şöyle demektedir: Bu, hususî bir mana ifade ermektedir. Her hastalıkta ve herkeste umumî olarak şifa olmasını gerektirmemektedir. Aksine bu, şifa verdiğine dair bir haberdir. Tıpkı diğer İlaçların kimi kimselerde ve bazı hallerde şifa olmaları gibi; o da öyle bir şifadır. Âyet-i kerîme balın bir ilaç olduğunu haber vermektedir. Çünkü bal, çokça şifa veren birşeydir. Gerek içilerek, gerek macun halinde kullanılan bütün ilaçlarda bir karışım ve bir yardımcı unsurdur. Buv ilk olarak tahsis edilen umumî bir lâfız da değildir. Kur’ân-ı Kerîm, bu kabilden ifadelerle doludur. Arap dilinde de hususi bir mana ifade eden, umumi lâfızlar, umumi bir mana ifade eden hususi lâfızlar çokça kullanılır.

Bu âyetin, umuma delalet etmediğini gösteren hususlardan birisi de “şifa” kelimesinin olumlu bir cümle içerisinde nekire (belirtisiz) olmasıdır. Dilcilerin ve ilim ehlinin muhakkıkları ile, çeşitli usul âlimlerinin ittifakı ile böyle bir ifade umum teşkil etmez. Ama, sıdk ve azimet ehli bir kesim bu âyeti umumî ifadesiyle kabul etmişler ve bütün ağrı ve hastalıklar için bal vasıtasıyla şifa aramışlardır. Kur’ân-ı Kerîm’in bereketi ve sağlam tasdik ve yakînleri sayesinde de hastalıklarından şifa buluyorlardı. İbnü’l-Arabî der ki: Kimin niyeti zayıf düşer ve onun adet ve alışkanlıkları dini yakinine galip getirse o, bu âyeti tabiplerin sözlerine göre anlamaya çalışır. Halbuki hepsi de dilediğini yapanın hikmetlerindendir.

5. Bal insanlara Nasıl Şifadır:

Bir kimse: Biz, balın faydalı olduğu kimseleri de gördük, zarar verdiği kimseleri de gördük. Bal nasıl olur da bütün insanlara şifa olabilir? diyecek olursa, ona şöyle cevap verilir: Su, her şeyin hayatının sebebidir. Halbuki biz, suyu bedendeki bir rahatsızlık halinde kullanılması gereken şeklin zıddına kullanıldEgı taktirde, sudan ölen kimseleri de gördük. Bununla birlikte içilen ilaçların birçoğunda balın şifa verici olduğunu da gördük. Bu anlamdaki bir açıklamayı ez-Zeccâc yapmıştır.

Doktorlar, “sikencübîn” denilen ilacın, heıtürlü hastalıkta genel olarak faydalı olduğunu söz birliği halinde söylüyor ve öve öve bitiremiyorlar. Bunun aslı İse, baldır. Sair macunlar da böyledir. Üstelik Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) da bu konudaki müşkil ve rahatsızlık verici hali sona erdirmiş ve ihtimal anlamını ortadan kaldırmış bulunuyor. Hazret-i Peygamber, karnındaki bir rahatsızlıktan şikâyet eden kimseye bal içmesini emretmesi üzerine, bu rahatsız kişinin kardeşi, Hazret-i Peygamber’e, bal içtiğinden dolayı daha bir ishal oldu, diye haber verince, Hazret-i Peygamber, yine bal içmeye devam etmesini emretti ve sonunda iyileşti. Hazret-i Peygamber de: “Allah doğru söylemiştir, fakat kardeşinin karnı yalan söyledi.” Buhârî, Tıb 4. 24: Müslim, Selam 91: Tirmizî, Tıb 31: Müsned, III. 19, 20.

6. İshal ve Bazı Rahatsızlıklara Karşı Bal:

Zındık doktorlardan kimisi, bu hadise itiraz ederek şöyle demiştir: Tabîbler, balın ishal yaptığım itifakla kabul etmişlerdir. Nasıl olur da ishal olan bir kimseye bal tavsiye edilebilir?

Buna cevap: Bu söz, Peygamberine tam bir tasdik ile inanan kimse için bizatihi haktır. Bu kimse, Peygamberin tayin ettiği ve emrettiği şekilde samimi bir niyet ile ve inanarak balı kullanacak olursa, hiç şüphesiz onun menfaatini görür ve bereketinden yararlanır. Tıpkı hadiste sözü geçen bal içen bu kimse ve başkalarının karşı karşıya kaldığı gibi.

Tabiplerin bu hususta nakledilen ittifaklarına gelince, bunun ittifakla kabul edilen bir husus olduğunu söyleyen kimse bilgisizliğini ortaya koymaktadır. Çünkü o bu konuda herhangi bir kayıt getirmemiş ve mutlak bir ifade kullanmıştır Oysa İmâm Ebû Abdullah el-Mazerî der ki: Şunun bilinmesi gerekir ki: İshal, pekçok sebeplerden dolayı arız olur. Kimi ishal, çokça yemekten ve ishal yapıcı şeylerden meydana gelir. Doktorlar, böyle bir ishale karşı kullanılacak ilacın kişiyi tabiatıyla ve ondaki etkileriyle başbaşa bırakmasından ibarettir. Eğer onun bu tabii durumu ishale karşı yardımcı bir tedaviye gerek duyulursa, gücü kaldığı sürece bu konuda ona yardıma olunur. Çünkü bu durumdaki birisinin ishalini durdurmak zararlıdır, derler. Bu husus açıklık kazandığına göre şöyle deriz: Hadiste sözü geçen kimsenin, karnını tıka basa doldurmasından ve çokça yemesinden dolayı ishal olma ihtimali vardır. Bu bakımdan, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ona bal içmesini emretti. İshal olmasın: gerektiren maddî sebep tamamiyle yok oluncaya kadar bal içmeye devam etmesini söyledi. Sonunda ishali durdu ve böylelikle bal içme ona uygun gelmiş oldu. Bu, bizzat tıp mesleğiyle teshir edilen birşey olduğuna göre. o halde bu mesleğe İstinaden itiraz eden kimsenin cahilliği ortaya çıkmış olur (el-Mazerî devamla) der ki: Biz, doktorların onu tasdik etmesi suretiyle Peygamberimizin söylediği bir sözü güçlendirme yoluna gidecek değiliz. Aksine, doktorlar onu yalanlamaya kalkışacak olursa, biz de onları yalanlarız ve onanın kâfirliklerini dile getiririz. Diğer taraftan Peygamberimizi de tasdik etmekleri geri durmayız, Eğer, söylediklerinin doğruluğunu müşahedeler ile bize ispat etmeye kalkışacak olurlarsa, o takdirde Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın sözünü uygun şaliyle tevil etmek ve sahih bir şekilde onu açıklamak yoluna gideriz. Çünkü onun hiçbir şekilde yalan söylemediğinin delilleri açıkça ortadadır.

7. Tedavinin Hükmü İle İlgili Açıklamalar:

Yüce Allah’ın:

“Onda insanlar için şifa vardır” âyetinde, ilaç İçmek ve buna benzer vesilelerle ilaç kullanmanın câiz olduğuna delil vardır. İleri gelen ilim adamlarından bunu mekruh gören kimselerin kanaatine muhalif olmakla birlikte bu böyledir, Aynı zamanda bu âyet, bir kimsenin ancak başına gelecek bütün belâlara razı olması ile veliliğinin tamam olabileceğine ve böyle bir kimsenin tedavi yoluna başvurmasının câiz olmadığını söyleyen sufilerin görüşlerini de reddetmektedir. Tedavi olmayı inkâr edip kabul etmeyenlerin bu tutumlarının bir anlamı yoktur.

Sahih hadiste, Hazret-i Câbir’den rivâyete göre, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur; “Her bir hastalığın bir ilacı vardır. O hastalığın ilacı isabet etti mi, Allah’ın imiyle İyileşir.” Müslim, Selâm 6Ç>: Müsned, III, 335

Ebû Dâvûd ve Tirmizî de, Usame b. Şureyk yoluyla gelen şöyle bir rivâyeti kaydederler. Usame dedi ki: Bedevi Araplar, Ey Allah’ın Rasulü, tedavi olmayalım mı? dediler. Hazret-i Peygamber şöyle buyurdu: “Olun ey Allah’ın kulları! Tedavi olunuz. Çünkü Allah, ne kadar hastalık koyduysa, mutlaka onun için de bir şifa veya bir ilaç koymuştur. Tek bir hastalık müstesna.” Ey Allah’ın Rasulü, o hangisidir? dediler. O: “Yaşlanmak” diye buyurdu. Bu lâfız Tirmizî’nindir. Tirmizî: Hasen, sahih bir hadistir demiştir. Ebû Dâvûd, Tıb 1; Tirmizî, Tıb 2; Müsned, IV. 27

Tirmizî’nin Ebû Huzâme’den rivâyetine göre o da babasından, şöyle dediğini nakletmektedir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’a şöyle sordum: Ey Allah’ın Rasulü! Okuduğunuz bir rukye (dua, zikir), kendisiyle tedavi olduğunuz bir ilaç ve bizim herhangi bir sakınmamız, acaba Allah’ın kaderinden bir şeyi geri çevirir mi, ne dersin? Hazret-i Peygamber: “Bu da Allah’ın kaderindendir” diye buyurdu. Tirmizî, Tıb 21; İbn Mâce, Tıb 1; Müsned, III. 421. Tirmizî der ki: Bu, hasen bir hadistir. Ve Ebû Huzâme’nin bundan başka bir hadisi de bilinmemektedir. Tirmizî, Tıb 21 de: “Ebû Huzâme’nin babasından.,, diye bundan başka bir rivnyeti bilinmemektedir” şeklindedir. Nitekim Müsned, IIL 421de ondan geddiği kaydedilen rivâyetlerin hepsi de hadisin değişik senedlerle rivâyetinden ibarettir.

Hazret-i Peygamber şöyle buyurmuştur: “Sizin ilaçlarınızın herhangi birisinde eğer hayır namına birşey varsa, bu ya bir hacamat bıçağının açtığı bir yarada, yahut bir içim balda, yahut da bir ateş ile dağlamadadır. Bununla birlikte ben, dağlanmayı pek sevmiyorum.” Buhârî, Tıb 4; Müslim, Selam 71: Müsned, III.343. Bu hadisi, Sahih (-i Buhârî ve Müslim) rivâyet etmiştir,

Bu konudaki hadisler, sayılmayacak kadar pek çoktur. Tedavinin ve rukye yapmanın mubah olduğunu ilim adamlarının Cumhûru kabul etmiştir.

Rivâyete göre İbn Ömer, yüzünün bir tarafına isabet eden hafif bir felç dolayısıyla dağlanmış ve akrep sokmasından dolayı rukye ile tedavi olmuştur Muvatta’, Ayn 14

İbn Sîrin’den nakledildiğine göre, İbn Ömer, çocuklarına tiryak içirirmiş.

Malik de: Bunda bir beis yoktur demiştir. Ancak, bunların mekruh olduğu görüşünde olanlar, Ebû Hüreyre’nin naklettiği şu rivâyetini delil gösrerirler, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Bir millet, küçüğü ile büyüğü ile cennete girmiştir. Bunlar (dünyada) ne kendilerine rukye yapılmasını isterler, ne dağlanırlar, ne herhangi bir şeyin uğursuzluğuna inanırlardı. Bunlar. Rabblerine tevekkül ederlerdi,” Hadisi bu lâfzıyla teshil edemedik. Ancak Hazret-i Peygamber bu ümmetten olup hesapsız girecek yetmişbin kişiden söz ettiğinde; bunların nitelikleri sorulunca, burada kaydedilenleri zikreden rivâyetler1 vardır: Buhârî, Tıb 17. 42, Rikak 50; Müslim, İmar 371. 372. 374: Tırmizî. Sıl;Hit’l-Kıv:İme 16: Müsned. I, 4ül. 403, 451.

Bu kanaati savunanlar derler ki: O halde mü’mine düşen Allah’a güvenerek, O’na tevekkül ederek, O’na dayanarak ve yalnız O’na yönelerek bu gibi şeyleri terketmektir. Çünkü yüce Allah, kişinin hastalıklı günlerini de, sağlıklı günlerini de bilmiştir. Bütün insanlar bunu azaltmaya, ya da arttırmaya bütün gayretleriyle çalışacak olsalar dahi buna güçleri yetmez. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmuştur:

“İster yeryüzünde, ister nefislerinizde meydana gelen herbir musibet, mutlaka Bizim onu yaratmamızdan önce o bir kitaptadır.” (el-Hadid, 57/22)

Bu kanaate sahip olanlar arasında fazilet sahibi ve esere (rivâyete) bağlilıklarıyla meşhur bir topluluk da vardır. Aynı zamanda bu, İbn Mes’ûd’un ve Ebû’d-Derda’nın da -Allah ikisinden razı olsun- görüşüdür.

Osman b. Affan, vefatıyla sonuçlanan hastalığında Abdullah b. Mes’ûd’un yanına gelmiş. Hazret-i Osman ona: Şikâyetin ne diye sormuş. O, günahlarım diye cevap vermiş. Hazret-i Osman, canın birşey çekiyor mu diye sormuş. O, Rabbimin rahmetini, diye cevap vermiş. Hazret-i Osman: Sana doktor çağırmayayım mı diye sorunca, o da; zaten beni hastalandıran o tabibtir diye cevap vermiş… hadisin geri kalan kısmı ileride bütünüyle, yüce Allah’ın İzniyle et-Vakıa Sûresi’nin faziletine dair açıklamalar sırasında (bk. el-Vâkıa, 56. SÛRE’nin mukaddimesi) gelecektir.

Veki’ dedi ki: Bize, Ebû Hilâl, Muaviye b. Kurra’dan anlattı, Muaviye dedi ki: Ebû’d-Derda hastalandı Onu ziyarete gittiler ve: Sana bir tabib çağırmayalım mı dediler, o, beni yatağa düşüren tabiptir dediler -Kabi’ b. Haysem de bu görüştedir- Saîd b. Cübeyr rukye yapmayı mekruh görmüştür. el-Hasen de süt ve bal dışında bütün ilaçların içilmesini mekruh görürdü.

Ancak birinci görüşü benimseyenler, hadis ile ilgili olarak; bunda tedavi olmamaya dair bir delil bulunmadığını söyleyerek cevap vermişlerdir. Çünkü, bu konuda Hazret-i Peygamber’in, mekruh olan bir dağlama türünü kastetmiş olma ihtimali vardır. Zira, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Ahzab gününde isabet aldığı ok dolayısıyla kolunun dağlanmasını emir buyurup şöyle demiştir: “Şifa üç şeydedir.” Az önce geçtiği gibi. Diğer taraftan Hazret-i Peygamber rukye ile tedaviden Allah’ın Kitabı’nda olmayan şeyleri okumak ile tedavi yoluna gitmeyi kastetmiş olabilir. Çünkü yüce Allah, ileride açıklaması geleceği üzere:

“Kur’ân’dan mü’mînler için bir şifa ve rahmet olanı kısım kısım indiririz” (el-İsra, 17/82) diye buyurmaktadır. Kendisi de ashabına rukye yapmış ve onlara rukye yapmalarını da emretmiştir. İleride geleceği üzere

8. Balda Zekât:

Malik ve mezhebine mensup bir grup ilim adamının kanaatine göre bal her ne kadar yenilen ve gıda olarak kullanılan bir mahsul ise de onda zekat yoktur. Bu konuda Şâfiî’nin Farklı görüşleri vardır. Yeni mezhebinde kesin alarak ifade ettiği husus, balda zekât olmadığıdır. Ebû Hanîfe ise, az olsun, çok olsun balda zekâtın vacîb olduğu görüşündedir. Çünkü ona göre balda nisab şartı yoktur, Muhammed b. el-Hasen de şöyle demiştir: Rai, sekiz feraka’ Bir fenik (ya &,v. Sirk): Oiuılh ntd kjıdcır olun yani İÜ kg’a denk bir küptür. Bağdat (ya da kak) rıtlı 408 gr, Mısır rıtlı ise yaklaşık 430 gr.dır. (Dr. Vehbe el-Zuhaylî. el-Fıkhu’l-İslâmî, I. 75). M. Necımıddin el-Kürdî’nîn incelemesine göre ise bir Bağdat Rıtlı 401.143 rl1, Mısır rıtlı ise 449.28 gr.dır (el-Kürdî, Şer’i Ölçü Birimleri…. s. 203) l;eı:ık’in on:üti rıtıl olduğunu d;i İbnu’l-Esir (en-Nihâye, III. 196uten naklen belirtmektedir, (s. 159) Bunu göre merhum müfessirmizin ~bir feıak’ıo omz;ıltı Irnk rırlt olduğunu” söylemesinde bir ynnılnın sözkonusu olmalıdır ulaşmadıkça ona zekât düşmez. Bir terak ise otuzaltı İrak rıtlına tekabül eder.

Ebû Yûsuf da der ki: Her on tulumda bir tulum zekât düşer. Bu görüşünde, Tirmizî’nin İbn Ömer’den yaptığı rivâyeti delil gösterir, İbn Ömer dedi ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Balın, her on tulumunda bir tulum zekât vardır.” Ebû Îsa (et-Tirmizî) dedi ki: Bu hadisin İsnadı tenkid edilmiştir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’dan bu hususta sahih pek birşey bulunmamaktadır. İlim ehlinin çoğunluğunun kanaatine göre de uygulama buna göredir. Ahmed ve İshak da bu görüştedirler. Bazı âlimler de bala zekât düşmez demişti Tirmizî, Zekat 9

9. Düşünen Topluluklar:

“İşte bunda da düşünen” yani ibret alan

“bir topluluk için elbette bir âyet vardır.” Arı üzerinde dikkatle düşünmek ve onun bu hayret verici durumları üzerinde inceden inceye tefekkür etmek, bu ibretin bir parçasıdır. Bünyesinin zayıflığına rağmen ona bu incelikli sanatı ilham edenin, farklı durumlarında maharetli bir şekilde çeşitli yollara başvurma ilhamını verenin kesin olarak yüce Allah olduğuna kesinlikle inanılır. Tıpkı;

“Rabbin bal arısına şunu vahyetti…” âyetinde dile getirildiği gibi. Diğer taraftan arı, ekşi, acı, tatlı, tuzlu ve hatta zararlı otlardan bile yemektedir. Şanı yüce Allah ise bunları tatlı ve şifalı bir bal halinde yaratmaktadır. İşte bunda da O’nun yüce kudretine bir delil vardır.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/nahl-68/,https://kutsalayet.de/nahl-70/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız