O gün geldiğinde, Allah’ın izni olmadan hiç kimse konuşamaz. Onlardan bir kısmı bedbaht, bir kısmı mutludur.
Diyanet Vakfı
O geldiği gün Allahın izni olmadan hiç kimse konuşamaz. Onlardan kimi bedbahttır, kimi mutlu.
Kurtubi Tefsiri
O gün gelince, Allah’ın izni olmaksızın hiçbir kimse söz söyleyemez. Onlardan kimisi bedbaht, kimisi bahtiyardır.
“O gün gelince” âyeti diye de okunmuştur. Çünkü “ya” harfinden önce esre var ise “ya” hazfedilir. Mesela; ” Bilmiyorum” denilir (ve “ya” hazfedilir.) Bunu da el-Kuşeyrî nakletmektedir.
en-Nehhâs ise der ki: Medineliler Ebû Amr ve el-Kisaî idrac halinde (okuyup geçerken) “ya”yı (med ile) okurlar; vakf halinde ise hazfederler.
Rivâyete göre de Ubeyy ve İbn Mes’ûd vakıf halinde de, vasıl halinde de “yalı olarak okumuşlardır. el-A’meş ve Hamza ise vakf halinde de, vasl halinde de “ya”sız okumuşlardır.
Ebû Ca’fer en-Nehhâs der ki: Bu yerde uygun olan üzerinde vakıf yapmamak ve bunun “ya” okunarak vasl yapılmasıdır. Çünkü bir grup nahiv bilgini şöyle demişlerdir: “Ya” (böyle bir yerde) hazfedilmez ve cezm edatı (“ya”nın hazfı cezm alâmeti olduğundan) olmaksızın herhangi bir kelime cezmedilmez.
“Ya”sız vakıf yapmaya gelince, bu konuda el-Kisaî’nin bir görüşü vardır ve o şöyle der: Çünkü salim olan fiil üzere meczûtn imiş gibi vakıf yapılır, o bakımdan tıpkı (salim fiildeki) ötrenin hazf edildiği gibi burada da “ya” harfi hazfedilir. Hamza’nın kıraatine gelince, Ebû Ubeyd vasl ve vakf hallerinde de “ya”nın hazfedilmesi lehine iki şekilde gerekçe göstermiştir:
1- O Hazret-i Osman (radıyallahü anh’)ın Mushafı olduğu söylenen İmâm Mushaf da bu kelimeyi “ya “sız olarak gördüğünü iddia etmiştir.
2- Bunun Huzeyllilerin şivesi olduğunu nakletmekte ve buna göre Huzeylliler: ” Bilmiyorum” derfken sondaki “ya” harfini hazfetmektedirler). en-Nehhâs der ki: Ebû Ubeyd’in, Osman (radıyallahü anh)a Mushafını delil göstermesi, çoğu İlim adamlarının reddettikleri bir görüştür. Çünkü Malik b. Enes Allah’ın rahmeti üzerine olsun der ki: Ben Osman (radıyallahü anh)ın Mushaf’ını soruşturdum, bana: O artık yok, dediler. Ebû Ubeyd’in, Huzeyllilerin “bilmiyorum” derken “ya” harfini hazfetmelerini delil göstermesine gelince, bunda da delil olacak taraf yoktur. Çünkü böyle bir hazfi eski nahivciler nakletmişler ve bunun gerekçesini de söz konusu etmekle birlikte, bunun kıyasa esas alınamayacağını da ifade etmişlerdir. el-Ferrâ’ da “ya” harfinin hazfı ile ilgili olarak şöyle bir beyit nakletmektedir:
“İki avucun bir avuç gibidir, cömertliğinden dolayı bir dirhem dahi
Tutmaz, diğeri ise kılıçla kan verir”
Burada “verir” anlamındaki: fiilinin sonundaki “ya” harfi hazfedilmiştir.
Sîbeveyh ve el-Halil’in de naklettiklerine göre Araplar; “Bitmiyorum” diyerek “ya” harfini hazfederve sonundaki esre ile yetinirler. Ancak onların iddiasına göre bu, kullanımın çokluğundan dolayıdır.
ez-Zeccâc ise der ki: Nahiv bakımından daha uygun olan “ya” harfinin de zikredilmesidir. Benim uygun gördüğüm görüş de Mushaf’a ve kıraat âlimlerinin icmaina tabi olmaktır. Çünkü kıraat uyulması gereken bir sünnettir ve buna uygun olarak Arap dilinde de kullanımlar görülmüştür.
“Allah’ın izni olmaksızın hiçbir kimse söz söyleyemez” âyetindeki: ” Söz söyleyemezin asli; şeklindedir. Hafif olsun diye iki “te”den birisi hazf edilmiştir. Ayrıca bu âyette hazfedilmiş ifadeler de vardır. Yani o gün hiçbir kimse, hakkında izin verilmiş güzel sözden başka hiçbir söz söyleyemez ve konuşamaz. Çünkü o günde çirkin sözü terketmeye mecbur edileceklerdir.
Anlamın şöyle olduğu da söylenmiştir: Hiçbir kimse Allah’ın izni ile olmaksızın ne bir delil söyleyerek konuşacak, ne de şefaat maksadıyla konuşacaktır. Yine denildiğine göre; insanların, Allah’ın huzurunda, O’nun izni ile olmaksızın konuşmaktan men olunacakları bir vakit vardır.
Bu âyet-i kerîme dinde inkâra sapmak isteyen kimselerin hakkında soru sordukları en çok âyetlerden birisidir. Bunlar derler ki: Neden: “Allah’ın izni olmaksızın hiçbir kimse söz söyleyemez” diye buyururken başka bir yerde:
“Bu, onların konuşamayacakları bir gündür. Onlara izinde verilmeyecek ki özür dilesinler.” (el-Murselât, 77/35-36) Kıyâmetin söz konusu edildiği bir başka yerde ise:
“Onlardan bir kısmı diğer bir kısmına yönelip, biri diğerine soru sorarlar.” (es-Sâffât, 11/21) Yine bir başka yerde şöyle denilmektedir:
“O gün gelen herkes kendi nefsi için mücâdele edecek,” (en-Nahl, 16/111) Bir başka yerde:
“Ve durdurun onları, çünkü onlar sorgulanacaklardır.” (es-Saffat, 37/24) denildiği halde; bir diğer yerde de:
“O günde ne insana, ne cinne günahı sorulmayacak” (er-Rahmân, 55/39) denilmektedir?
Cevab az önce sözünü ettiğimiz husustur. Yani onlar kendileri lehine kabul edilebilecek bir delili söyleyemeyecekler, aksine günahlarını ikrar ile birbirlerini kınayarak ve günahları biri diğerine atarak konuşacaklardır. Kendileri lehine kabul olunabilecek bir delil söyleyerek konuşmaya gelince, bu söz konusu olmayacaktır. Ru da sizinle çokça konuşmakla birlikte konuşmasında en ufak bir delil olmayan kimseye: Sen bir şey söylemiş değilsin, sen hiçbir şey demedin, demeye benzer. Buna göre delilsiz konuşan bir kimseden hiçbir şey konuşmairuş diye söz edilir.
Bir kesim de şöyle demektedir; Kıyâmet günü çok uzun bir gündür. Onun değişik yerleri, halleri ve konumlan vardır. Kimisinde konuşmaktan men olunurlar, kimisinde de konuşmaları serbest bırakılır. İşte bu da O’nun izni olmaksızın hiçbir kimsenin konuşmayacağının delilidir,
“Onlardan kimisi bedbaht, kimisi bahtiyardır.” O nefislerden yahut ta o insanlardan kimisi bedbaht kimisi bahtiyardır, demektir. Zaten yüce Allah bütün bu insanları:
“O kendisinde bütün insanların toplanacakları bir gündür” diye zikretmiş bulunmaktadır. Bedbaht (şakiy), bedbaht olacağı yazılmış kimsedir, bahtiyar (muttu, saîd) ise hakkında mutlu olacağı yazılmış olandır. Nitekim şair Lebid de şöyle demektedir:
“Onlardan kimisi mutludur, payını alır.
Kimisi de bedbahttır (dar) geçime kanaat etmektedir.”
Tirmizî’nin rivâyetine göre İbn Ömer, (babası) Ömer b. el-Hattâb’dan şöyle dediğini nakletmektedir: Şu:
“Onlardan kimisi bedbaht, kimisi bahtiyardır” âyeti nazil olunca Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)a şöyle sordum: O halde ey Allah’ın Peygamberi! Ne diye amel ediyoruz? Yapıp bitirilmiş bir şeye rağmen mi? Yoksa henüz yapıp bitirilmemiş bir husus mu var? Hazret-i Peygamber şöyle buyurdu: “Bilakis, yapıp bitirilmiş ve kâlemlerin yazıp bitirdiği bir şeye rağmen ey Ömer! Ancak herkes ne için yaratılmışsa, o ona kolaylaştırır,” (Tirmizî) dedi ki: Bu, bu yolla hasen, garib bir hadistir ve biz bunu ancak Abdullah b. Ömer rivâyetiyle biliyoruz. Tirmizî, Tefsir 11. sûre 3;ayrıca A’raf Sûresi’nde belirtilen yerde hadisin gösterilen kaynaklaklarında benzeri başka rivâyetler de vardır. Bu hadis daha önce de el-A’raf Sûresi’nde (7/172-174’ün tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.