"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Hud 78

Kavmi ona koşarak geldi. Onlar daha önce kötü işler yapıyorlardı. Dedi ki: Ey kavmim, işte bunlar kızlarım, sizin için daha temizdir. Allah’tan korkun, misafirlerim hakkında beni rezil etmeyin. İçinizde aklı başında bir adam yok mu?

Diyanet Vakfı
Lutun kavmi, koşarak onun yanına geldiler. Daha önce de o kötü işleri yapmaktaydılar. (Lut): «Ey kavmim! İşte şunlar kızlarımdır (onlarla evlenin); sizin için onlar daha temizdir. Allahtan korkun ve misafirlerimin önünde beni rezil etmeyin! İçinizde aklı başında bir adam yok mu!» dedi.

Kurtubi Tefsiri
Kavmi kendisine doğru çabucak, itişe kakışa geldiler. Onlar zaten daha önce kötü işler işlemeye alışmışlardı. Dedi ki: “Ey kavmim! İşte kızlarım. Onlar sizin İçin daha temizdirler. Artık Allah’tan korkun, beni misafirlerimin yanında küçük düşürmeyin. İçinizde aklı başında bir adam yok mu sîzin?”

“Kavmi kendisine doğru çabucak itişe kakışa geldiler.” Anlamındaki ifade hal mevkiindedir.

“Hızlıca geldiler” demektir. el-Kisaî, el-Ferrâ’ ve onların dışındaki dil bilginleri derler ki: Bu ifade ancak bir çeşit titreme ile birlikte hızlıca koşmak hakkında kullanılır. Mesela, O tabiri kişi soğuk, kızgınlık veya sıtma gibi bir sebebten ötürü titreyerek hızlıca koştu, anlamındadır. Bunun ism-i faili de; şeklinde gelir. Mühelhil der ki:

“Onlar esir edilmiş olarak ve titreyerek hızlıca geldiler,

Biz onların burunlarını sürte sürte çekip getiriyorduk,”

Bir başka şair de şöyle demektedir:

“Ona doğru acele ederek ve hızlıca koşuşanlar (geldiler,)”

“Filan kişi o işe düşkün oldu, Zeyd titredi ve filan kişi güzel bir görünüşe sahib oldu” tabirlerine (kelime şekli ve kullanımı itibariyle) benzer. Bu kelimeler ancak bu şekilde kullanılır.

O hırsından dolayı titremeye başladı, anlamına geldiği de söylenmiştir. Buna göre “Hızlıca ve onun yanına gitmek üzere çabucak koşuşarak (ona gittiler)” demek olur.

Birinci açıklamayı yapanlar şöyle derler: Bu kelime ancak hızlandı, hızla geldi anlamında; şeklinde; adam hızlandı, diye ve meçhul bir fiil lâfzı ile kullanılır. İbnu’l-Kutiyye der ki: ” Arkadan sürüldü, sürüklendi ve acele etmesi istendi” anlamındadır. el-Herevî der ki: Çabucak gelmesi için teşvik edildi, istendi” denilir.

İbn Abbâs, Katâde ve es-Süddî ise bunu koşarak geldiler; ed-Dahhâk koşa koşa geldiler; İbn Uyeyne arkadan itiliyorlarmışcasına geldiler diye açıklamışlardır. Şimr b. Atiyye der ki: Bu koşmak ile yürümek arasındaki (koşar gibi) yürüyüş demektir. el-Hasen ise, bu iki yürüme şekli arasında bir yürümedir (orta yollu yürüme). Anlamlar birbirlerine yakındır.

Rivâyet olunduğuna göre çabucak gelişlerinin sebebi şudur: Hazret-i Lûı’un kâfir olan eşi misafirleri ve onların güzelliklerini, endamlarını görünce, evinden dışarı çıktı ve kavminin oturduğu meclislerine yardı. Onlara şöyle dedi: Bu gece Lût’un benzersiz güzellikte misafirleri geldi. Onlar şöyle şöyle idiler… İşte bunun üzerine Hazret-i Lût’un kavmi yanına koşarcasına geldiler.

Nakledildiğine göre elçiler, Hazret-i Lût’un bulunduğu şehire ulaştıklarında, onu tarlasında çalışırken buldular. Başka bir görüşe göre kızını Sedum nehrinden su alırken gördüler. Ona kendilerini misafir edip, ağırlayacak bir kimse göstermesini söylediler. Kızı onların güzel endamlarını görünce Lût kavminden onlara kötülük gelmesinden korktu ve: Olduğunuz yerde durunuz, deyip babasına gitti; durumu haber verdi.

Hazret-i Lût yanlarına geldiğinde ona, bu gece bizi misafir etmeni istiyoruz dediler. O da kendilerine: Bu kavmin neler yaptığını hiç duymadınız mı? dedi. Onlar ne yapıyorlar? diye sorunca, Hazret-i Lût şöyle dedi: Allah adına şahitlik ederim ki bunlar yeryüzünde en kötü kavimdirler. Şanı yüce Allah da meleklerine şöyle emretmiş idi: Lût onların aleyhine dört defa şahitlik etmedikçe o kavmi azaplandırmayınız. Hazret-i Lût bu sözü söyleyince, Hazret-i Cebrâîl de arkadaşlarına: Bu bir, dedi. Daha sonra karşılıklı olarak konuşmaları devam etti ve nihayet Hazret-i Lût’un kavmi aleyhine şahitliği dördü buldu. Sonra da ge tenlerle birlikte şehre girdi.

“Onlar zaten daha önce” yani elçilerin gelişinden önce; Hazret-i Lût’un gelişinden önce diye de açıklanmıştır;

“kötü İşler işlemeğe alışmışlardı.” Yani onlar erkeklere yaklaşmayı adet haline getirmişlerdi.

Kavmi Hazret-i Lût’un yanına gelip misafirlerine yönelmek istediklerinde Hazret-i Lût önlerine misafirlerini savunmak üzere kalkıp dikildi ve:

“Ey kavmim! İşte kızlarım” dedi. Bu âyet mübtedâ ve haberdir.

Hazret-i Lût’un:

“İşte kızlarım” şeklindeki sözlerinin anlamı ile ilgili farklı görüşler vardır:

Denildiğine göre Hazret-i Lût’un üç öz kızı vardı. Bunların iki tane olduğu, İsimlerinın da Zîtâ ve Zaûrâ oldukları da söylenmiştir. Yine denildiğine göre Lût kavminin itaat ettikleri iki ileri gelenleri vardı. Hazret-i Lût onlara kızlarım vermek istedi. Yine bir diğer açıklamaya göre Hazret-i Lût böyle bir durumda onları nikâhlanarak evlenmeye teşvik etti. O zamanın şeriatlerinde kâfir bir erkeğin, mü’min bir kadın ile evlenmesi câiz idi, İslam’ın ilk dönemlerinde de bu caizdi, sonradan nesh edildi. Nitekim Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir kızını Utbe b. Ebi Leheb’e, diğerini de Ebû’l-As b. er-Rebi’ ile peygamber olmadan önce evlendirmiş idi. Bu İkisi de kâfir idiler.

Aralarında Mücahid ve Saîd b. Cübeyr’in de bulunduğu bir topluluk ise derler ki: Hazret-i Lût:

“İşte kızlarım” diyerek bütün kadınlara işaret etmiştir. Çünkü bir kavmin peygamberi onların babası gibidir. Bu görüşü İbn Mes’ûd’un; (el-Ahzâb, 33/6)dakİ: “Peygamber mü’minler için kendi öz canlarından önce gelir. Onun zevceleri de analarıdır” âyetini “ve o onların babasıdır” şeklindeki okuyuşu desteklemektedir.

Bir başka kesim şöyle demektedir: Hazret-i Lût’un bu sözü bir savunma idi. Onu fiilen gerçekleştirmek istemiş değildi. Bu görüş Ebû Ubeyde’den rivâyet edilmiştir. Nitekim başkasının malını yemekten alıkonmak istenen kimseye: Domuz senin için bundan daha helaldir, denilmesi de buna benzemektedir. İkrime de der ki: Hazret-i Lût ne kendi kızlarını, ne de ümmetinin kızlarını nikâhlamalarını teklif etmiş değildi. O bu sözlerini sadece çekip gitsinler diye söylemişti.

“Onlar sizin için daha temizdirler” anlamındaki âyet, mübtedâ ve haberdir. Yani ben sizi onlarla evlendireyim, bu sizin yapmak istediğinizden sizin için daha çok temizdir, yani daha bir helâldir. Temizlenmek (tetalıhur) ise helâl olmayan şeyden uzak durmak demektir.

İbn Abbâs der ki: Kavimlerinin ileri gelenleri, başkanları Hazret-i Lût’dan kızlarını istemişler, o da onlara henüz cevab vermemişti. İşte o gün kızlarını feda ederek, misafirlerini kurtarmak istemişti. Diğer taraftan; ” Buhârî, Cihâd 164, Meğâzî 17; Müsned, I, 288, 463, IV, 293. Daha temizdir” ifadesindeki “hemze” tafdil için değildir ki, erkeklere yaklaşmanın bir temizlik olduğu vehmi söz konusu olsun. Aksine buradaki ifade şunu andırır: Allah daha büyük, daha yüce ve daha celildir. Her ne kadar bu ifade tafdil için değilse de (kipi böyledir) ve bu kullanım şekli, Arap diline uygun ve yaygındır. Şanı yüce Allah’a karşı hiçbir kimse büyüklük yarışına giremez ki, yüce Allah ondan daha büyük olsun. Nitekim Ebû Süfyan b. Harb, Uhud günü şöyle demişti: Yücel ey hubel, yücel ey hubel! Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) de Hazret-i Ömer’e şöyle demişti: “De ki: Allah en yüce ve en üstün olandır.” İmâd: Nahiv ilminde “fasl zamiri’diye de bilinir. İkisi de marife olarak gelen mübtedâ ile haberi birbirinden ayırmak maksadıyla araya getirilen munfasıl ref zamirine denilir. R. eş-Şertinî, Mebâdiu’l-Arabiyye, IV, 206 207; A, Gani ed-Dahr, Mu’cemu’l-Kavâidi’l-Arabiyye, s. 294-295. Hubel ise hiçbir zaman ne yüce, ne üstün olmuştur.

“Onlar daha temizdirler” âyeti genel olarak “ra” harfi ötreli olarak okunmuştur. Ancak el-Hasen ile Îsa b. Amr hal olarak nasb ile okumuşlar ve:

“Onlar” anlamındaki zamiri de imad(1) kabul etmişlerdir, el-Halil, Sîbeveyh ve el-Ahfeş ise burada bu zamirin İmad olmasını uygun görmezler. Bunun İmad olması ancak ifadenin kendisinden sonra gelen sözlerle tamam olması halinde söz konusudur. “Zeyd işte o senin kardeşindir” İfadesi türünde olur. Bununla “kardeş” anlamındaki kelimenin sıfat olmadığı gösterilmek istenir. ez-Zeccâc der ki: Ayrıca bununla; in habere ihtiyacı olduğunu belirtmiş olmaktadır. Başkası ise şöyle demektedir; Bununla haberin marife yahut marife seviyesinde bir isim olduğunu gösterir. Yüce Allah’ın:

“Artık Allah’tan korkun. Beni misafirlerimin yanında küçük düşürmeyin” âyeti, onlara karşı beni hakir ve zelil düşürmeyin, demektir. Hassan’ın şu beyitleri de bu türdendir:

“Ey Uteyb b. Malik, rezil etsin seni Rabbim,

Ve ölümden önce seni bir yıldırım ile alıp götürsün.

Sen, -kılıçlarla parçalanasıca- o sağ elini onu

Öldürmek kastıyla uzattın da ağzını kanattın.”

Bununla birlikte bu kelimenin utanmak ve haya etmek anlamına gelen; dan gelmesi de mümkündür. Nitekim şair Zu’r-Rime de şöyle demektedir:

“(Kumdaki) ipi andıran kıvrım tarafından yaptığı hücumundan sonra

Onu bulan öfke ile karışık- bir utanılacak şeydir.’

Bir başka şair de şöyle demektedir:

“Rüzgar üzerindeki carı vücuduna yapıştıracak yahut ta süsleri

Boynundan uzaklaşacak olursa, utanma beyaz (tenli )lerden,”

“Misafir” kelimesi ise aynı zamanda ikil ve çoğul için de bu şekilde kullanılır. Çünkü kelime aslı İtibariyle mastardır. Nitekim şair de şöyle demektedir:

“Zaman durdukça misafir için kassabın palasını, eksik etmesin

Halbuki misafir ziyaretçilerin en çok hak sahibidir.”

Bununla birlikte bu kelimenin tesniye ve çoğulu da yapılabilir. Ancak birinci şekil daha çok kullanılır. Mesela; ” Oruçlu, oruçsuz ve ziyaretçi adamlar” demek (bu kelimeler mastar olduğu İçin tesniye ve çoğulda değişmemesi) bunun gibidir, “Kişi utandı” demektir. Rezil ve rüsvay oldu anlamında ise; şeklinde gelir. Bu iki anlamda ise müzari de aynı şekilde diye kullanılır.

Daha sonra Hazret-i Lût onları:

“İçinizde aklı başında bir adam yok mu sizin?” diye azarladı. Yani aranızda iyiliği emredip, münkerden alıkoyacak güçlü bir kimse yok mu? Buradaki,

“Aklı başında” kelimesinin doğru hareket eden anlamında olduğu söylendiği gibi, salih ya da ıslah edici bir kimse anlamında olduğu da söylenmiştir. İbn Abbâs der ki: Burada “reşîd”den kasıt mü’min demektir. Ebû Malik ise münkerden alıkoyan kimse diye açıklamıştır. Reşid’in reşed anlamında olduğu da söylenmiştir. Reşed ve reşâd hidayet ve İstikamet demektir. Yine bu kelimenin mürşid (hakkı gösteren, ona yönelten) anlamında olması da mümkündür. “Haklım” kelimesinin muhkim (işi sağlam ve hikmetli yapan) anlamında kullanılması gibi.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/hud-77/,https://kutsalayet.de/hud-79/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız