“O’nun ortağı yoktur. Bana böyle emredildi ve ben Müslümanların ilkiyim.”
Diyanet Vakfı
Onun ortağı yoktur. Bana sadece bu emrolundu ve ben müslümanların ilkiyim.
Kurtubi Tefsiri
“O’nun hiç bir ortağı yoktur. Ben bununla emrolundum ve ben müslümanların ilkiyim.”
2. “Her Şeyim Âlemlerin Rabbi Allah İçindir”:
“De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetim” âyetinde geçen namaz anlamındaki “salâf’ın türeyişi ile ilgili açıklamalar daha önceden (el-Bakara, 2/3- âyet, 10. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır.
Buradaki “namaz’ın gece namazı olduğu söylendiği gibi, bayram namazı olduğu da söylenmiştir. “Nûsuk: (mealde: ibadet)”in “nesike”nin çoğulu olup kesilen hayvan demektir. Mücahid, ed-Dahhâk, Saîd b. Cübeyr ve başkaları da böyle demiştir. Yani, hac ve umre sırasında kestiğim kurbanlar da Allah içindir. el-Hasen: Dinimin ibadetleri anlamındadır, der. ez-Zeccâc der ki: Benim ibadetim Allah içindir, demektir. Nitekim, yaptığı ibadet ile yüce Allah’a yaklaşan kişi anlamındaki “Nâsik” de buradan gelmektedir.
Kimileri de şöyle demiştir: Bu âyet-i kerimede geçen “nusuk” bütün iyi ameller ve itaatlerdir. Kendisini ibadete vermesini anlatmak üzere; “Filan kişi ibadet etti, o, abiddir” sözünden alınmadır.
“Hayatım” yani, hayatım boyunca bütün işlediklerim
“ve ölümüm” yani, vefatımdan sonra yapacağım bütün vasiyetlerim
“âlemlerin Rabbı olan Allah içindir.” Yani, bütün bunlarla yalnız kendisine yaklaşmayı maksat olarak gözetirim.
Şöyle de açıklanmıştır: “Hayatım ve ölümüm… Allah içindir.” Yani, O’nun için yaşar, O’nun için ölürüm.
el-Hasen “İbadetim.” kelimesini “sin” harfini sakin olarak okumuştur. Medineliler de hayatım kelimesini, idraç ile okuduklarında “ye” harfini sakin olarak okurlar. Herkes ise, bunu üstü n olarak okur. Çünkü o takdirde iki sakin bir araya gelmiş olur. en-Nehhâs der ki: Yûnus müstesna nahivcilerden hiç kimse bunu câiz görmez. Yûnus’un bunu câiz görmesi ise, önceki harfin “elif oluşundan dolayıdır. Bundaki uzatma harfi olan “elif” ise, hareke yerini tutmaktadır. Nitekim Yûnus: “İkiniz Zeyd’i vurunuz,” şeklindeki söyleyişte “nûn” harfini sakin okumayı câiz görmüştür. Nahivcilerin bunu uygun görmeyişleri ise, iki sakinin bir arada bulunup ikincisinde idğamın sözkonusu olmayışından dolayıdır. Medine halkının kıraati ile okuyup de lahndan da kurtulmak isteyen kimse, ” (……): Hayatım” kelimesi üzerinde vakıf yapar. Böylelikle bütün nahivcılere göre lahn yapmamış olur.
İbn Ebi ishâk, Îsa b. Ömer ve Âsım el-Cehderî ise, “elifsiz olarak ve ikinci “yâ’yı şeddeli olmak üzere; diye okumuşlardır ki, bu da Yukarı Mudarlıların söyleyişidir. Onlar; Kafam, asam” diye kullanırlar. Dilciler de şöyle bir mısra naklederler:
“Benim isteğimi bırakıp gittiler de kendi hevâlarına hızlıca koştular,”
Nitekim bu mısra diğeri ile birlikte tam bir beyit olarak (el-Bakara, 2/38. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.
3. Şâfiî’nin Namazda İftitah Tekbirinden Sonra, Fâtiha’dan Önce Okuduğu Dua:
el-Kiyâ et-Taberî der ki: yüce Allah’ın:
“De ki: Hiç şüphesiz Rabbim beni dosdoğru bir yola… iletti” âyetinden itibaren: “De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir” âyetine kadar olan bölümü Şâfiî, namaza bu yüce zikir ile başlamaya delil göstermiştir. Çünkü yüce Allah, Peygamberine bunu emretmiş ve bunu Kitabında indirmiştir. Daha sonra da Ali (radıyallahü anh)’dan rivâyet edilen şu hadisi zikretmektedir: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) namaza başladığında şöyle derdi:
“Ben, yüzümü gökleri ve yeri yoktan var edene hanif olarak yönelttim ve ben müşriklerden değilim. Şüphesiz benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir… Ve ben müslümanlardanım.”‘
Derim ki: Müslim, Sahih’inde Ali b. Ebî Tâlib (radıyallahü anh)’dan rivâyet ettiğine göre, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) namaza kalktığında şöyle derdi:
“Ben, yüzümü gökleri ve yeri yoktan yaratana hanif olarak çevirdim. Ben müşriklerden değilim. Muhakkak benim namazım, İbadetim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. O’nun hiçbir ortağı yoktur. Ben bununla emrolundum. Ve ben müslümanların ilkiyim. Allah’ım Sen melik (mutlak egemen)sin. Senden başka ilâh yoktur. Sen benim Rabbimsin. Ben de senin kulunum. Kendime zulmettim. Günahımı itiraf ediyorum. Bütün günahlarımı bana bağışla. Çünkü hiç şüphesiz Senden başka günahları bağışlayacak yoktur. Beni ahlakın en güzeline ilet. Ahlakın en güzeline Senden başka hiç bir kimse iletemez. Ahlakın kötüsünü benden uzak tut. Onun kötüsünü Senden başka benden kimse uzak tutamaz. Buyû’r Allah’ım. İşte Senin emrin için huzurundayım. Hayır tamamıyla Senin elindedir. Şer ise Sana nisbet olunamaz. Sen mübareksin, yücesin. Senden mağfiret dilerim, Sana tevbe ederim.” Müslim, S…-Müsâfirin 2; Tirmizî, Deavat 32, Nesâî, İftitah 17; Dârimî, Salât 33.
Bu hadisi, Dârakutnîde rivâyet etmiş olup, sonunda şöyle demektedir: Bize, en-Nadr b. Şumeyl’den ulaştığına göre -ki o, dil ve diğer alanlarda ilim adamlarındandı- şöyle demiştir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın: “Şer ise Sana nisbet olunamaz” sözünün anlamı şudur: Şer, kendisiyle sana yaklaşılacak amellerden değildir, demektir. Dârakutnî, I, 297-298. Mâlik der ki: Namazda tevcih (yani veccehtü diye başlayan bu duayı okumak) insanlara vacip değildir. Onlara vacip olan tekbir getirmek, sonra da kıraattir.
İbnu’l-Kasım der ki: Mâlik, İnsanların kıraatte, önce söyledikleri “Subhânekallahumme ve bihamdike…” duasının okunması gerektiği görüşünde değildi. “Muhtasara ma Leyse fil Muhtasar” adlı eserde de şöyle denmektedir: Mâlik, bu hususta hadisin sahih olması dolayısıyla kendisi için özel olarak bu görüşte olmakla birlikte, bunu okumanın vacip oluşuna inanırlar korkusuyla insanların bunu okuması gerektiği görüşünde değildi.
Ebû’l-Ferec el-Cevzî de der ki: Hocamız fakih Ebû Bekr ed-Dineverî’nin arkasında çocukluğum sırasında namaz kılıyordum. Benim bu şekilde hareket ettiğimi görünce şöyle dedi: Yavrucuğum, fukaha, İmâmın arkasında Fâtiha okumanın vücubu hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bununla birlikte iftitah duasının (yani, iftitah tekbirinden sonra okunacak duanın) sünnet oluşunda ihtilaf etmemişlerdir. O bakımdan sen, vacip olanla uğraş, sünnetleri bırak.
Mâlik’in bu husustaki delili, Hazret-i Peygamberin namaz kılma şeklini Öğrettiği bedevî araba söylediği şu sözlerdir: “Namaza kalktığında tekbir getir, sonra da Kur’ân oku.” Buhârî, Ezan 95, 122; Müslim, Selat 45; Ebû Dâvûd, Salât 144; Tirmizî, Mevâkitu’s-Salat 110; Nesâî, İftitah 7, Müsned, II, 437. Hazret-i Peygamber. Ebû Hanîfe’nin söylediği gibi, bu bedevî araba Subhaneke’yi oku demediği gibi, Şâfiî’nin söylediği gibi veccehtüvechi’yi oku da dememiştir. Ubey (b. Kâ’b)’a da: “Namaza başladığın vakit ne okuyorsun” diye sormuş, O da: Önce Allahu ekber dedim, sonra da Elhamdülillahi rabbil alemin… diyerek okudum demiş Muvatta’’, N…. 37. ve burada ne veccehtü okumaktan, ne de subhaneke okumaktan sözetmiştir.
Ali (radıyallahü anh), Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın bunları söylediğini haber vermiştir, denilecek olursa, biz de şöyle deriz: Hazret-i Peygamber’in bunu tekbirden önce söyleyip sonra da tekbir getirmiş olması da muhtemeldir. Bu, bize göre hasen bir iştir. Nesâî ve Dârakutnî’nin rivâyetine göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) namaza başladığında önce tekbir getirir, sonra da: “Muhakkak benim namazım ve ibadetim…” diye hadiste nakledileni Nesâî, …. 16, Dârakutnî, I. 298. okurdu, denilecek olursa; biz de şöyle deriz: Biz bunu, gece kılınan nafile namazı hakkında yorumlarız. Nitekim, Nesâî’ nin Kitabında Ebû Said’den şöyle dediği rivâyet edilmektedir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) geceleyin namaza başladımı:
“Seni teşbih ve tenzih ederim Allah’ım. Senin hamdinle başlıyorum. İsmin ne mübarektir, şanın ne yücedir! Senden başka hiçbir ilâh yoktur” Nesâî, İftitah 17, Dârakutnî, I. 298. derdi. Yahut da biz bunu mutlak olarak nafile hakkında kabul ederiz. Çünkü nafile, hüküm itibariyle farzdan daha hafiftir. Zira, kişinin nafile namazı ayakta da, oturarak da, binek üzerinde de kılması, yolculuk esnasında kıbleye de, başka tarafa da yönelerek kılması caizdir, o bakımdan onun işi daha kolaydır.
Yine Nesâî, Muhammed b. Mesleme’den rivâyetine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) nafile namaz kılmak üzere kalktığında önce “Allahuekber” deyip; “Gökleri ve yeri yoktan var eden Allah’a yüzümü yönelttim. Ve ben müşriklerden değilim. Benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir. O’nun hiçbir ortağı yoktur. Ben bununla emrolundum ve ben müslümanların ilkiyim. Allah’ım Sen melik (mutlak egemenisin, Senden başka ilâh yoktur. Seni teşbih ve tenzih ederim. Sana hamd ile başlarım… der, sonra da okurdu.” Nesâî, İftitah 17.
İşte bu hem nafile namaz hakkında, hem de farz namaz hakkında açık bir nasstır. Eğer bu duanın farz namazda tekbirden sonra okunduğu sahih olarak sabit olmuş olsa dahi bu, câiz oluşuna ve müstehaplığına hamledilir. Sünnet olan ise, tekbirden sonra kıraate geçmektir. İşlerin gerçek mahiyetini en iyi bilen Allah’tır. Diğer taraftan kişi bu duayı okuyacak olsa dahi-, “Ve ben müslümanların ilkiyim” dememelidir. Bu ise bir sonraki başlığımızın konusudur.
4. Veccehtü Duasında, Neden: “Ve Ben Müslümanların İlkiyim” Denilmez:
Çünkü, Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) müstesna, hiç bir kimse müslümanların ilki değildir. İbrahim ve diğer peygamberler ondan önce değil midir diye sorulacak olursa, derim ki: Bu soruya üç türlü cevap verilebilir:
1. Hazret-i Peygamber manen bütün mahlukatın ilki olarak yaratılmıştır. Nitekim Ebû Hüreyre yoluyla gelen hadiste Hazret-i Peygamber’in şöyle buyurduğu nakledilmektedir: “Biz dünyada sonradan gelenleriz, kıyâmet gününde ilkleriz. Ve bîz, cennete ilk girecek olanlarız.” Müslim, Cumua 20-21; Nesâî, Cumua 1.
Huzeyfe (radıyallahü anh)’ın rivâyet ettiği hadisle de şöyle denilmektedir: “Biz dünya ehli arasında (ümmet olarak) sonuncularız. Kıyâmet gününde ise bütün mahlukattan önce haklarında hüküm verilecek olan ilkleriz.” Müslim, Cumua 22; Nesâî, Cumua 1.
2. Hazret-i Peygamber, yaratılış itibariyle onlardan önce olduğundan dolayı onların ilkidir. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Hani Biz, peygamberlerden ahidlerini almıştık. Senden de, Nûh’tan da…” (el-Ahzab, 33/7) Katade der ki: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Ben, yaratılış itibariyle peygamberlerin ilki, gönderiliş itibariyle onların sonuncusuyum.” “Âdem henüz ruh ile ceset arasında iken ben Peygamberdim’ anlamında: İbn Sa’d, Tabakat, VII, 60. İşte bundan dolayı burada Hazret-i Peygamber’in ismi Nûh ve sair peygamberlerden önce zikredilmiştir.
3. O, kendi dinine tabi olan müslümanların ilkidir. Bu açıklama, İbnü’l-Arabî’ye aittir. Bu, Katade’nin ve başkalarının da görüşüdür.
Diğer taraftan “ilk” kelimesi hususunda ve rivâyetler arasında farklılık vardır. Belirttiğimiz gibi kimi rivâyetlerde bu sabittir, kimilerinde de bu sabit değildir,
İmrân b. Husayn der ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Ey Fatıma, kalk ve kurbanının yanında hazır bulun. Çünkü onun kanının İlk damlası ile birlikte İşlemiş olduğun bütün günahların sana bağışlanır,” Sonra da şöyle de:
“Muhakak benim namazım ve kurbanım, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir. Onun hiç bir ortağı yoktur. Ben bununla emrolundum ve ben müslümanların ilkiyim.” İmrân der ki: Ey Allah’ın Rasulü, bu yalnız senin ve ehl-i beytin için midir, yoksa genel olarak bütün müslümanlar için midir? Hazret-i Peygamber: “Hayır, genel olarak bütün müslümanlar içindir” diye buyurdu. Hâkim, el-Müstedrek, IV, 222; el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, IV, 17.