Sabahı yarandır; geceyi bir dinlenme vakti, güneşi ve ayı da bir hesap ölçüsü kılmıştır. İşte bu, mutlak üstün ve her şeyi bilenin takdiridir.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Falikul isbah (sabahı yarandır) ve cealel leyle sekenen (geceyi dinlenme vakti yaptı) veş şemse vel kamera husbanen (güneşi ve ayı hesap ölçüsü yaptı) zalike takdirul azizil alim (işte bu üstün ve bilenin takdiridir)
Mukatil Tefsiri
Sonra yine yaptığı şeylerden bir kısmını zikrederek, yaptığına bakılıp tevhidine delil çıkarılması için şöyle buyurdu: Sabahı yarıp çıkarandır, yani başlangıcının belirdiği andan itibaren gündüzü yaratandır. Geceyi bir dinlenme vakti kılmıştır; yaratıkları onda bedenlerini dinlendirmek için sakinleşirler. Güneşi ve ayı da bir hesap ölçüsü kılmıştır; yani onları gökteki seyirlerinde hesap düzenine göre kılmıştır ki yılların sayısını ve hesabı bilesiniz. Çünkü Allah ikisi için dünya semasında menziller takdir etmiştir. İşte bu, mülkünde mutlak güç sahibi olan, dilediğini yapan Allah’ın takdiridir; bilen, yani yaratıkları hakkında takdir ettiği şeyi bilendir. Bunun benzeri Yûnus sûresindedir.
Taberi Tefsiri
Sabahı yarandır sözüyle, sabahın aydınlığını gecenin karanlığından ve siyahlığından yarıp çıkarması kastedilmektedir. “İsbâh”, “asbahnâ isbâhan” sözündeki mastardır. Tefsir ehlinin çoğu da buna yakın bir açıklama yapmıştır.
Bunu söyleyenlerin zikri şöyledir: İbn Vekî‘ bize rivayet etti, dedi ki: Muhâribî bize Cüveybir’den, o da Dahhâk’tan rivayet etti. Dahhâk, Sabahı yarandır sözü hakkında: Sabahın aydınlığıdır, dedi.
Muhammed b. Amr bana rivayet etti, dedi ki: Ebû Âsım bize rivayet etti, dedi ki: Îsâ bize İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den rivayet etti. Mücâhid, Sabahı yarandır sözü hakkında: Fecrin aydınlığıdır, dedi.
Müsennâ bana rivayet etti, dedi ki: Ebû Huzeyfe bize rivayet etti, dedi ki: Şibl bize İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den bunun benzerini rivayet etti.
Hasan b. Yahyâ bize rivayet etti, dedi ki: Abdürrezzâk bize haber verdi, dedi ki: Ma‘mer bize Katâde’den haber verdi. Katâde, Sabahı yarandır sözü hakkında: Sabahı yarandır, dedi.
Müsennâ bana rivayet etti, dedi ki: Ebû Sâlih bize rivayet etti, dedi ki: Muâviye b. Sâlih bana Ali b. Ebî Talha’dan, o da İbn Abbas’tan rivayet etti. İbn Abbas, Sabahı yarandır sözü hakkında: “İsbâh” ile gündüz güneşin ışığı ve gece ayın ışığı kastedilmektedir, dedi.
İbn Humeyd bize rivayet etti, dedi ki: Hakkâm bize rivayet etti, dedi ki: Anbese bize Muhammed b. Abdurrahman b. Ebî Leylâ’dan, o da Kāsım b. Ebî Bezze’den, o da Mücâhid’den rivayet etti. Mücâhid, Sabahı yarandır sözü hakkında: Sabahı yarandır, dedi.
İbn Humeyd bunu bir defasında yine aynı isnadla Mücâhid’den rivayet etti ve onun Sabahı yarandır sözü hakkında: Sabahın aydınlığıdır, dediğini aktardı.
Yûnus bana rivayet etti, dedi ki: İbn Vehb bize haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd, Sabahı yarandır sözü hakkında: Sabahı geceden yarıp çıkardı, dedi.
Hüseyin b. Ferec’den bana rivayet edildi, dedi ki: Ebû Muâz’ı şöyle derken işittim: Ubeyd b. Süleyman bize rivayet etti, dedi ki: Dahhâk’ın Sabahı yarandır sözü hakkında şöyle dediğini işittim: Nuru, yani gündüzün nurunu yaratandır.
Başkaları ise bunun anlamının geceyi ve gündüzü yaratmak olduğunu söylemiştir. Bunu söyleyenlerin zikri şöyledir: Muhammed b. Sa‘d bize rivayet etti, dedi ki: Babam bana rivayet etti, dedi ki: Amcam bana rivayet etti, dedi ki: Babam bana babasından, o da İbn Abbas’tan rivayet etti. İbn Abbas, Sabahı yarandır ve geceyi bir dinlenme vakti kılmıştır sözü hakkında: Geceyi ve gündüzü yarattı, dedi.
Hasan-ı Basrî’den, Sabahı yarandır sözündeki kelimeyi elif harfini üstün okuyarak “asbâh” şeklinde okuduğu nakledilmiştir. Sanki bunu “sabah” kelimesinin çoğulu olarak yorumlamış ve her günün sabahını kastederek onu “asbâh” yapmıştır. Ondan başka hiç kimseden böyle okuduğu bize ulaşmamıştır. Bizim dışında bir kıraati caiz görmediğimiz okuyuş ise elif harfini esreli okuyarak “el-isbâh” şeklindedir. Çünkü kıraat ehlinin ve tefsir ehlinin hüccet kabul edilen topluluğu bunun doğruluğunda birleşmiş ve buna aykırı okuyuşu terk etmiştir.
Geceyi bir dinlenme vakti kılmıştır sözüne gelince, kıraat âlimleri bunun okuyuşunda ihtilaf etmişlerdir. Hicaz ve Medine kıraat âlimlerinin çoğu ile Basralıların bir kısmı bunu isim kalıbıyla “ve câ‘ilu’l-leyli” şeklinde elifli ve merfû okumuş, “câ‘il” kelimesini “fâlik” üzerine atfetmiş, “leyl” kelimesini de “câ‘il”e muzaf olduğu için mecrur okumuştur. “Şems” ve “kamer” kelimelerini ise “leyl”in mahalline atfederek mansup okumuşlardır. Çünkü “leyl” lafız olarak mecrur olsa da mana bakımından mansup makamındadır; zira “câ‘il”in mef‘ûlüdür. Araya bir dinlenme vakti sözü girdiği için, “şems” ve “kamer” kelimelerinin “leyl”in lafzına değil manasına atfedilmesi güzel olmuştur.
Şair şöyle demiştir:
İhtiyaçlardan nice olgunlaşmışı yahut taze bir ihtiyacı,
Kapılarda oturmuş ihtiyaç isteyenler olarak.
Burada ikinci “ihtiyaç” kelimesini birincisinin lafzına değil, manasına atfederek mansup okumuştur. Çünkü birincisi lafızda mecrur olsa da mana bakımından mansuptur.
Bazen arada ayırıcı bulunmasa bile ikinci kelimenin bir öncekinin lafzına değil manasına atfedildiği olur. Nitekim şair şöyle demiştir:
Biz ona bakarken bize geldi,
Şikâyetini ve çobanın çakmağını asmış hâlde.
Kûfe kıraat âlimlerinin çoğu ise Geceyi bir dinlenme vakti kıldı, güneşi… şeklinde fiili geçmiş zaman kalıbıyla okumuş ve “leyl” kelimesini mansup yapmıştır.
Bize göre bu konudaki doğru görüş şudur: Bunların ikisi de şehirlerin kıraatlerinde yaygın olan, anlam bakımından birbirine uygun iki kıraattir. Okuyucu hangisiyle okursa hem i‘rab hem mana bakımından doğru okumuş olur.
Yüce Allah geceyi dinlenme vakti kıldığını haber vermiştir. Çünkü gündüz hareket eden her şey gece olunca sakinleşir ve durulur; meskenine ve barınağına yerleşir.
Güneşi ve ayı da bir hesap ölçüsü kılmıştır sözünün teviline gelince, Ebû Ca‘fer şöyle dedi: Tefsir ehli bu konuda ihtilaf etmiştir. Bazıları bunun anlamının, güneşi ve ayı yörüngelerinde bir hesaba göre yürütmesi olduğunu söylemiştir.
Bunu söyleyenlerin zikri şöyledir: Müsennâ bana rivayet etti, dedi ki: Abdullah b. Sâlih bize rivayet etti, dedi ki: Muâviye b. Sâlih bana Ali b. Ebî Talha’dan, o da İbn Abbas’tan rivayet etti. İbn Abbas, Güneşi ve ayı da bir hesap ölçüsü kılmıştır sözü hakkında: Günlerin, ayların ve yılların sayısıdır, dedi.
Muhammed b. Sa‘d bana rivayet etti, dedi ki: Babam bana rivayet etti, dedi ki: Amcam bana rivayet etti, dedi ki: Babam bana babasından, o da İbn Abbas’tan rivayet etti. İbn Abbas, Güneşi ve ayı da bir hesap ölçüsü kılmıştır sözü hakkında: Kendileri için belirlenmiş bir vakte doğru akıp giderler, dedi.
Muhammed b. Hüseyin bana rivayet etti, dedi ki: Ahmed b. Mufaddal bize rivayet etti, dedi ki: Esbât bize Süddî’den rivayet etti. Süddî, Güneşi ve ayı da bir hesap ölçüsü kılmıştır sözü hakkında: Bir hesaba göre, dedi.
Müsennâ bana rivayet etti, dedi ki: İshak bize rivayet etti, dedi ki: Abdullah b. Ebî Ca‘fer bize babasından, o da Rebî‘den rivayet etti. Rebî‘, Güneşi ve ayı da bir hesap ölçüsü kılmıştır sözü hakkında şöyle dedi: Güneş ve ay bir hesap içindedir. Günleri sona erdiğinde bu, dünyanın sonu ve büyük korkunun başlangıcıdır. İşte bu, mutlak üstün ve her şeyi bilenin takdiridir.
Hasan b. Yahyâ bize rivayet etti, dedi ki: Abdürrezzâk bize haber verdi, dedi ki: Ma‘mer bize Katâde’den haber verdi. Katâde, Güneşi ve ayı da bir hesap ölçüsü kılmıştır sözü hakkında: Bir hesap içinde dönerler, dedi.
Kāsım bize rivayet etti, dedi ki: Hüseyin bize rivayet etti, dedi ki: Haccâc bana İbn Cüreyc’den, o da Mücâhid’den rivayet etti. Mücâhid, Güneş ve ay bir hesap ölçüsüdür sözü hakkında şöyle dedi: Bu, Her biri bir yörüngede yüzmektedirler (Enbiyâ 33) sözü gibidir ve Güneş ve ay bir hesaba göre hareket eder (Rahmân 5) sözü gibidir.
Başkaları ise bunun anlamının güneşi ve ayı birer ışık kılması olduğunu söylemiştir. Bunu söyleyenlerin zikri şöyledir: Bişr b. Muâz bize rivayet etti, dedi ki: Yezîd bize rivayet etti, dedi ki: Saîd bize Katâde’den rivayet etti. Katâde, Güneşi ve ayı da bir hesap ölçüsü kılmıştır sözü hakkında: Yani birer ışık, dedi.
Bana göre bu iki görüşten doğruya daha yakın olanı, güneşi ve ayı bir hesap ve sayı üzere akıp gider şekilde kıldığı; kendileri için belirlenen işin ve sürelerinin sonuna ulaşıncaya kadar böyle devam ettikleri ve yaratılmışların kendileri için yaratıldıkları yararlar doğrultusunda dönüp durdukları şeklindeki yorumdur.
Bu yorumu ayet için daha uygun görmemizin sebebi şudur: Yüce Allah bundan önce kullarına olan nimetlerini ve büyük hükümranlığını; onlar için sabahı yarması, taneden ve çekirdekten bitkileri ve dikilen ağaçları çıkarmasıyla zikretmiş, ardından da karada ve denizde yollarını bulmaları için yıldızları yaratmasını anmıştır. Bu sebeple güneşi ve ayı kullarının yararına bir düzen içinde yürüttüğünü belirtmesi, burada onların ışık vermesini yeniden zikretmesinden daha uygundur. Çünkü bunu daha önce Sabahı yarandır sözüyle ifade etmiştir. Aynı ayette başka bir anlam bulunmaksızın bunu ikinci defa tekrarlamanın bir anlamı yoktur.
Arapların dilinde “husbân”, “hisâb” kelimesinin çoğuludur; tıpkı “şuhbân” kelimesinin “şihâb”ın çoğulu olması gibi. Bunun burada, Bir hesabı hesapladım anlamındaki “hasibtu’l-hisâbe ahsibuhu hisâben ve husbânen” sözünden bir mastar olduğu da söylenmiştir. Araplardan Allah’a falanın hesabı ve hesabı düşer, anlamında Onun husbânı ve hisbeti Allah’a aittir sözünün kullanıldığı nakledilmiştir.
Sanıyorum ki Katâde, bunu “ışık” anlamında yorumlarken İbn Abbas’tan şu ayet hakkında nakledilen bir rivayete dayanmıştır: Yahut onun üzerine gökten bir afet gönderir (Kehf 40). İbn Abbas burada “husbân” kelimesini ateş olarak açıklamıştır. Katâde de Güneşi ve ayı da bir hesap ölçüsü kılmıştır sözünü buna göre yorumlamış olmalıdır. Fakat buradaki anlam bununla ilgili değildir.
H harfi esreli olan “hisbân” ise küçük yastık anlamındaki “hisbâne”nin çoğuludur ve önceki iki anlamla hiçbir ilgisi yoktur. “Hasabtuhu” denildiğinde, Onu bunun üzerine oturttum anlamı kastedilir.
Bir hesap ölçüsü sözündeki “husbânen” kelimesi Kıldı fiiliyle mansup olmuştur. Basralı nahivcilerden bazıları bunun anlamının Güneşi ve ayı bir hesaba göre kıldı olduğunu, buradaki “bi” harf-i cerrinin hazfedildiğini söylemiştir. Nitekim Allah’ın O, yolundan sapanı en iyi bilendir sözünde de anlam, Yolundan sapanı en iyi bilendir şeklindedir.
İşte bu, mutlak üstün ve her şeyi bilenin takdiridir sözünün teviline gelince, Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Burada vasfettiği; sabahı yarması, geceyi bir dinlenme vakti kılması ve güneşle ayı bir hesap ölçüsü yapması şeklindeki bütün bu fiiller, hükümranlığı üstün olanın takdiridir. O, cezalandırmak veya intikam almak üzere bir kimseyi kötülükle murat ettiğinde hiç kimse O’ndan kendisini koruyamaz. O, yaratılmışlarının maslahatlarını ve onların idaresini bilendir.
Bu, işitmeyen, görmeyen, hiçbir şeyi anlamayan ve akledemeyen, zarar da fayda da veremeyen; kendilerine kötülük yapılmak istendiğinde bunu yapmak isteyen kimseye karşı kendilerini korumaya dahi güç yetiremeyen putların ve heykellerin takdiri değildir.
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Ey cahiller! Öyleyse ibadetinizi bu şeyleri yapan için hâlis kılın ve O’na ibadette başka hiçbir şeyi ortak koşmayın.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…