"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Maide 5

Bugün size temiz şeyler helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helaldir; sizin yiyeceğiniz de onlara helaldir. Mümin kadınlardan hür ve iffetli olanlar ile sizden önce kendilerine kitap verilenlerden hür ve iffetli kadınlar da, namuslu olmak, zina etmeksizin ve gizli dostlar edinmeksizin mehirlerini verdiğiniz zaman size helaldir. Kim imanı inkâr ederse, onun ameli boşa gitmiştir ve o, ahirette hüsrana uğrayanlardandır.

Okunuşu ve Kelime Anlamı
El yevme (bugün) uhille (helal kılındı) lekumut tayyibatu (size temiz şeyler) ve taamullezine (ve yemekleri o kimselerin ki) utul kitabe (kendilerine kitap verildi) hillun (helaldir) lekum (size) ve taamukum (ve sizin yemeğiniz) hillun (helaldir) lehum (onlara) vel muhsanatu (ve iffetli kadınlar) minel mu’minati (mümin kadınlardan) vel muhsanatu (ve iffetli kadınlar) minellezine (o kimselerden ki) utul kitabe (kendilerine kitap verildi) min kablikum (sizden önce) iza (eğer) ateytumuhunne (onlara verdiyseniz) ucurahunne (mehirlerini) muhsinine (iffetli olarak) gayra (olmaksızın) musafihine (zina edenler) ve la (ve değil) muttehizi (edinenler) ahdan (gizli dostlar) ve men (ve kim) yekfur (inkar ederse) bil imani (imanı) fe kad (gerçekten) habitat (boşa gitmiştir) ameluhu (ameli) ve huve (ve o) fil ahireti (ahirette) minel hasirin (kaybedenlerdendir)

Mukatil Tefsiri
“Bugün size temiz ve hoş olan şeyler helâl kılındı” buyruğu, helâl olan şeylerin ve özellikle av hayvanlarından elde edilen meşru kesimlerin size helâl kılındığını ifade etmektedir.

“Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helâldir” buyruğundaki “yiyecekler”, Yahudi ve Hristiyanların kestikleri hayvanlar anlamındadır. Yani Ehl-i Kitab’ın kestikleri hayvanlar Müslümanlar için helâldir. Aynı şekilde onların kadınları da Müslümanlara helâldir.

“Sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir” buyruğu ise, Müslümanların kestikleri hayvanların Yahudi ve Hristiyanlar için de helâl olduğunu ifade etmektedir.

Ardından Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Mümin kadınlardan iffetli olanlar…” Bu, iffetli mümin kadınlarla evlenmenin helâl kılındığı anlamındadır.

“Ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar…” buyruğu ise, Yahudi ve Hristiyan kadınlardan hür ve iffetli olanlarla evlenmenin Müslümanlara helâl kılındığını ifade etmektedir.

“Mehirlerini verdiğiniz takdirde” buyruğu, nikâh sırasında mehirlerini vermeniz şartını ifade eder. “Namuslu kimseler olarak” buyruğu, onların iffetlerini koruyarak zina etmeyen kimseler olmanız gerektiği anlamındadır.

“Zina etmeksizin” buyruğu, açıkça zina eden kimseler olmamanız demektir. “Gizli dostlar edinmeksizin” buyruğu ise, gizlice ilişki kurulan sevgililer edinmemeniz anlamındadır; yani bir kadını gizli dost edinip onunla gizlice ilişkiye girmemeniz gerekir.

Allah Teâlâ Ehl-i Kitap kadınlarıyla evlenmeyi helâl kılınca Müslümanlar: “Onlar bizim dinimizden değilken nasıl onlarla evlenebiliriz?” dediler. Ehl-i Kitap kadınları da: “Allah bizim Müslümanlarla evlenmemizi helâl kıldıysa, demek ki yaptıklarımızdan razıdır” dediler. Bunun üzerine Allah Teâlâ şu buyruğu indirdi:

“Kim imanı inkâr ederse…” Burada, Ehl-i Kitap kadınlarından Allah’ın birliğini inkâr edenler kastedilmektedir. “Onun ameli boşa gitmiştir ve o ahirette hüsrana uğrayanlardandır” buyruğu ise, inkâr üzere kalan kimsenin bütün amellerinin boşa çıkacağını ve onun ahirette kaybedenlerden olacağını ifade etmektedir. Böyle bir kimse kâfirlerdendir ve sonu hüsrandır. (Âl-i İmrân 85) ayetinde bildirildiği gibi, Allah katında kabul edilen tek din İslâm’dır; onun dışında bir din üzere kalan kimsenin ameli kabul edilmeyecektir.

Taberi Tefsiri
Yüce Allah’ın “Bugün size temiz şeyler helal kılındı” sözüyle kastettiği şudur: Ey müminler! Bugün size kesilmiş hayvanlardan ve yiyeceklerden helal olanlar helal kılındı; onlardan pis olanlar değil. “Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helaldir” sözüne gelince, Yahudi ve Hristiyanlardan olan kitap ehlinin kesimleri size helaldir. Onlar, kendilerine Tevrat ve İncil verilen, bu iki kitap veya bunlardan biri indirilmiş olan ve bunlarla yahut bunlardan biriyle dinlenen kimselerdir. “Size helaldir” demesi, onların kestiklerini yemeniz helaldir, demektir; kitabı olmayan diğer şirk ehlinin, Arap müşriklerinin, putlara ve heykellere tapanların kestikleri ise böyle değildir. Çünkü onlardan Yüce Allah’ın birliğini ikrar etmeyen ve kitap ehlinin dinine girmeyen kimselerin kestikleri size haramdır. Sonra Yüce Allah’ın “Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği” sözüyle kitap ehlinden kimleri kastettiği konusunda ihtilaf edilmiştir. Bazıları şöyle demiştir: Allah bununla, Tevrat ve İncil kendisine indirilmiş olan veya onların milletine girip onların dinine bağlanan, onların haram kıldığını haram, helal kıldığını helal sayan, onlardan ve onlardan başka bütün milletlerden her kitap ehlinin kestiğini kastetmiştir. Bunu söyleyenlerin zikri şöyledir: Bize Muhammed b. Abdülmelik b. Ebî Şevârib rivayet etti, dedi ki: Bize Abdülvâhid rivayet etti, dedi ki: Bize Hasîf rivayet etti, dedi ki: Bize İkrime rivayet etti; dedi ki: İbn Abbâs’a Benî Tağlib Hristiyanlarının kestikleri soruldu. O da şu ayeti okudu: “Ey iman edenler! Yahudileri…” sözünden “Sizden kim onları dost edinirse, o da onlardandır” sözüne kadar (Mâide 51). Bize İbn Beşşâr rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Usme rivayet etti, dedi ki: Bize Saîd b. Beşîr, Katâde’den, o Hasan ve İkrime’den rivayet etti: Onlar Benî Tağlib Hristiyanlarının kestiklerinde ve kadınlarıyla evlenmekte sakınca görmezlerdi ve “Sizden kim onları dost edinirse, o da onlardandır” ayetini okurlardı (Mâide 51). Bize İbn Beşşâr rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Ebî Adiyy, Saîd’den, o Katâde’den, o da Hasan ve Saîd b. Müseyyeb’den rivayet etti: Onlar Benî Tağlib Hristiyanlarının kestiklerinde sakınca görmezlerdi. Bize İbn Beşşâr rivayet etti, dedi ki: Bize Abdurrahman rivayet etti, dedi ki: Bize Süfyân, Ebû Husayn’dan, o da Şa‘bî’den rivayet etti: O, Benî Tağlib Hristiyanlarının kestiklerinde sakınca görmezdi ve “Rabbin unutkan değildir” ayetini okurdu (Meryem 64). Bana İbn Beşşâr ve İbn Müsennâ rivayet ettiler, dediler ki: Bize Ebû Âsım rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Cüreyc haber verdi, dedi ki: Bana İbn Şihâb, Arap Hristiyanlarının kestiği hakkında rivayet etti; dedi ki: Din bakımından kitap ehli oldukları ve Allah’ın adını andıkları için yenir. Bize İbn Beşşâr ve İbn Müsennâ rivayet ettiler, dediler ki: Bize Ebû Âsım rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Cüreyc rivayet etti; dedi ki: Atâ şöyle dedi: Onlar ancak o kitabı okuyorlar. Bize Ya‘kûb b. İbrâhîm rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Uleyye rivayet etti, dedi ki: Bize Şu‘be rivayet etti; dedi ki: Hakem’e, Hammâd’a ve Katâde’ye Benî Tağlib Hristiyanlarının kestiklerini sordum. Onlar, bunda sakınca yoktur, dediler. Dedi ki: Hakem şu ayeti okudu: “Onlardan bir kısmı ümmidir; kitabı ancak kuruntular olarak bilirler” (Bakara 78). Bana Müsennâ rivayet etti, dedi ki: Bize Haccâc rivayet etti, dedi ki: Bize Hammâd, Atâ b. Sâib’den, o İkrime’den, o da İbn Abbâs’tan rivayet etti; dedi ki: Benî Tağlib’in kestiklerinden yiyin ve kadınlarıyla evlenin. Çünkü Allah kitabında şöyle buyurdu: “Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin; onlar birbirlerinin dostlarıdır. Sizden kim onları dost edinirse, o da onlardandır” (Mâide 51). Eğer onlar yalnızca dostluk sebebiyle onlardan olsaydı bile, onlardan sayılırlardı. Bana Ya‘kûb b. İbrâhîm rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Uleyye, İbn Ebî Arûbe’den, o da Katâde’den rivayet etti: Hasan, Benî Tağlib Hristiyanlarının kestiklerinde sakınca görmezdi ve şöyle derdi: Onlar bir dini benimsediler; işte o onların dinidir.

Başka kimseler ise şöyle demiştir: Bu ayette “kendilerine kitap verilenler” ile yalnızca Tevrat ve İncil kendilerine indirilmiş olan İsrailoğulları ve onların çocukları kastedilmiştir. Diğer milletlerden olup onların arasına girmiş, dinlerine bağlanmış ama İsrailoğullarından olmayan kimselere gelince, bu ayetle onlar kastedilmemiştir. Onların kestiklerini yemek helal olanlardan değildir; çünkü onlar Müslümanlardan önce kendilerine kitap verilen kimselerden değildir. Bu, Muhammed b. İdrîs eş-Şâfiî’nin söylediği görüştür; bunu bize Rebî‘ ondan rivayet etti. O, sahabe ve tâbiînden Arap Hristiyanlarının kestiklerini mekruh görenlerin sözünü de bu şekilde tevil ederdi. Arap Hristiyanlarının kestiklerini haram görenlerin zikri şöyledir: Bize Ya‘kûb b. İbrâhîm rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Uleyye, Eyyûb’dan, o Muhammed’den, o da Ubeyde’den rivayet etti; dedi ki: Ali şöyle dedi: Benî Tağlib Hristiyanlarının kestiklerini yemeyin; çünkü onlar Hristiyanlıktan yalnızca şarap içmeye tutunmuşlardır. Bize Ya‘kûb rivayet etti, dedi ki: Bize Hüşeym rivayet etti, dedi ki: Bize Hişâm, İbn Sîrîn’den, o Ubeyde’den, o da Ali’den haber verdi; dedi ki: Benî Tağlib Hristiyanlarının kestiklerini yemeyin; çünkü onlar Hristiyanlıktan şarap içmekten başka hiçbir şeye tutunmamışlardır. Bize Hasan b. Arafe rivayet etti, dedi ki: Bize Abdullah b. Bekr rivayet etti, dedi ki: Bize Hişâm, Muhammed b. Sîrîn’den, o da Ubeyde’den rivayet etti; dedi ki: Ali’ye Arap Hristiyanlarının kestiklerini sordum. O şöyle dedi: Onların kestikleri yenmez; çünkü onlar dinlerinden yalnızca şarap içmeye bağlanmışlardır. Bana Ali b. Saîd el-Kindî rivayet etti, dedi ki: Bize Ali b. Âbis, Atâ b. Sâib’den, o da Ebû’l-Bahterî’den rivayet etti; dedi ki: Ali bizi Arap Hristiyanlarının kestiklerinden menetti. Bize İbn Müsennâ rivayet etti, dedi ki: Bize Muhammed b. Ca‘fer rivayet etti, dedi ki: Bize Şu‘be, Ebû Hamza el-Kassâb’dan rivayet etti; dedi ki: Muhammed b. Ali’nin Ali’den şöyle rivayet ettiğini işittim: O, Benî Tağlib Hristiyanlarının kestiklerini mekruh görürdü. Bize İbn Humeyd rivayet etti, dedi ki: Bize Cerîr, Leys’ten, o Saîd b. Cübeyr’den, o da İbn Abbâs’tan rivayet etti; dedi ki: Arap Hristiyanlarının ve Ermeniye Hristiyanlarının kestiklerini yemeyin. Ali’den gelen bu haberler, onun Benî Tağlib Hristiyanlarının kestiklerini yemeyi, onların Hristiyanlık üzere olmamaları sebebiyle yasakladığını gösterir; çünkü onlar Hristiyanların helal kıldığı şeyleri helal, haram kıldığı şeyleri de haram saymayı şarap dışında terk etmişlerdi. Bir milleti benimsediğini söyleyip de ondan hiçbir şeye tutunmayan kimse, o millete ve onun ehline katılmaktan çok, ondan uzak olmaya daha yakındır. İşte bu yüzden Ali, Benî Tağlib Hristiyanlarının kestiklerini yemeyi yasaklamıştır; yoksa onların İsrailoğullarından olmamaları sebebiyle değil. Durum böyle olduğuna ve bir Hristiyan yahut Yahudi, İsrailoğullarından olsun veya başkalarından olsun, Hristiyanların yahut Yahudilerin dinini benimsediğinde, onların helal kıldığını helal, haram kıldığını haram saydığında, onun kestiğinin helal olduğu hususunda hüccet ehlinin icmaı bulunduğuna göre, Şâfiî’nin bu konudaki sözünün ve “Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helaldir” sözünü, Tevrat ve İncil verilen İsrailoğullarının kestikleri diye tevil etmesinin hatalı olduğu; onun bu teviline aykırı olan sözün ve her Yahudi ile Hristiyanın, Âdemoğullarının hangi cinsinden olursa olsun, kestiğinin helal olduğunu söyleyenlerin sözünün doğru olduğu açıktır.

Allah’ın “Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği” dediği yiyeceğe gelince, bu kesilmiş hayvanlardır. Bu konuda söylediğimiz gibi tefsir ehli de söylemiştir. Bunu söyleyenlerin zikri şöyledir: Bize Ebû Küreyb ve İbn Vekî‘ rivayet ettiler, dediler ki: Bize İbn İdrîs, Leys’ten, o da Mücâhid’den rivayet etti: “Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helaldir”; dedi ki: Kesilmiş hayvanlardır. Bize İbn Humeyd rivayet etti, dedi ki: Bize Hakkâm, Anbese’den, o Muhammed b. Abdurrahman’dan, o Kâsım b. Ebî Bezze’den, o da Mücâhid’den, “Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helaldir” sözü hakkında rivayet etti; dedi ki: Onların kestikleridir. Bize Muhammed b. Beşşâr rivayet etti, dedi ki: Bize Abdurrahman rivayet etti, dedi ki: Bize Süfyân, Leys’ten, o da Mücâhid’den bunun benzerini rivayet etti. Bize Müsennâ rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Nuaym ve Kabîsa rivayet ettiler, dediler ki: Bize Süfyân, Leys’ten, o da Mücâhid’den bunun benzerini rivayet etti. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize İshâk b. Süleyman er-Râzî, Ebû Sinân’dan, o Leys’ten, o da Mücâhid’den bunun benzerini rivayet etti. Bize Muhammed b. Amr rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Âsım, Îsâ’dan, o İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den bunun benzerini rivayet etti. Bana Müsennâ rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Huzeyfe rivayet etti, dedi ki: Bize Şibl, İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den rivayet etti: “Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helaldir”; dedi ki: Kitap ehlinin kestikleridir. Bize Ya‘kûb b. İbrâhîm rivayet etti, dedi ki: Bize Hüşeym, Muğîre’den, o İbrâhîm’den, “Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helaldir” sözü hakkında rivayet etti; dedi ki: Onların kestikleridir. Bize İbn Beşşâr rivayet etti, dedi ki: Bize Abdurrahman rivayet etti, dedi ki: Bize Süfyân, Muğîre’den, o İbrâhîm’den bunun benzerini rivayet etti. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize babam, Süfyân’dan, o Muğîre’den, o İbrâhîm’den bunun benzerini rivayet etti. Bize Hasan b. Yahyâ rivayet etti, dedi ki: Bize Abdürrezzâk haber verdi, dedi ki: Bize Sevrî, Muğîre’den, o İbrâhîm’den bunun benzerini haber verdi. Bize Müsennâ rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Nuaym ve Kabîsa rivayet ettiler, dediler ki: Bize Süfyân, Muğîre’den, o da İbrâhîm’den bunun benzerini rivayet etti. Bize Müsennâ rivayet etti, dedi ki: Bize Abdullah b. Sâlih rivayet etti, dedi ki: Bana Muâviye, Ali b. Ebî Talha’dan, o da İbn Abbâs’tan rivayet etti: “Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helaldir”; dedi ki: Onların kestikleridir. Bana Müsennâ rivayet etti, dedi ki: Bize Muallâ b. Esed rivayet etti, dedi ki: Bize Hâlid, Yûnus’tan, o da Hasan’dan bunun benzerini rivayet etti. Bize Bişr rivayet etti, dedi ki: Bize Yezîd rivayet etti, dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den “Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helaldir” sözü hakkında rivayet etti; yani onların kestikleri. Bize Muhammed b. Hüseyin rivayet etti, dedi ki: Bize Ahmed b. Mufaddal rivayet etti, dedi ki: Bize Esbât, Süddî’den rivayet etti: “Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helaldir”; onların yiyeceğine gelince, o kesilmiş hayvanlardır.

Bana Hüseyin’den rivayet edildi, dedi ki: Ebû Muâz’ı şöyle derken işittim: Bize Ubeyd rivayet etti, dedi ki: Dahhâk’ı “Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helaldir” sözü hakkında şöyle derken işittim: Allah bize onların yiyeceğini ve kadınlarını helal kıldı. Bana Muhammed b. Sa‘d rivayet etti, dedi ki: Bana babam rivayet etti, dedi ki: Bana amcam rivayet etti, dedi ki: Bana babam, babasından, o da İbn Abbâs’tan rivayet etti: “Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helaldir” sözüne gelince, Allah bize onların yiyeceğini ve kadınlarını helal kıldı. Bana Yûnus rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi; onu, yani İbn Yezîd’i, kiliseler için kesilen ve üzerlerinde onların adları anılan şey hakkında sordum. O şöyle dedi: Allah bize kitap ehlinin yiyeceğini helal kılmış, ondan hiçbir şeyi istisna etmemiştir. Bana Yûnus rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: Bana Muâviye, Ebû’z-Zâhiriyye Hudeyr b. Küreyb’den, o Ebû’l-Esved’den, o da Umeyr b. Esved’den rivayet etti: O, Ebû’d-Derdâ’ya, Cürcüs denilen bir kilise için kesilmiş ve ona hediye edilmiş bir koç hakkında “Ondan yiyelim mi?” diye sordu. Ebû’d-Derdâ şöyle dedi: Allah’ım, affını isteriz; onlar ancak kitap ehlidir. Onların yiyeceği bize helaldir, bizim yiyeceğimiz de onlara helaldir. Sonra ona onu yemesini emretti. “Sizin yiyeceğiniz de onlara helaldir” sözüne gelince, bunun anlamı şudur: Ey müminler! Sizin kestikleriniz kitap ehline helaldir.

Yüce Allah’ın “Mümin kadınlardan hür ve iffetli olanlar ile sizden önce kendilerine kitap verilenlerden hür ve iffetli kadınlar da, mehirlerini verdiğiniz zaman” sözünün tefsirine gelince: Yüce Allah “Mümin kadınlardan hür ve iffetli olanlar” sözüyle şunu kastetmektedir: Ey müminler! Mümin kadınlardan muhsan olanlar, yani onlardan hür kadınlar size helal kılındı; onlarla evlenebilirsiniz. “Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden muhsan kadınlar” sözüyle de şunu kastetmektedir: Ey Muhammed’e iman eden müminler! Sizden önce kitap verilenlerden, yani Tevrat ve İncil’de bulunan dinle dinlenen Yahudi ve Hristiyanlardan hür kadınlar da sizin için helaldir; onlarla da evlenebilirsiniz. “Onlara mehirlerini verdiğiniz zaman” sözü ise, müminlerin ve kitap ehlinin muhsan kadınlarından nikâhladığınız kimselere ücretlerini, yani mehirlerini verdiğiniz zaman demektir. Tefsir ehli, Yüce Allah’ın “Mümin kadınlardan muhsan olanlar ile sizden önce kendilerine kitap verilenlerden muhsan olanlar” sözüyle kastettiği muhsan kadınların kimler olduğu konusunda ihtilaf etmiştir. Bazıları şöyle demiştir: Bununla özel olarak hür kadınlar kastedilmiştir; ister günahkâr olsun ister iffetli olsun. Bu görüşü söyleyenler, hür kadının, mümin veya Yahudi ve Hristiyan kitap ehli olması hâlinde, hangi soydan olursa olsun, günahkâr da olsa iffetli de olsa nikâhını caiz görmüşlerdir. Kitap ehlinin cariyeleriyle evlenmeyi ise her durumda haram saymışlardır. Çünkü Yüce Allah cariyelerle evlilikte imanı şart koşarak şöyle buyurmuştur: “Sizden kimin mümin hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmezse, ellerinizin sahip olduğu mümin cariyelerinizden alsın” (Nisâ 25). Bunu söyleyenlerin zikri şöyledir: Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Dâvûd, Süfyân’dan, o İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den rivayet etti: “Kendilerine kitap verilenlerden muhsan kadınlar”; dedi ki: Hür kadınlardır. Bize Muhammed b. Beşşâr rivayet etti, dedi ki: Bize Abdurrahman rivayet etti, dedi ki: Bize Süfyân, İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den rivayet etti: “Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden muhsan kadınlar”; dedi ki: Hür kadınlardır. Bize İbn Beşşâr rivayet etti, dedi ki: Bize Abdurrahman rivayet etti, dedi ki: Bize Süfyân, Kays b. Müslim’den, o da Târık b. Şihâb’dan rivayet etti: Bir adam karısını boşadı ve adamın kız kardeşi kendisine istendi. Kız kardeşi bir iş yapmıştı. Adam Ömer’e geldi ve onun durumunu ona anlattı. Ömer şöyle dedi: Ondan ne gördün? Adam, “Ondan hayırdan başka bir şey görmedim” dedi. Ömer şöyle dedi: Onu evlendir ve haber verme.

Bize İbn Ebî Şevârib rivayet etti, dedi ki: Bize Abdülvâhid rivayet etti, dedi ki: Bize Süleyman eş-Şeybânî rivayet etti, dedi ki: Bize Âmir rivayet etti; dedi ki: Bizden Hemdânlı bir kadın zina etti. Allah’ın elçisinin zekât memuru ona had cezasını uyguladı, sonra kadın tövbe etti. Ömer’e geldiler ve şöyle dediler: Onu evlendirelim mi? Oysa başından kötü bir iş geçmişti. Ömer şöyle dedi: Eğer bundan herhangi bir şeyi zikrettiğiniz bana ulaşırsa, sizi şiddetli bir ceza ile cezalandırırım. Bize İbn Müsennâ rivayet etti, dedi ki: Bize Muhammed b. Ca‘fer rivayet etti, dedi ki: Bize Şu‘be, Kays b. Müslim’den, o da Târık b. Şihâb’dan rivayet etti: Bir adam kız kardeşini evlendirmek istedi. Kız kardeşi, “Babamı rezil etmekten korkuyorum; çünkü ben zina ettim” dedi. Adam Ömer’e geldi. Ömer, “Tövbe etmedi mi?” dedi. Adam, “Evet” dedi. Ömer, “Onu evlendir” dedi. Bize İbn Müsennâ rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Dâvûd rivayet etti, dedi ki: Bize Şu‘be, İsmâil b. Ebî Hâlid’den, o da Şa‘bî’den rivayet etti: Hemdânlı Nebîşe adlı bir kadın zina etti, sonra kendisini kesmek istedi. Dedi ki: Ona yetiştiler, tedavi ettiler, iyileşti. Bu durum Ömer’e anlatıldı. O şöyle dedi: Onu iffetli Müslüman kadın nikâhıyla evlendirin. Bize İbn Müsennâ rivayet etti, dedi ki: Bize Abdülvehhâb rivayet etti, dedi ki: Bize Dâvûd, Âmir’den rivayet etti: Yemen halkından bir adamın kız kardeşi fuhuş yaptı; sonra bıçağı şah damarlarına sürdü. Ona yetişildi ve yarası iyileşinceye kadar tedavi edildi. Sonra amcası ailesiyle birlikte yer değiştirip Medine’ye geldi. Kadın Kur’an okudu, ibadete yöneldi, hatta kadınlarının en çok ibadet edenlerinden oldu. Amcasından evlenmek için istendi. Amcası onu kusurunu gizleyerek vermekten de yeğeninin durumunu açığa vurmaktan da hoşlanmıyordu. Ömer’e geldi ve durumu anlattı. Ömer şöyle dedi: Eğer onun durumunu açığa vursaydın seni cezalandırırdım. Sana razı olduğun salih bir adam geldiğinde onu onunla evlendir. Bize İbn Müsennâ rivayet etti, dedi ki: Bize Abdüla‘lâ rivayet etti, dedi ki: Bize Dâvûd, Âmir’den rivayet etti: Yemen’de Nebîşe denilen bir cariye fuhuş yaptı; ardından bunun benzerini zikretti. Bize Temîm b. Münteşir rivayet etti, dedi ki: Bize Yezîd haber verdi, dedi ki: Bize İsmâil, Âmir’den haber verdi; dedi ki: Bir adam Ömer’e geldi ve şöyle dedi: Benim bir kızım vardı; cahiliye döneminde diri diri gömülmüştü, fakat ölmeden önce onu çıkardım. İslâm’a yetişti. Müslüman olunca Allah’ın hadlerinden birini gerektiren bir iş yaptı. Sonra kendisini kesmek için bıçağa yöneldi; ona yetiştim, şah damarlarının bir kısmını kesmişti. Onu tedavi ettim, iyileşti. Sonra güzel bir tövbe ile yöneldi. Şimdi ey müminlerin emiri, o benden isteniyor; onun başından geçen şeyi haber vereyim mi? Ömer şöyle dedi: Onun durumunu mu haber vereceksin? Allah’ın örttüğü şeyi açığa çıkarmaya mı yöneliyorsun? Allah’a yemin olsun, eğer onun durumunu insanlardan birine haber verirsen, seni şehir halklarına ibret olacak bir ceza ile cezalandırırım. Bilakis onu iffetli Müslüman kadının nikâhıyla evlendir. Bize Ahmed b. Menî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Mervân, İsmâil’den, o da Şa‘bî’den rivayet etti; dedi ki: Bir adam Ömer’e geldi; ardından bunun benzerini zikretti. Bize Mücâhid rivayet etti, dedi ki: Bize Yezîd haber verdi, dedi ki: Bize Yahyâ b. Saîd, Ebû Zübeyr’den haber verdi: Bir adam, bir adamdan kız kardeşini istedi; o da ona kız kardeşinin bir günah işlediğini haber verdi.

Bu durum Ömer b. Hattâb’a ulaşınca, adamı dövdü ve şöyle dedi: Sana ne oluyor da haber veriyorsun? Evlendir ve sus. Bize İbn Beşşâr rivayet etti, dedi ki: Bize Süleyman b. Harb rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Hilâl, Katâde’den, o da Hasan’dan rivayet etti; dedi ki: Ömer b. Hattâb şöyle dedi: İslâm’da fuhuş işlemiş hiç kimsenin iffetli bir kadınla evlenmesine izin vermemeyi neredeyse düşündüm. Bunun üzerine Übey b. Ka‘b ona şöyle dedi: Ey müminlerin emiri! Şirk bundan daha büyüktür; fakat kişi tövbe ettiğinde tövbesi kabul edilir.

Başka kimseler ise şöyle demiştir: Allah’ın “Mümin kadınlardan muhsan olanlar ile sizden önce kendilerine kitap verilenlerden muhsan olanlar” sözüyle kastettiği, iki topluluktan da iffetli olan kadınlardır; ister cariye olsunlar ister hür kadınlar. Bu görüşü söyleyenler, bu ayete dayanarak kitap ehlinin kendi dinlerine bağlı cariyeleriyle evlenmeyi caiz görmüşler; mümin kadınlardan ve kitap ehlinden fuhuş yapan kadınlarla evlenmeyi ise haram saymışlardır. Bunu söyleyenlerin zikri şöyledir: Bize Ebû Küreyb rivayet etti, dedi ki: Bize İbn İdrîs, Leys’ten, o da Mücâhid’den “Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden muhsan kadınlar” sözü hakkında rivayet etti; dedi ki: İffetli kadınlardır. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Cerîr, Leys’ten, o da Mücâhid’den bunun benzerini rivayet etti. Bize İbn Humeyd ve İbn Vekî‘ rivayet ettiler, dediler ki: Bize Cerîr, Mutarrif’ten, o da Âmir’den rivayet etti: “Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden muhsan kadınlar”; dedi ki: Yahudi ve Hristiyan kadının muhsanlığı, zina etmemesi ve cünüplükten yıkanmasıdır. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Fudayl, Mutarrif’ten, o da Âmir’den rivayet etti: “Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden muhsan kadınlar”; dedi ki: Yahudi ve Hristiyan kadının muhsanlığı, cünüplükten yıkanması ve namusunu korumasıdır. Bize İbn Humeyd rivayet etti, dedi ki: Bize Hakkâm, Anbese’den, o Mutarrif’ten, o bir adamdan, o da Şa‘bî’den “Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden muhsan kadınlar” sözü hakkında rivayet etti; dedi ki: Yahudi ve Hristiyan kadının muhsanlığı, zina etmemesi ve cünüplükten yıkanmasıdır. Bize Müsennâ rivayet etti, dedi ki: Bize Amr b. Avn rivayet etti, dedi ki: Bize Hüşeym, Mutarrif’ten, o da Şa‘bî’den “Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden muhsan kadınlar” sözü hakkında haber verdi; dedi ki: Onun muhsanlığı, cünüplükten yıkanması ve namusunu zinadan korumasıdır. Bana Müsennâ rivayet etti, dedi ki: Bize Muallâ b. Esed rivayet etti, dedi ki: Bize Hâlid rivayet etti, dedi ki: Bize Mutarrif, Âmir’den bunun benzerini haber verdi. Bize Müsennâ rivayet etti, dedi ki: Bize Süveyd rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Mübarek haber verdi, dedi ki: Süfyân’ı “Kendilerine kitap verilenlerden muhsan kadınlar” sözü hakkında şöyle derken işittim: İffetli kadınlardır. Bize Muhammed b. Hüseyin rivayet etti, dedi ki: Bize Ahmed b. Mufaddal rivayet etti, dedi ki: Bize Esbât, Süddî’den rivayet etti: “Mümin kadınlardan muhsan olanlar ile sizden önce kendilerine kitap verilenlerden muhsan olanlar”; dedi ki: Muhsan kadınlara gelince, onlar iffetli kadınlardır. Bize Muhammed b. Beşşâr rivayet etti, dedi ki: Bize Abdüla‘lâ rivayet etti, dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den rivayet etti: Bir kadın kendi kölesini kendisine eş edinmiş ve şöyle demişti: Ben Allah’ın kitabını, “Sağ ellerinizin sahip olduğu kimseler” diye tevil ettim (Nisâ 36). Dedi ki: Kadın Ömer b. Hattâb’a getirildi. Peygamber’in ashabından bazı kimseler Ömer’e şöyle dediler: Allah’ın kitabından bir ayeti, kendi yönünden başka bir şekilde tevil etti. Dedi ki: Ömer köleyi yaklaştırdı ve başını kestirdi. Sonra kadına şöyle dedi: Sen bundan sonra her Müslümana haramsın.

Bize Muhammed b. Müsennâ rivayet etti, dedi ki: Bize Muhammed b. Ca‘fer rivayet etti, dedi ki: Bize Şu‘be, Mansûr’dan, o da İbrâhîm’den rivayet etti: Henüz kendisiyle zifafa girilmeden zina eden kadın hakkında şöyle dedi: Ona mehir yoktur ve ikisi ayrılır. Bize Ebû Küreyb rivayet etti, dedi ki: Bize İbn İdrîs rivayet etti, dedi ki: Bize Eş‘as, Şa‘bî’den bekâr kızın kaçıp zina etmesi hakkında rivayet etti; dedi ki: Ona yüz sopa vurulur, bir yıl sürgün edilir ve kocasından aldığı şeyi geri verir. Bize Ebû Küreyb rivayet etti, dedi ki: Bize İbn İdrîs rivayet etti, dedi ki: Bize Eş‘as, Ebû Zübeyr’den, o da Câbir’den bunun benzerini rivayet etti. Bize Ebû Küreyb rivayet etti, dedi ki: Bize İbn İdrîs rivayet etti, dedi ki: Bize Eş‘as, Hasan’dan bunun benzerini haber verdi. Bize Ya‘kûb b. İbrâhîm rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Uleyye, Yûnus’tan rivayet etti: Hasan şöyle derdi: Bir adam karısından bir fuhuş görür ve bundan kesin olarak emin olursa, onu nikâhında tutmaz. Bize İbn Humeyd rivayet etti, dedi ki: Bize Cerîr, Muğîre’den, o da Ebû Meysere’den rivayet etti; dedi ki: Kitap ehlinin cariyeleri, onların hür kadınları konumundadır.

Sonra tefsir ehli, Yüce Allah’ın “Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden muhsan kadınlar” sözünün hükmü genel midir, özel midir, bu konuda ihtilaf etmiştir. Bazıları şöyle demiştir: Bu, onlardan iffetli olanlar hakkında geneldir; çünkü muhsan kadınlar iffetli kadınlardır. Müslümanın, hür veya cariye, kitap ehli bir kadınla evlenmesi caizdir; ister savaş ehli olsun ister zimmet ehli olsun. Bu konuda Yüce Allah’ın “Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden muhsan kadınlar” sözünün zahirini delil getirdiler ve bununla, onlardan kim olursa olsun iffetli olanların kastedildiğini söylediler. Bu, bu yerde muhsan kadınlarla iffetli kadınların kastedildiğini söyleyenlerin görüşüdür. Başka kimseler ise şöyle demiştir: Bilakis Yüce Allah’ın “Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden muhsan kadınlar” sözüyle kastettiği, onlardan hür kadınlardır; ayet onların tamamı hakkında geneldir. Buna göre Yahudi ve Hristiyan hür kadınların tamamıyla evlenmek caizdir; ister savaş ehli olsunlar ister zimmet ehli olsunlar, Yahudi ve Hristiyanların hangi cinsinden olurlarsa olsunlar. Bu, önceki ve sonraki âlimlerden bir topluluğun görüşüdür. Bunu söyleyenlerin zikri şöyledir: Bize İbn Beşşâr rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Ebî Adiyy, Saîd’den, o Katâde’den, o da Saîd b. Müseyyeb ve Hasan’dan rivayet etti: Onlar Yahudi ve Hristiyan kadınlarla evlenmekte sakınca görmezlerdi ve şöyle derlerdi: Allah bunu bilerek helal kıldı. Onlardan başka kimseler ise şöyle demiştir: Bununla özel olarak İsrailoğullarından kitap ehli kadınlarla evlenmek kastedilmiştir; Yahudilik ve Hristiyanlık dinine bağlanan diğer milletlerden kadınlar değil. Bu, Şâfiî’nin ve onun görüşünü söyleyenlerin sözüdür. Başka kimseler ise şöyle demiştir: Bununla Müslümanlarla zimmet ve ahit bağı bulunan kitap ehlinin kadınları kastedilmiştir; savaş ehline gelince, onların kadınları Müslümanlara haramdır. Bunu söyleyenlerin zikri şöyledir: Bize Ebû Küreyb rivayet etti, dedi ki: Bize Muhammed b. Ukbe rivayet etti, dedi ki: Bize Fezârî, Süfyân b. Hüseyin’den, o Hakem’den, o Miksam’dan, o da İbn Abbâs’tan rivayet etti; dedi ki: Kitap ehli kadınlarından bize helal olanlar vardır, bize helal olmayanlar da vardır. Sonra şu ayeti okudu: “Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyenlerle, Allah’ın ve elçisinin haram kıldığını haram saymayanlarla, hak dini din edinmeyenlerle, cizye verinceye kadar savaşın” (Tevbe 29). Kim cizye verirse, onun kadınları bize helal olur; kim cizye vermezse, onun kadınları bize helal olmaz. Hakem dedi ki: Bunu İbrâhîm’e anlattım, hoşuna gitti.

Bu konuda bize göre doğruya en uygun görüş, Yüce Allah’ın “Mümin kadınlardan muhsan olanlar ile sizden önce kendilerine kitap verilenlerden muhsan olanlar” sözüyle müminlerin ve kitap ehlinin hür kadınlarının kastedildiğini söyleyenlerin görüşüdür. Çünkü Yüce Allah, hür erkeklere cariyelerle evlenmeye izin verdiği durumda, onların ancak mümin olmaları şartıyla izin vermiş ve şöyle buyurmuştur: “Sizden kimin mümin hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmezse, ellerinizin sahip olduğu mümin cariyelerinizden alsın” (Nisâ 25). Böylece cariyelerden yalnız mümin olanları mübah kılmıştır. Eğer “Mümin kadınlardan muhsan olanlar ile kitap verilenlerden muhsan olanlar” sözüyle iffetli kadınlar kastedilmiş olsaydı, onların cariyelerinden iffetli olanlar mübahlığa girer, hür kadınlarından ve iman ehlinin hür kadınlarından iffetli olmayanlar bu mübahlığın dışında kalırdı. Oysa Allah, mümin hür kadınları, bir fuhuş işlemiş olsalar bile, şu sözüyle bize helal kılmıştır: “İçinizden bekâr olanları ve kölelerinizden ve cariyelerinizden salih olanları evlendirin” (Nûr 32). Mümin kadınlardan ve kitap ehlinden fuhuş işleyen kadınlarla müminlerin evlenmesinin helal olmadığını söyleyenlerin sözünün bozukluğunu başka bir yerde, burada tekrar etmeye gerek bırakmayacak şekilde açıklamıştık. Dolayısıyla Müslümanların ve kitap ehlinin hür kadınlarıyla evlenmek müminlere helaldir; ister bir fuhuş işlemiş olsunlar ister işlememiş olsunlar, ister zimmet ehli olsunlar ister savaş ehli olsunlar; yeter ki nikâhlayan kişi, çocuğunun küfre zorlanmasından korkacağı bir yerde bulunmasın. Bu, Yüce Allah’ın “Mümin kadınlardan muhsan olanlar ile sizden önce kendilerine kitap verilenlerden muhsan olanlar” sözünün zahirine göredir. Bununla özel olarak İsrailoğullarından kitap ehli kadınların kastedildiğini söyleyen kimsenin sözüne gelince, bu söz, şaz olması ve ümmet âlimlerinin bütün Yahudi ve Hristiyan kadınların helal olduğuna dair üzerinde bulunduğu görüşten çıkması sebebiyle, üzerinde açıklama yapmaya değer bir söz değildir. Bu görüş sahibinin sözünün kıyas yönünden bozukluğunu başka bir yerde yeterli olacak şekilde açıklamıştık; bu yüzden onu tekrar etmeyi uygun görmedik. “Onlara mehirlerini verdiğiniz zaman” sözüne gelince, “ücret” kocanın kadından faydalanma karşılığında ona verdiği bedeldir; bu da mehirdir. Nitekim: Bana Müsennâ rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Sâlih rivayet etti, dedi ki: Bana Muâviye, Ali’den, o da İbn Abbâs’tan “Onlara ücretlerini verdiğiniz zaman” sözü hakkında rivayet etti; yani mehirlerini.

Yüce Allah’ın “Namuslu olmak, zina etmeksizin ve gizli dostlar edinmeksizin” sözünün tefsirine gelince: Yüce Allah bununla şunu kastetmektedir: Mümin kadınlardan muhsan olanlar ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden muhsan olanlar size helal kılındı; fakat siz de namuslu olanlar olarak, zina edenler ve gizli dost edinenler olmayarak. Yüce Allah’ın “namuslu olarak” sözünden kastı, iffetli kimseler olarak demektir. “Zina etmeksizin” sözüyle de, her günahkâr kadınla açıktan zina eden kimseler olmayarak demektir; bu da fuhuş anlamındadır. “Gizli dostlar edinmeksizin” sözü ise, bir tek fahişe kadınla tek başına ilişki kurup onunla gizli dost olan, onun da kendisiyle gizli dost olduğu ve onu kendisine zina edeceği bir kadın dost edinen kimseler olmayarak demektir. İhsanın anlamını ve yönlerini, zinanın ve gizli dostun anlamını başka bir yerde, burada tekrar etmeye gerek bırakmayacak şekilde açıklamıştık. Bu, şu rivayet gibidir: Bana Müsennâ rivayet etti, dedi ki: Bize Abdullah rivayet etti, dedi ki: Bana Muâviye, Ali’den, o da İbn Abbâs’tan “namuslu olarak, zina etmeksizin” sözü hakkında rivayet etti; yani onları mehir ve şahitlikle nikâhlamalarıdır. “Zina etmeksizin” sözü, açıktan zina edenler olmayarak; “gizli dostlar edinmeksizin” sözü de gizlice zina edenler olmayarak demektir. Bize Bişr rivayet etti, dedi ki: Bize Yezîd rivayet etti, dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den rivayet etti; dedi ki: Allah bize iki muhsan kadını helal kıldı: Mümin muhsan kadın ve kitap ehlinden muhsan kadın. “Gizli dostlar edinmeksizin”; gizli dost sahibi kadın, bir tek dostu olan kadındır. Bana Müsennâ rivayet etti, dedi ki: Bize Süveyd rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Mübarek, Süleyman b. Muğîre’den, o da Hasan’dan haber verdi; dedi ki: Bir adam ona, “Bir erkek kitap ehli bir kadınla evlenebilir mi?” diye sordu. O şöyle dedi: Onun kitap ehliyle ne işi var? Allah Müslüman kadınları çoğaltmıştır. Eğer mutlaka yapacaksa, iffetli, zina etmeyen bir kadına yönelsin. Adam, “Zina eden kadın nedir?” dedi. O şöyle dedi: Bir erkek ona gözüyle işaret ettiğinde onun peşinden giden kadındır.

Yüce Allah’ın “Kim imanı inkâr ederse, onun ameli boşa gitmiştir ve o, ahirette hüsrana uğrayanlardandır” sözünün tefsirine gelince: Yüce Allah’ın “Kim imanı inkâr ederse” sözüyle kastettiği şudur: Kim Allah’ın birliği, Muhammed’in peygamberliği ve onun Allah katından getirdiği şeyler gibi, Allah’ın tasdik edilmesini emrettiği şeyleri inkâr ederse; işte Yüce Allah’ın “Kim imanı inkâr ederse, onun ameli boşa gitmiştir” sözünde belirttiği iman budur. “Onun ameli boşa gitmiştir” sözü, onun dünyada işleyip de Allah katında bir mertebeye ulaşmayı umduğu amelinin sevabı bâtıl olmuştur, demektir. “O, ahirette hüsrana uğrayanlardandır” sözü de şunu ifade eder: O, ahirette Muhammed’i inkâr etmeleri ve Allah’a itaat dışında amel etmeleri sebebiyle Allah’ın sevabından kendilerine düşen payı kaybederek kendilerini ziyana uğratan helak olmuş kimselerdendir. “Kim imanı inkâr ederse” sözünün kitap ehli hakkında kastedildiği ve kitap ehli kadınlarla evlenmek kendilerine söylendiğinde bazı kimselerin bundan çekinmeleri sebebiyle Allah’ın elçisine indirildiği zikredilmiştir: “Size temiz şeyler helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helaldir; sizin yiyeceğiniz de onlara helaldir. Mümin kadınlardan muhsan olanlar ile sizden önce kendilerine kitap verilenlerden muhsan olanlar…” Bunu söyleyenin zikri şöyledir: Bize Bişr rivayet etti, dedi ki: Bize Yezîd rivayet etti, dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den rivayet etti; dedi ki: Bize zikredildiğine göre Müslümanlardan bazı kimseler şöyle dediler: Onların kadınlarıyla, yani kitap ehlinin kadınlarıyla, onlar bizim dinimizden değilken nasıl evleniriz? Bunun üzerine Yüce Allah “Kim imanı inkâr ederse, onun ameli boşa gitmiştir ve o, ahirette hüsrana uğrayanlardandır” ayetini indirdi. Allah onların nikâhını bilerek helal kıldı. İmanın tevili konusunda söylediğimiz gibi tefsir ehli de söylemiştir. Bunu söyleyenlerin zikri şöyledir: Bize Muhammed b. Beşşâr rivayet etti, dedi ki: Bize Müemmel rivayet etti, dedi ki: Bize Süfyân, İbn Cüreyc’den, o da Atâ’dan rivayet etti: “Kim imanı inkâr ederse, onun ameli boşa gitmiştir”; dedi ki: Allah’a imanı inkâr ederse. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Yahyâ b. Yemân, Vâsıl’dan, o da Atâ’dan rivayet etti: “Kim imanı inkâr ederse”; dedi ki: İman, tevhiddir. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize babam, Süfyân’dan, o İbn Cüreyc’den, o da Mücâhid’den rivayet etti: “Kim imanı inkâr ederse”; dedi ki: Allah’ı inkâr ederse. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Yahyâ, Süfyân’dan, o İbn Cüreyc’den, o da Mücâhid’den bunun benzerini rivayet etti. Bize İbn Humeyd rivayet etti, dedi ki: Bize Hakkâm, Anbese’den, o Muhammed b. Abdurrahman’dan, o Kâsım b. Ebî Bezze’den, o da Mücâhid’den “Kim imanı inkâr ederse, onun ameli boşa gitmiştir” sözü hakkında rivayet etti; dedi ki: Kim Allah’ı inkâr ederse.

Bize Muhammed rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet etti, dedi ki: Bize Îsâ, İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den “Kim imanı inkâr ederse” sözü hakkında rivayet etti; dedi ki: Kim Allah’ı inkâr ederse. Bize Muhammed rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet etti, dedi ki: Bize Îsâ, İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den “Kim imanı inkâr ederse” sözü hakkında rivayet etti; dedi ki: Allah’ı inkâr etmektir. Bize Müsennâ rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Huzeyfe rivayet etti, dedi ki: Bize Şibl, İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den bunun benzerini rivayet etti. Bana Müsennâ rivayet etti, dedi ki: Bize Abdullah rivayet etti, dedi ki: Bana Muâviye, Ali’den, o da İbn Abbâs’tan “Kim imanı inkâr ederse, onun ameli boşa gitmiştir” sözü hakkında rivayet etti; dedi ki: Allah bildirmiştir ki iman, kopmayan sağlam kulptur; Allah hiçbir ameli onsuz kabul etmez ve cenneti ancak onu terk eden kimseye haram kılar. Eğer birisi bize şöyle derse: “Kim imanı inkâr ederse” sözünü “kim Allah’ı inkâr ederse” anlamına yönelten kimsenin tevili neye dayanır? Denilir ki: Onun bunu böyle tevil etmesinin yönü şudur: İman, Allah’ı, elçilerini ve onları gönderdiği dinini tasdik etmektir; küfür ise bunu inkâr etmektir. Dediler ki: İmanı inkâr etmenin anlamı, Allah’ı ve O’nun birliğini inkâr etmektir. Böylece kelimenin anlamını onunla kastedilen şeye göre açıklamışlar, kelimeyi lafızlarının hakikati ve tilavetteki zahiri üzere açıklamayı bırakmışlardır. Birisi şöyle derse: O hâlde ayetin zahiri ve lafızlarının hakikati üzere tevili nedir? Denilir ki: Tevili şudur: Kim Allah’a imanı kabul etmez, O’nun birliğini ve kendisine emrettiği ve yasakladığı hususlarda O’na itaati reddederse, onun ameli boşa gitmiştir. Çünkü Arap sözünde küfür inkârdır; iman ise tasdik ve ikrardır. Allah’ın birliğini tasdik etmeyi ve onu ikrar etmeyi kabul etmeyen kimse kâfirlerdendir. İşte sözün kendi yönü üzere tevili budur.

Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/maide-4/,https://kutsalayet.de/maide-6/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız