Ve kendi dininize uyanlardan başkasına inanmayın. De ki: Şüphesiz doğru yol Allah’ın yoludur. Size verilenin bir benzerinin başkasına verilmesinden veya Rabbinizin katında size karşı delil getirmelerinden mi korkuyorsunuz? De ki: Şüphesiz fazl Allah’ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah geniştir, bilendir.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Ve la tu’minu illa li-men tebi‘a dinakum (sizin dininize uyanlardan başkasına inanmayın) kul inne l-huda huda llah (de ki hidayet Allah’ın hidayetidir) en yu’ta ehadun misle ma utitum (size verilenin benzeri başkasına verilmesin diye) ev yuhaccukum inde rabbikum (ya da Rabbiniz katında size karşı delil getirmesinler diye) kul inne l-fadla bi-yedi llah (de ki lütuf Allah’ın elindedir) yu’tihi men yeşa (dilediğine verir) vallahu vasiun alim (Allah geniştir bilendir)
Mukatil Tefsiri
Ka‘b ile Mâlik, Yahudilerin alt tabakasına şöyle dediler: “Sizin dininize uyandan başkasına inanmayın.” Çünkü insanlardan hiç kimseye size verilen fazilet, Tevrat, kudret helvası, bıldırcın ve bulut ile taş mucizesi gibi şeyler verilmez. Dininiz üzerinde sabit kalın, dediler. Ayrıca onlara şöyle söylediler: Muhammed’in işini onlara haber vermeyin ki Rabbiniz katında size karşı delil getirmesinler; yani sizinle tartışmasınlar. Bunu, peygamberliğin kendi dışlarında olmasına karşı Muhammed’e duydukları hasetten dolayı söylediler.
Bunun üzerine Allah Teâlâ şu ayeti indirdi: “De ki: Şüphesiz hidayet Allah’ın hidayetidir. Size verilenin benzerinin bir başkasına verilmesini yahut Rabbiniz katında size karşı delil getirmelerini mi istemiyorsunuz?” Sonra şöyle buyurdu: “De ki ey Muhammed: Şüphesiz fazilet”; yani İslâm ve peygamberlik, “Allah’ın elindedir; onu dilediğine verir.” “Allah geniştir”; yani bu hususta lütfu geniştir. “Bilendir”; yani fazileti kime vereceğini bilendir.
Taberi Tefsiri
“De ki: Şüphesiz hidayet Allah’ın hidayetidir; size verilenin benzerinin bir başkasına verilmesi yahut Rabbiniz katında size karşı delil getirmeleri…” (Nisâ 176), (Şuarâ 200)
Müfessirler bu ayetin anlamı hakkında farklı görüşler ileri sürmüşlerdir.
Bazıları şöyle demiştir: “De ki: Şüphesiz hidayet Allah’ın hidayetidir.” sözü, konuşmanın ortasında yer alan bağımsız bir ilahi bildiridir. Bunun dışındaki sözler ise Yahudilerin birbirlerine söyledikleri sözlerin devamıdır. Buna göre anlam şöyledir: “Kendi dininize uyanlardan başkasına inanmayın ve size verilenin benzerinin başkasına verilmesine yahut onların Rabbiniz katında size karşı delil getirmelerine de inanmayın.” Ardından Allah Peygamberine şöyle buyurmuştur: “Ey Muhammed! De ki: Fazilet Allah’ın elindedir; onu dilediğine verir. Gerçek hidayet Allah’ın hidayetidir.”
Mücahid şöyle demiştir: Yahudiler, peygamberliğin kendi dışlarında bir topluluğa verilmesini kıskandılar ve insanların kendi dinlerine bağlı kalmasını istediler.
Başka bir grup ise şöyle demiştir: Ayetin anlamı şudur: “Ey Muhammed! De ki: Gerçek hidayet Allah’ın hidayetidir. Allah’ın açıklaması şudur ki hiçbir ümmete size verilenin benzeri verilmemiştir.” Bu görüş sahipleri, ayetteki ifadeyi (Nisâ 176) ayetindeki “Allah size açıklar ki sapmayasınız.” sözüne benzetmişlerdir. Yine (Şuarâ 200) ayetindeki “Bunu suçluların kalplerine böylece soktuk.” ifadesini de örnek göstermişlerdir. Onlara göre mana şöyledir: “Ey Muhammed ümmeti! Size verilen İslam ve hidayet gibi bir nimet başka hiçbir ümmete verilmemiştir.” Ardından gelen “yahut Rabbiniz katında size karşı delil getirmeleri” sözü hakkında da şöyle demişlerdir: Buradaki anlam “Ancak Rabbiniz katında sizinle tartışmaları hariç.” demektir.
Süddî şöyle demiştir: Allah Muhammed’e şöyle buyurmuştur: “De ki: Hidayet Allah’ın hidayetidir; size verilenin benzeri bir başkasına verilmiştir.” Yani: “Ey Muhammed ümmeti! Size verilen nimetler, Yahudilere verilenlerden daha üstündür.” Yahudiler ise: “Allah bize şu şu ikramlarda bulundu; bize kudret helvası ve bıldırcın indirdi.” diyorlardı. Bunun üzerine Allah: “De ki: Fazilet Allah’ın elindedir, onu dilediğine verir.” buyurdu.
Bu yoruma göre ayetin tamamı Allah’ın Peygamberine Yahudilere söylemesini emrettiği sözlerden oluşmaktadır; ayetin bölümleri birbirine bağlıdır ve ikinci “hidayet” ifadesi birincisinin açıklaması durumundadır.
Başka bir grup ise şöyle demiştir: “Ey Muhammed! De ki: Gerçek hidayet Allah’ın hidayetidir; ey Yahudiler, size verilen kitap ve peygamber gibi bir nimetin benzeri başkalarına da verilebilir. Bu sebeple müminleri kıskanmayın.” Katâde şöyle demiştir: “Allah sizin kitabınıza benzer bir kitap indirdiği ve peygamberinize benzer bir peygamber gönderdiği için onları kıskandınız.” Rebi‘ de aynı açıklamayı yapmıştır.
Başka bir grup ise şöyle demiştir: “Ey Muhammed! De ki: Gerçek hidayet Allah’ın hidayetidir; ey Yahudiler, size verilen kitabın benzeri başkalarına da verilmiştir.” Bu söz burada sona ermektedir. Ardından gelen “yahut Rabbiniz katında size karşı delil getirmeleri” ifadesi ise tekrar Yahudilerin kendi aralarındaki sözlerine dönmektedir. Buna göre anlam şöyledir: “Kendi dininize uyanlardan başkasına inanmayın; sonra onlar Rabbiniz katında size karşı delil getirirler.” Yani Yahudiler birbirlerine: “Allah’ın kitabında size açıkladığı şeyleri Müslümanlara anlatmayın; sonra Rabbiniz katında bunlarla size karşı delil getirirler.” diyorlardı. Bu açıklama İbn Cüreyc’den nakledilmiştir.
Taberî bütün bu görüşler arasında en doğru olanın şu açıklama olduğunu söylemiştir: Ayetin akışına ve Arap dilinin üslubuna en uygun olan görüş, “De ki: Şüphesiz hidayet Allah’ın hidayetidir.” cümlesinin araya giren bağımsız bir ilahi bildirim olması; geri kalan sözlerin ise Yahudilerin birbirlerine söyledikleri sözlerin devamı kabul edilmesidir. Çünkü diğer görüşlerde, sözün akışı zorlanmakta ve anlam doğal bağlamından uzaklaştırılmaktadır.
Buna göre anlam şöyledir: Yahudiler kendi taraftarlarına, “Kendi dininize uyanlardan başkasını doğrulamayın; size verilenin benzerinin başkasına verilmesine de inanmayın.” diyorlardı. Bunun üzerine Allah onların sözlerini yalanlayarak Peygamberine şöyle buyurmuştur: “Ey Muhammed! Onlara de ki: Gerçek hidayet Allah’ın hidayetidir; fazilet de Allah’ın elindedir, onu dilediğine verir.”
“De ki: Şüphesiz fazilet Allah’ın elindedir; onu dilediğine verir. Allah geniş lütuf sahibidir, hakkıyla bilendir.”
Yüce Allah bununla şunu kastetmektedir: Ey Muhammed! Bu sözleri söyleyen Yahudilere de ki: “İmana muvaffak kılmak ve İslam’a hidayet etmek Allah’ın elindedir; sizin ve diğer bütün yaratılmışların değil. Allah bu fazileti kullarından dilediğine verir.” Bu ifade, onların: “Hiç kimseye size verilenin benzeri verilmez.” şeklindeki sözlerini yalanlamaktadır. Allah Peygamberine şöyle buyurmuştur: “Bu iş sizin elinizde değildir. Her şey Allah’ın elindedir. Fazilet de O’nundur ve onu dilediğine verir.”
“Allah geniş lütuf sahibidir, hakkıyla bilendir.” ifadesi ise şu anlama gelir: Allah, lütfunu dilediğine verecek kadar geniş ihsan sahibidir ve bu fazilete kimlerin layık olduğunu en iyi bilendir.
İbn Cüreyc ise: “Buradaki fazilet, İslam’dır.” demiştir.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…