Namazlara ve orta namaza devam edin ve Allah için itaatkâr olarak ayakta durun.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Hafizu ala s-salavati (namazlara dikkat edin) ves-salati l-vusta (özellikle orta namaza) ve kumu li-llahi kanitin (Allah için saygıyla ayakta durun)
Mukatil Tefsiri
“Namazlara devam edin.” Yani beş vakit namazı vakitlerinde kılın. “Orta namaza” yani ikindi namazına özellikle dikkat edin.
“Allah’a gönülden boyun eğerek namaza durun.” Yani namazınızda itaatkâr olun. Bunun benzeri “O, itaat edenlerdendi” ayetidir. Yani itaat eden kimselerdendi. Yine “İbrahim gerçekten Allah’a itaat eden bir önderdi” ayetindeki “itaat eden” ifadesi de bu anlamdadır. “İtaatkâr kadınlar” ifadesi de aynı şekilde itaat eden kadınlar demektir.
Putperestler namazlarında isyan ederek dururlardı. Allah ise müminlere: Siz Allah’a itaat ederek namaza durun, buyurdu.
Taberi Tefsiri
Yüce Allah’ın bu sözüyle kastettiği şudur: Farz kılınmış namazları vakitlerinde sürekli kılın, onları koruyup gözetin, terk etmeyin ve özellikle namazların ortasında bulunan “orta namaza” dikkat edin. Müfessirler de bu ayetin tefsirinde aynı görüşü dile getirmişlerdir. Mesrûk, “Namazları koruyun” ayetini açıklarken namazları korumanın onların vakitlerini korumak olduğunu, gafletin ise vakitlerini geçirmek anlamına geldiğini söylemiştir. Başka bir rivayette de “Namazı korumak onu vaktinde kılmaktır; ondan gaflet etmek ise vaktini terk etmektir” demiştir.
Daha sonra âlimler “orta namaz”ın hangi namaz olduğu konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bir grup bunun ikindi namazı olduğunu söylemiştir. Ali’den gelen çok sayıdaki rivayette “Orta namaz ikindi namazıdır” denilmiştir. İbn Abbas da “Namazları ve orta namazı koruyun” ayetindeki orta namazın ikindi olduğunu söylemiştir. Ebû Hüreyre’den gelen rivayetlerde de orta namazın ikindi namazı olduğu belirtilmiş, hatta bazı rivayetlerde “Dikkat edin! O ikindi namazıdır” denilerek özellikle vurgulanmıştır.
Ali b. Ebû Tâlib’e orta namaz sorulduğunda şöyle demiştir: “O ikindi namazıdır ve Süleyman b. Davud onunla imtihan edilmiştir.” İbn Ömer’in rivayet ettiği bir hadiste Resûlullah şöyle buyurmuştur: “Kim ikindi namazını kaçırırsa sanki ailesini ve malını kaybetmiş gibi olur.” Bu sebeple İbn Ömer, Resûlullah’ın bu sözünden dolayı orta namazın ikindi namazı olduğu görüşündeydi.
Ebû Saîd el-Hudrî’den gelen rivayette de açıkça “Orta namaz ikindi namazıdır” denilmektedir. Hasan-ı Basrî, Mücâhid, Dahhâk, Rebî‘, Saîd b. Cübeyr ve daha birçok tâbiî de aynı görüşü benimsemiştir. Katâde ise bunun sebebini şöyle açıklamıştır: “İkindi namazından önce gündüzden iki namaz, ondan sonra ise geceden iki namaz vardır.”
Âişe’den gelen rivayetler de bu görüşü desteklemektedir. Âişe’nin mushafında “Namazları ve orta namazı koruyun” ifadesinden sonra “o ikindi namazıdır” ibaresinin bulunduğu rivayet edilmiştir. Ümmü Humeyd bint Abdurrahman, Âişe’ye orta namazı sorduğunda Âişe şöyle demiştir: “Biz Resûlullah döneminde bu ayeti şöyle okurduk: ‘Namazları ve orta namazı yani ikindi namazını koruyun ve Allah için gönülden boyun eğerek ayakta durun.’” Başka bir rivayette ise ayet şu şekilde geçmektedir: “Namazları, orta namazı ve ikindi namazını koruyun.”
Ümmü Seleme de kendisine mushaf yazdırırken ayete gelindiğinde “Namazları ve orta namazı yani ikindi namazını koruyun” diye yazdırmıştır. Hafsa’dan gelen rivayette de mushafını yazan kişiye ayete geldiğinde “ikindi namazını yaz” dediği aktarılmıştır. Yine Hafsa, Resûlullah’tan şu sözü işittiğini söylemiştir: “Namazları ve orta namazı koruyun; o ikindi namazıdır.”
Dahhâk, ayette bütün namazların korunmasının emredildiğini, ardından özellikle ikindi namazının ayrıca zikredildiğini söylemiştir. Hasan-ı Basrî’den de “Orta namaz ikindi namazıdır” sözü nakledilmiştir. Mücâhid, İbrahim en-Nehaî, Ebû Eyyûb ve Semüre b. Cündeb’den gelen rivayetlerde de aynı görüş yer almaktadır. Semüre’nin rivayet ettiği hadiste Resûlullah şöyle buyurmuştur: “Orta namaz ikindi namazıdır.”
Bu görüşü destekleyen en önemli delillerden biri Hendek günüyle ilgili rivayetlerdir. Abdullah’tan gelen rivayete göre müşrikler Resûlullah’ı ikindi namazından alıkoymuş, güneş sararıncaya yahut kızarıncaya kadar namaz kılınamamıştır. Bunun üzerine Resûlullah şöyle buyurmuştur: “Bizi orta namazdan alıkoydular. Allah onların karınlarını ve kabirlerini ateşle doldursun.” Başka bir rivayette “Allah onların evlerini ve kabirlerini ateşle doldursun” lafzı da geçmektedir.
Ali’den gelen rivayette Resûlullah’ın Hendek günü şöyle dediği aktarılmıştır: “Bizi orta namazdan alıkoydular; güneş batıncaya kadar namazı kılamadık. Allah onların kabirlerini, evlerini yahut karınlarını ateşle doldursun.” Rivayeti aktaran Şu‘be, “evlerini” mi yoksa “karınlarını” mı dediği konusunda tereddüt etmiştir.
Yine Ali’den gelen başka bir rivayette şöyle denilmektedir: “Biz önceleri orta namazın sabah namazı yahut fecr namazı olduğunu düşünürdük. Nihayet Hendek günü Resûlullah’ın: ‘Bizi orta namaz olan ikindi namazından alıkoydular’ dediğini işittik.” Başka bir rivayette de Ali şöyle demiştir: “Müşrikler bizi Hendek günü ikindi namazından alıkoydular. Bunun üzerine Resûlullah şöyle buyurdu: ‘Bizi orta namaz olan ikindi namazından alıkoydular. Allah onların kabirlerini ve içlerini ateşle doldursun.’”
Muhammed b. el-Müsennâ’nın rivayetinde ise Resûlullah’ın Hendek günü hendeğin bir geçidinde bulunduğu sırada bu sözü söylediği aktarılmıştır.
Ali’den gelen başka bir rivayette Resûlullah’ın Hendek günü şöyle buyurduğu aktarılmıştır: “Bizi orta namazdan alıkoydular; güneş batıncaya kadar namazı kılamadık. Allah onların kabirlerini ve evlerini yahut karınlarını ateşle doldursun.” Ebû’s-Sâib ile Saîd b. Nümeyr’in rivayetinde ise Ali şöyle demiştir: Resûlullah, “Bizi orta namaz olan ikindi namazından alıkoydular. Allah onların kabirlerini ve evlerini ateşle doldursun” buyurduktan sonra ikindi namazını akşam ile yatsı arasında kılmıştır.
Hüseyin b. Ali es-Sudâî’nin rivayetinde Ali şöyle demiştir: “Hendek günü Resûlullah güneş battıktan sonra ikindi namazını kılabildi ve şöyle buyurdu: ‘Onlara ne oluyor! Bizi orta namazdan alıkoydular. Allah onların kalplerini ve evlerini ateşle doldursun.’”
Zekeriyyâ b. Yahyâ ed-Darîr’in rivayetinde Zür şöyle anlatmıştır: “Ben ve Ubeyde es-Selmânî birlikte Ali’ye gittik. Ubeyde’ye, orta namazı ona sormasını söyledim. Ali şöyle dedi: ‘Biz önceleri onun sabah namazı olduğunu düşünürdük. Nihayet Hayber ehliyle savaşırken savaş bizi namazdan alıkoydu. Güneş batmaya yaklaşmıştı. Bunun üzerine Resûlullah şöyle buyurdu: “Allah bizi orta namazdan alıkoyan şu kavmin kalplerini ve içlerini ateşle doldursun.” İşte o gün onun orta namaz olduğunu anladık.’”
Katâde’nin, Ebû Hassân el-A‘rec’den, onun Ubeyde es-Selmânî’den, onun da Ali’den naklettiğine göre Peygamber Hendek günü şöyle buyurmuştur: “Allah onların kalplerini ve evlerini ateşle doldursun; çünkü bizi orta namazdan alıkoydular yahut güneş batıncaya kadar bizi ondan alıkoyup hapsettiler.”
İbn Mes‘ûd’dan gelen rivayette müşriklerin Resûlullah’ı ikindi namazından alıkoyduğu, güneş sararıncaya yahut kızarıncaya kadar namaz kılamadığı belirtilmiş ve Resûlullah’ın şöyle dediği aktarılmıştır: “Bizi orta namazdan alıkoydular. Allah onların evlerini ve kalplerini ateşle doldursun” yahut “Allah onların kalplerini ve evlerini ateşle tıka basa doldursun.”
Muhammed b. Umâre el-Esedî’nin rivayetinde Talha şöyle demiştir: “Mürre ile evinde namaz kıldım. Sonra bir şeyi unuttu yahut sehvetti ve ayağa kalkıp bize hadis anlatmaya başladı. Güvenilir birinden dinlemeyi sevdiğim için dikkatle dinledim. Hendek günü Resûlullah şöyle buyurdu: ‘Onlara ne oluyor! Bizi orta namaz olan ikindi namazından alıkoydular. Allah onların içlerini ve kabirlerini ateşle doldursun.’”
Ebû Hüreyre’den gelen bir hadiste Resûlullah açıkça şöyle buyurmuştur: “Orta namaz ikindi namazıdır.”
İbn Abbas’tan gelen rivayette Resûlullah’ın bir gazvede müşrikler tarafından ikindi namazından alıkonulduğu ve akşama kadar namaz kılamadığı anlatılmıştır. Bunun üzerine Resûlullah şöyle buyurmuştur: “Allah onların evlerini ve içlerini ateşle doldursun; çünkü bizi orta namazdan alıkoydular.”
Başka bir rivayette İbn Abbas şöyle demiştir: “Ahzâb ordusu Hendek günü Resûlullah’ı ikindi namazından alıkoydu. Güneş battıktan sonra Resûlullah şöyle buyurdu: ‘Bizi orta namazdan alıkoydular. Allah onların kabirlerini ve evlerini yahut içlerini ateşle doldursun.’”
Ebû Hüreyre’ye orta namaz sorulduğunda şöyle demiştir: “Biz de sizin ihtilaf ettiğiniz gibi bu konuda ihtilaf ediyorduk. Resûlullah’ın evinin avlusunda bulunuyorduk. Aramızda Ebû Hişâm b. Utbe b. Rebîa da vardı. O şöyle dedi: ‘Ben size bunun cevabını öğrenirim.’ Resûlullah’ın yanına girip sordu, sonra çıkıp bize: ‘Resûlullah bize onun ikindi namazı olduğunu haber verdi’ dedi.”
Berâ b. Âzib’den gelen rivayette şu ifade yer almaktadır: “Önce şu ayet indirildi: ‘Namazları ve ikindi namazını koruyun.’ Biz de Resûlullah döneminde Allah’ın dilediği kadar bu şekilde okuduk. Sonra Allah bunu neshetti ve ‘Namazları ve orta namazı koruyun, Allah için gönülden boyun eğerek ayakta durun’ ayetini indirdi.” Orada bulunan bir adam, “Demek ki o ikindi namazıdır” deyince Berâ şöyle dedi: “Ben sana ayetin nasıl indiğini ve Allah’ın onu nasıl neshettiğini anlattım. En doğrusunu Allah bilir.”
Hasan’ın, Semüre’den, onun da Peygamber’den rivayet ettiğine göre Resûlullah şöyle buyurmuştur: “Orta namaz ikindi namazıdır.” Başka bir rivayette ise Semüre şöyle demiştir: “Resûlullah bize orta namazın ikindi namazı olduğunu bildirdi.”
Ümmü Habîbe’den gelen rivayette Resûlullah’ın Hendek günü şöyle buyurduğu aktarılmıştır: “Bizi orta namaz olan ikindi namazından alıkoydular; güneş batıncaya kadar onu kılamadık.”
Hasan’dan gelen mürsel rivayette Resûlullah’ın şöyle dediği aktarılmıştır: “Namazları ve orta namazı koruyun; o ikindi namazıdır.”
Abdülazîz b. Mervân’ın yanında bulunan İbrahim b. Yezîd ed-Dımaşkî şöyle anlatmıştır: Abdülazîz bir adama, “Git falancaya Resûlullah’tan orta namaz hakkında ne işittiğini sor” dedi. Orada bulunan bir adam şöyle dedi: “Ben küçük bir çocukken Ebû Bekir ile Ömer beni bu soruyu sormam için göndermişlerdi. O kişi küçük parmağımı tutup ‘Bu sabah namazıdır’ dedi. Sonra yanındaki parmağı tutup ‘Bu öğle namazıdır’ dedi. Başparmağı tutup ‘Bu akşam namazıdır’ dedi. Sonra diğer parmağı tutup ‘Bu yatsıdır’ dedi. Ardından ‘Hangi parmağın kaldı?’ diye sordu. Ben de ‘Orta parmak’ dedim. Bunun üzerine ‘Hangi namaz kaldı?’ dedi. Ben ‘İkindi’ deyince: ‘İşte o, ikindi namazıdır’ dedi.”
Rebî‘den gelen rivayette müşriklerin Ahzâb günü Müslümanları ikindi namazından alıkoydukları, güneş battıktan sonra Resûlullah’ın şöyle buyurduğu aktarılmıştır: “Bizi orta namaz olan ikindi namazından alıkoydular. Allah onların evlerini ve kabirlerini ateşle doldursun.”
Ali’den gelen başka bir rivayette Peygamber’in Ahzâb günü şöyle dediği nakledilmiştir: “Allah onların evlerini ve kabirlerini ateşle doldursun; çünkü bizi güneş batıncaya kadar orta namazdan alıkoydular.”
Ebû Mâlik el-Eş‘arî’den gelen hadiste de Resûlullah şöyle buyurmuştur: “Orta namaz ikindi namazıdır.”
Buna karşılık bazı âlimler orta namazın öğle namazı olduğunu söylemişlerdir. Zeyd b. Sâbit’ten gelen rivayetlerde “Orta namaz öğle namazıdır” denilmiştir. Saîd b. Müseyyeb’in rivayetinde Ebû Saîd el-Hudrî’nin de orta namazın öğle namazı olduğunu söylediği aktarılmıştır. Abdullah b. Ömer’e bu konu sorulduğunda o da “Kuşluk namazının ardından gelen namazdır” diyerek öğle namazını kastetmiştir. Kureyş’ten bazı kişiler Abdullah b. Ömer’e orta namazı sorduklarında yine “Kuşluk namazından sonraki namazdır” cevabını vermiştir.
Onlar Abdullah b. Ömer’e tekrar haber gönderip yeniden sormalarını istediler. Fakat bu ikinci soru da meseleyi daha açık hale getirmedi. Daha sonra Abdullah b. Ömer’in azatlısı Abdurrahman b. Eflah oradan geçti. Ona da aynı soruyu sordular. O şöyle dedi: “Bu, Resûlullah’ın kıbleye yöneldiği namazdır.”
İbn Berkî’nin rivayetinde Saîd b. Müseyyeb şöyle anlatmaktadır: Kendisi, Urve b. Zübeyr ve İbrahim b. Talha birlikte otururlarken Saîd şöyle dedi: “Ebû Saîd el-Hudrî’den işittim; öğle namazının orta namaz olduğunu söylüyordu.” O sırada Abdullah b. Ömer yanlarından geçti. Urve: “Ona birisini gönderip sorun” dedi. Bir köle gönderilip sorulduğunda İbn Ömer: “O, öğle namazıdır” diye cevap verdi. Ancak onlar kölenin cevabından şüphe ettiler ve hep birlikte gidip tekrar sordular. Bunun üzerine Abdullah b. Ömer yeniden: “O, öğle namazıdır” dedi.
Başka bir rivayette Hafsa’nın mushaf yazdırırken ilgili ayete gelindiğinde şöyle yazdırdığı aktarılmıştır: “Namazları, orta namazı ve ikindi namazını koruyun.” Bu rivayette Hafsa’nın azatlısı olan râvi, daha sonra Übey b. Ka‘b yahut Zeyd b. Sâbit’e gidip bunu haber verdiğini söylemektedir. Onlardan biri şöyle dedi: “Hafsa’nın dediği doğrudur. Çünkü öğle vakti bizim için en meşgul olduğumuz vakittir; develerimizle ve sürülerimizle uğraşırız.”
Öğle namazının orta namaz olduğunu söyleyenlerin delili olarak Zeyd b. Sâbit’ten gelen şu rivayet aktarılmıştır: Resûlullah öğle namazını sıcağın en şiddetli olduğu vakitte kılardı ve bu namaz sahabeye diğer namazlardan daha ağır gelirdi. Bunun üzerine “Namazları ve orta namazı koruyun” ayeti indirildi. Ardından şöyle buyuruldu: “Onun öncesinde iki namaz, sonrasında da iki namaz vardır.”
Başka bir rivayette Kureyş’ten bazı kişiler Zeyd b. Sâbit’e orta namazı sorduklarında o şöyle cevap vermiştir: “O, öğle namazıdır.” Bunun üzerine iki kişi Üsâme b. Zeyd’e gidip aynı soruyu sordular. Üsâme de şöyle dedi: “O, öğle namazıdır. Çünkü Resûlullah öğle namazını günün en sıcak vaktinde kılardı. Arkasında bazen yalnızca bir veya iki saf olurdu. İnsanlar ticaretleriyle ve iş güçleriyle meşgul olurlardı. Bunun üzerine Resûlullah şöyle buyurdu: ‘Namaza gelmeyen bazı kimselerin evlerini yakmayı düşündüm.’ Sonra da ‘Namazları ve orta namazı koruyun’ ayeti indirildi.”
Bazı kimseler ise ayeti “Namazları, orta namazı ve ikindi namazını koruyun” şeklinde okuyorlardı. Hafsa’dan gelen rivayetlerde mushafına bu şekilde yazdırdığı nakledilmektedir. Nâfi‘in rivayetinde Hafsa, mushafını yazan kişiye şöyle demiştir: “Bu ayete geldiğinde onu hemen yazma; Resûlullah’tan nasıl işittiysem sana öyle yazdıracağım.” Ayete gelindiğinde şöyle yazdırmıştır: “Namazları, orta namazı ve ikindi namazını koruyun ve Allah için gönülden boyun eğerek ayakta durun.” Nâfi‘ şöyle demiştir: “Ben o mushafı okudum ve orada ‘ve’ harfini gördüm.”
Başka rivayetlerde de Hafsa’nın, Âişe’nin ve İbn Abbas’ın mushaflarında ayetin “ve ikindi namazı” ilavesiyle geçtiği nakledilmektedir. Atâ’nın rivayetinde Ubeyd b. Umeyr’in de ayeti bu şekilde okuduğu aktarılmıştır.
Bunun yanında bazı âlimler orta namazın akşam namazı olduğunu söylemişlerdir. Kubeysa b. Züeyb şöyle demiştir: “Orta namaz akşam namazıdır. Çünkü o ne namazların en az rekâtlısıdır ne de en çok rekâtlısıdır. Yolculukta kısaltılmaz. Resûlullah onu ne vaktinden sonraya bırakmış ne de vaktinden önce kılmıştır.” Ebû Ca‘fer ise Kubeysa’nın burada “orta” anlamını denge ve itidal manasında kullandığını açıklamıştır. Yani nasıl orta boylu bir insan aşırı uzun ya da kısa değilse, akşam namazı da namazların ortasında dengeli bir konumdadır.
Başka bir grup ise orta namazın sabah namazı olduğunu söylemiştir. İbn Abbas’tan gelen rivayette “Orta namaz sabah namazıdır” denilmektedir. Ebû Recâ el-Atâridî şöyle anlatmaktadır: “Basra Mescidi’nde İbn Abbas’ın arkasında sabah namazı kıldım. Rükûdan önce kunut yaptı ve ardından şöyle dedi: ‘İşte Allah’ın “Allah için gönülden boyun eğerek ayakta durun” buyurduğu orta namaz budur.’”
Başka rivayetlerde de İbn Abbas’ın sabah namazında kunut yaptığı, ellerini kaldırdığı ve ardından “Bu orta namazdır” dediği aktarılmıştır. Ebû’l-Âliye de İbn Abbas’a orta namazın hangisi olduğunu sorduğunda İbn Abbas ona şöyle açıklamıştır: “Akşam ve yatsıyı kıldın mı?” “Evet” dedi. “Sonra bu namazı yani sabahı kıldın mı?” dedi. “Evet” cevabını alınca şöyle devam etti: “Daha sonra öğle ve ikindiyi kılacaksın. İşte orta namaz budur.”
Ebû’l-Âliye’den gelen başka bir rivayette, sahabeyle birlikte sabah namazı kıldıktan sonra onlara orta namazın hangisi olduğunu sorduğunu ve onların da “Az önce kıldığın namazdır” diye cevap verdiklerini söylemiştir.
Câbir b. Abdullah’tan, Atâ’dan, İkrime’den, Mücâhid’den, Abdullah b. Şeddâd’dan ve Rebî‘den gelen rivayetlerde de orta namazın sabah namazı olduğu görüşü aktarılmıştır. Bu görüşü savunanlar şöyle demişlerdir: Allah Teâlâ “Namazları ve orta namazı koruyun, Allah için gönülden boyun eğerek ayakta durun” buyurmuştur. Buradaki “kunut” yani uzun süre huşû ile ayakta durma özelliği farz namazlar içinde özellikle sabah namazında bulunduğundan dolayı orta namazın sabah namazı olduğu anlaşılır.
Bazı âlimler ise orta namazın hangi namaz olduğunun kesin olarak bilinmediğini söylemişlerdir. Nâfi‘in rivayetinde Abdullah b. Ömer’e orta namaz sorulduğunda şöyle dediği aktarılmıştır: “O, bu namazların içindedir. Öyleyse hepsini koruyun.” Rebî‘ b. Husaym’a aynı soru sorulduğunda şöyle cevap vermiştir: “Farz et ki onun hangisi olduğunu öğrendin; diğer namazları ihmal edip yalnız onu mu koruyacaksın?” Adam “Hayır” deyince şöyle demiştir: “Öyleyse bütün namazları korursan onu da korumuş olursun.”
Saîd b. Müseyyeb ise Resûlullah’ın sahabelerinin orta namaz konusunda ihtilaf ettiklerini söylemiş ve bunu anlatırken parmaklarını birbirine geçirmiştir.
Ebû Ca‘fer et-Taberî sonunda şöyle demektedir: Bu konuda doğru olan görüş, Resûlullah’tan gelen sahih ve yaygın rivayetlerin gösterdiği üzere orta namazın ikindi namazı olduğudur. Allah’ın bu namazı özellikle korumayı emretmesi de Resûlullah’ın onu korumaya teşvik eden hadisleriyle uyumludur.
Ebû Basra el-Gıfârî’den gelen rivayette Resûlullah ikindi namazını kıldırdıktan sonra şöyle buyurmuştur: “Bu namaz sizden önceki ümmetlere de farz kılınmıştı. Fakat onlar bu konuda gevşek davrandılar ve onu terk ettiler. Sizden kim onu kılarsa ona iki kat ecir verilir. Ondan sonra yıldız görünene kadar başka namaz yoktur.”
Resûlullah şöyle buyurdu: “Bu namaz sizden önceki ümmetlere de farz kılınmıştı; fakat onlar onu zayi ettiler ve terk ettiler. Sizden kim onu korursa, ona bu namazın ecri iki defa verilir.” Resûlullah yine şöyle buyurmuştur: “Bulutlu günde namazı erken kılın; çünkü ikindi namazını kaçıranın ameli boşa gider.” Bunu bize Ebû Küreyb rivayet etti; Vekî‘in rivayet ettiğini söyledi. Muhammed b. Abdullah b. Abdilhakem de bana rivayet etti; Eyyûb b. Süveyd’in, Ebû Kılâbe’den, onun Ebû’l-Muhâcir’den, onun Büreyde’den, onun da Peygamber’den naklettiğini söyledi. Resûlullah şöyle buyurmuştur: “Kim ikindi namazını kaçırırsa, sanki ailesini ve malını kaybetmiş gibi olur.” Resûlullah yine şöyle buyurmuştur: “Güneş doğmadan ve batmadan önce namaz kılan kimse ateşe girmez.”
Böylece Resûlullah, bütün namazları korumak farz olmakla birlikte, ikindi namazını korumaya başka namazlar için yapmadığı ölçüde teşvik etmiştir. Bu da açıkça gösterir ki Allah’ın, bütün farz namazları kapsayan genel emirden sonra özellikle korunmasını teşvik ettiği namaz, Peygamberinin de aynı şekilde özel olarak teşvik ettiği namazdır. Resûlullah bu namazı diğer namazlardan ayırmış, ümmetini onu zayi etmekten sakındırmış, önceki ümmetlerin bu konuda başına geleni haber vermiş ve onu koruyanlara, diğer namazlar için vaat edilen ecirden iki kat fazla ecir vaat etmiştir.
Kanaatimce bunun sebebi şudur: Allah geceyi dinlenme vakti kılmıştır. İnsanlar geçim arayışından ve kazanç yollarında çalışmaktan geceleyin çoğunlukla uzaklaşır, az bir kısmı hariç sakinleşir; bu yüzden Allah’ın farzlarını korumaya ve farz namazları eda etmeye yönelmeleri daha kolay olur. Sabah namazı da böyledir; çünkü o vakitte kazanç ve geçim arayışıyla uğraşan kimse azdır ve bu namazı korumakta insanlar üzerinde fazla bir yük yoktur. Öğle namazına gelince, onun vakti insanların sıcak vakitte dinlendikleri, gündüzün uzun saatlerinde ve şiddetli sıcak zamanlarında işlerinden bir ara verdikleri, soğuk ve kış günlerinde de bedenlerini dinlendirmeye yöneldikleri vakittir. İnsanların geçim arayışı, kazanç yollarında çalışması ve rızıklarını elde etmek için meşgul olmaları bakımından gündüzün bilinen iki vakti vardır: Bunlardan biri, güneş doğduktan sonra kuşluk vaktinden öğle sıcağına kadar olan gündüzün ilk kısmıdır. Allah bu vakitte kullarından farz yükünü hafifletmiş, onları geçim ve kazanç arayışından alıkoyacak ağır bir farz yüklememiştir. Bununla birlikte kitabında ve Resûlünün diliyle bu vakitte bir namaza teşvik etmiş, farz kılmaksızın ona büyük sevap vaat etmiştir; bu da kuşluk namazıdır. İkinci vakit ise gündüzün son kısmıdır. Bu da insanların serinlik bulmasından sonra, yaz ve kış geçim aramaya ve çalışmaya imkân buldukları vakitten güneş batıncaya kadar olan zamandır. Allah bu vakitte onlara ikindi namazını farz kılmış, sonra da kullarının dünya hayatının peşin menfaatlerini ve geçim sebeplerini, ahiretlerinin ebedî sebeplerine tercih etme eğilimlerini bildiği için, bu namazı zayi etmemeleri adına kitabında ve Resûlünün diliyle onu korumaya teşvik etmiştir. Onu koruyanlara büyük sevabından bir kısmını bu kitabımızda zikrettiğim şeyleri vaat etmiştir; geri kalanını ise Allah dilerse daha büyük kitabımız olan “Ahkâmü’ş-Şerâi‘”de zikredeceğiz.
Bu namaza “orta namaz” denilmesinin sebebi, beş farz namazın ortasında bulunmasıdır. Çünkü ondan önce iki namaz, ondan sonra da iki namaz vardır; o da bunların arasında orta namazdır. “Orta” kelimesi, “bir topluluğun ortasına girdim” anlamındaki kökten gelir. Erkek için “o bizim ortamızdadır”, kadın için de “o bizim orta olanımızdır” denilir.
Yüce Allah’ın “Allah için gönülden boyun eğerek ayakta durun” buyruğunun teviline gelince, tevil ehli buradaki “gönülden boyun eğme” ifadesinin anlamı hakkında ihtilaf etmiştir. Bazıları bunun “itaat” anlamına geldiğini söylemiştir. Buna göre ayetin anlamı şudur: Namazınızda Allah için ayakta durun; O’nun size namazda emrettiği ve yasakladığı hususlarda O’na itaat edin.
Bu görüşü söyleyenlerden biri olarak Ali b. Saîd el-Kindî bana rivayet etti; Abdullah b. Mübarek’in, İbn Avn’dan, onun Şa‘bî’den naklettiğine göre Şa‘bî “Allah için gönülden boyun eğerek ayakta durun” buyruğu hakkında “itaat ederek” demiştir. Ebû’s-Sâib Selm b. Cünâde de bana rivayet etti; İbn İdrîs’in, İbn Avn’dan, onun da Şa‘bî’den aynı görüşü naklettiğini söyledi. İbn Humeyd bana rivayet etti; Yahyâ b. Vâdıh’ın, Ebû’l-Münîb’den, onun Câbir b. Zeyd’den naklettiğine göre Câbir b. Zeyd, “Allah için gönülden boyun eğerek ayakta durun” ifadesinin “itaat ederek” anlamına geldiğini söylemiştir. Ebû’s-Sâib bana rivayet etti; İbn İdrîs’in, Osman b. Esved’den, onun Atâ’dan naklettiğine göre Atâ da aynı şekilde “itaat ederek” demiştir. Ahmed b. Abde el-Hımsî bize rivayet etti; Ebû Avâne’nin, İbn Bişr’den, onun Saîd b. Cübeyr’den naklettiğine göre Saîd b. Cübeyr de bu ayet hakkında “itaat ederek” demiştir. Muhammed b. Beşşâr bize rivayet etti; Abdurrahman’ın, Süfyân’dan, onun Rebî‘ b. Ebû Râşid’den, onun da Saîd b. Cübeyr’den naklettiğine göre kendisine “gönülden boyun eğme” sorulmuş, o da “gönülden boyun eğme itaattir” demiştir.
İbn Humeyd bize rivayet etti; Yahyâ b. Vâdıh’ın, Ubeyd b. Süleyman’dan, onun Dahhâk’tan naklettiğine göre Dahhâk şöyle demiştir: “Allah’ın Kur’an’da zikrettiği gönülden boyun eğme ile kastedilen şey itaattir.” Yahyâ b. Ebû Tâlib bana rivayet etti; Yezîd b. Hârûn’un, Cuveybir’den, onun Dahhâk’tan naklettiğine göre Dahhâk “Allah için gönülden boyun eğerek ayakta durun” buyruğu hakkında şöyle demiştir: “Her din mensubu Allah için ayakta durur ama isyan hâlindedir; siz ise Allah için itaat ederek ayakta durun.” Müsennâ bana rivayet etti; İshak’ın, Ebû Züheyr’den, onun Cuveybir’den, onun Dahhâk’tan naklettiğine göre Dahhâk bu ayet hakkında şöyle demiştir: “Her şeyde Allah’a itaat ederek ayakta durun ve namazınızda O’na itaat edin.” Hüseyin b. Ferec’den rivayet edildiğine göre Ebû Muâz şöyle demiştir: Ubeyd bize haber verdi; Dahhâk’ın “Allah için gönülden boyun eğerek ayakta durun” buyruğu hakkında şöyle dediğini işittim: “Gönülden boyun eğme itaattir. Her din mensubunun bir namazı vardır; onlar namazlarında Allah’a isyan ederek ayakta dururlar. Siz ise Allah’a itaat ederek ayakta durun.”
Müsennâ bana rivayet etti; Abdullah b. Sâlih’in, Muâviye b. Sâlih’ten, onun Ali b. Ebû Talha’dan, onun İbn Abbas’tan naklettiğine göre İbn Abbas “gönülden boyun eğenler” ifadesi hakkında “itaat edenler” demiştir. Muhammed b. Sa‘d bana rivayet etti; babasının, amcasından, onun babasından, onun da babasından, onun İbn Abbas’tan naklettiğine göre İbn Abbas “Allah için gönülden boyun eğerek ayakta durun” buyruğu hakkında “itaat ederek” demiştir. Müsennâ bana rivayet etti; Hammânî’nin, Şerîk’ten, onun Sâlim’den, onun Saîd’den naklettiğine göre Saîd de “itaat ederek” demiştir. İmrân b. Bekkâr el-Kelâî bana rivayet etti; Hattâb b. Osman’ın, Ermeniye’de karşılaştığı Ebû Rûh Abdurrahman b. Sinân es-Sekûnî el-Hımsî’den naklettiğine göre o, Hasan b. Ebû’l-Hasan’ın bu ayet hakkında “itaat ederek” dediğini işitmiştir. Muhammed b. Amr bana rivayet etti; Ebû Âsım’ın, Îsâ’dan, onun İbn Ebû Necîh’ten, onun Mücâhid’den naklettiğine göre Mücâhid de bu ayet hakkında “itaat ederek” demiştir. Müsennâ bana rivayet etti; Ebû Huzeyfe’nin, Şibl’den, onun İbn Ebû Necîh’ten, onun da Mücâhid’den aynı görüşü rivayet ettiğini söyledi. Bişr b. Muâz bize rivayet etti; Yezîd’in, Saîd’den, onun Katâde’den naklettiğine göre Katâde de “Allah için gönülden boyun eğerek ayakta durun” buyruğu hakkında “itaat ederek” demiştir.
Ahmed b. İshak bize rivayet etti; Ebû Ahmed ez-Zübeyrî’nin, Fudayl b. Merzûk’tan, onun Atıyye’den naklettiğine göre Atıyye şöyle demiştir: “İnsanlar namazda birbirlerinden ihtiyaçlarını isterlerdi. Nihayet ‘Allah için gönülden boyun eğerek ayakta durun’ ayeti indi ve konuşmayı terk ettiler.” Atıyye, “gönülden boyun eğenler” ifadesinin “itaat edenler” anlamına geldiğini söylemiştir. Muhammed b. Umâre el-Esedî bana rivayet etti; Ubeydullah b. Mûsâ’nın, Fudayl’den, onun Atıyye’den naklettiğine göre Atıyye bu ayet hakkında şöyle demiştir: “İnsanlar namazda ihtiyaçları hakkında konuşurlardı. Nihayet ‘Allah için gönülden boyun eğerek ayakta durun’ ayeti inince namazda konuşmayı terk ettiler.” Kâsım bize rivayet etti; Hüseyin’in, Haccâc’dan, onun İbn Cüreyc’den naklettiğine göre İbn Abbas bu ayet hakkında şöyle demiştir: “Her din mensubu namazında isyan ederek ayakta durur. Siz ise Allah için itaat ederek ayakta durun.”
Rebî‘ b. Süleyman bize rivayet etti; Esed b. Mûsâ’nın, İbn Lehîa’dan, onun Derrâc’dan, onun Ebû’l-Heysem’den, onun Ebû Saîd’den, onun da Resûlullah’tan naklettiğine göre Resûlullah şöyle buyurmuştur: “Kur’an’da gönülden boyun eğme geçen her yerde bunun anlamı itaattir.” Abbâs b. Velîd bize rivayet etti; babasının, Saîd b. Abdülazîz’den naklettiğine göre Saîd şöyle demiştir: “Gönülden boyun eğme, Allah’a itaattir. Allah ‘Allah için gönülden boyun eğerek ayakta durun’ buyurur; yani itaat ederek.” Saîd b. Rebî‘ bize rivayet etti; Süfyân’ın şöyle dediğini aktardı: İbn Tâvûs şöyle demiştir: “Babam, gönülden boyun eğmenin Allah’a itaat olduğunu söylerdi.”
Bazıları ise bu ayetteki gönülden boyun eğmenin “susmak” anlamına geldiğini söylemiştir. Onlara göre ayetin tevili şudur: Allah’ın namazda konuşmanızı yasakladığı şeylerden susarak Allah için ayakta durun. Bu görüşü söyleyenlerden biri olarak Mûsâ b. Hârûn bana rivayet etti; Amr’ın, Esbât’tan, onun Süddî’den naklettiğine göre Süddî şöyle demiştir: “Bu ayette gönülden boyun eğmenin anlamı susmaktır.” Mûsâ bana rivayet etti; Amr’ın, Esbât’tan, onun Süddî’den, onun da Mürre yoluyla İbn Mes‘ûd’dan naklettiğine göre İbn Mes‘ûd şöyle demiştir: “Biz namazda ayakta durur, konuşurduk; kişi arkadaşına ihtiyacını sorar, ona haber verir, selam verildiğinde de selamı alırlardı. Bir gün ben geldim ve selam verdim, fakat bana selamımı almadılar. Bu bana ağır geldi. Peygamber namazını bitirince şöyle buyurdu: ‘Senin selamını almama engel olan şey, bize namazda konuşmadan gönülden boyun eğerek ayakta durmamızın emredilmiş olmasıdır.’” Burada gönülden boyun eğme susmak anlamındadır.
Muhammed b. Ubeyd el-Muhâribî bana rivayet etti; Hakem b. Zuhayr’in, Âsım’dan, onun Zür’den, onun Abdullah’tan naklettiğine göre Abdullah şöyle demiştir: “Biz namazda konuşurduk. Peygamber’e selam verdim, fakat selamımı almadı. Namazdan dönünce şöyle buyurdu: ‘Allah namazda konuşmamanızı hükme bağladı.’ Bunun üzerine ‘Allah için gönülden boyun eğerek ayakta durun’ ayeti indi.” Abdülhamîd b. Beyân es-Sükkarî bize rivayet etti; Muhammed b. Yezîd’in haber verdiğini söyledi. Ebû Küreyb de bize rivayet etti; İbn Ebû Zâide, İbn Nümeyr, Vekî‘ ve Ya‘lâ b. Ubeyd’in tamamı, İsmail b. Ebû Hâlid’den, onun Hâris b. Şibl’den, onun Ebû Amr eş-Şeybânî’den, onun Zeyd b. Erkam’dan naklettiğine göre Zeyd şöyle demiştir: “Biz Resûlullah döneminde namazda konuşurduk; kişi namazda arkadaşına ihtiyacını söylerdi. Nihayet ‘Namazları ve orta namazı koruyun, Allah için gönülden boyun eğerek ayakta durun’ ayeti indi de bize susmamız emredildi.”
Hennâd b. Serî bize rivayet etti; Ebü’l-Ahvas’ın, Simâk’tan, onun İkrime’den naklettiğine göre İkrime “Allah için gönülden boyun eğerek ayakta durun” buyruğu hakkında şöyle demiştir: “İnsanlar namazda konuşurlardı; kişinin hizmetçisi namazdayken yanına gelir, ihtiyacını ona söylerdi. Sonra namazda konuşmaktan yasaklandılar.” İbn Humeyd bize rivayet etti; Hârûn b. Muğîre’nin, Anbese’den, onun Zübeyr b. Adî’den, onun Külsûm b. Mustalik’ten, onun Abdullah b. Mes‘ûd’dan naklettiğine göre Abdullah şöyle demiştir: “Peygamber bana namazda selamımı almaya alışmıştı. Bir gün yanına geldim ve selam verdim; fakat selamımı almadı. Sonra şöyle buyurdu: ‘Allah kendi emrinde dilediğini hükme bağlar. Sizin için namazda, Allah’ı anmak, O’nu tesbih ve temcid etmek gibi uygun olan şeyler dışında kimsenin konuşmaması hükme bağlandı. Allah için gönülden boyun eğerek ayakta durun.’” Yûnus bana rivayet etti; İbn Vehb’in şöyle dediğini aktardı: İbn Zeyd “Allah için gönülden boyun eğerek ayakta durun” buyruğu hakkında şöyle demiştir: “Namaza kalktığınızda susun; namazı bitirinceye kadar kimseyle konuşmayın.” O ayrıca şöyle demiştir: “Gönülden boyun eğen kişi, konuşmayan namaz kılan kişidir.”
Bazıları ise bu ayetteki gönülden boyun eğmenin namazda rükû etmek ve huşû içinde bulunmak anlamına geldiğini söylemiştir. Onlara göre ayetin tevili şudur: Namazınızda Allah için huşû içinde, alçak gönüllü, oyun ve boş işlerden uzak olarak ayakta durun. Bu görüşü söyleyenlerden biri olarak Selm b. Cünâde bana rivayet etti; İbn İdrîs’in, Leys’ten, onun Mücâhid’den naklettiğine göre Mücâhid “Allah için gönülden boyun eğerek ayakta durun” buyruğu hakkında şöyle demiştir: “Gönülden boyun eğmenin kapsamına rükûyu uzatmak, bakışı kısmak, alçak gönüllü olmak ve Allah korkusuyla huşû içinde bulunmak da girer. Âlimlerden biri namaza kalktığında, Rahmân’dan haya ederek sağa sola bakmaktan, çakıl taşlarıyla oynamaktan, herhangi bir şeyle meşgul olmaktan veya unutarak olması dışında dünya işlerinden bir şeyi içinden geçirmekten sakınırdı.” İbn Humeyd bize rivayet etti; Cerîr’in, Leys’ten, onun Mücâhid’den buna benzer bir rivayet naklettiğini söyledi; ancak bu rivayette “gönülden boyun eğmenin kapsamına sakin durmak ve huşû da girer” denilmiştir. İbn Humeyd bize rivayet etti; Hakkâm’ın, Anbese’den, onun Leys’ten, onun Mücâhid’den naklettiğine göre Mücâhid şöyle demiştir: “Gönülden boyun eğmenin kapsamına huşû ve Allah korkusuyla alçak gönüllü olmak da girer. Muhammed’in fakih sahabileri namaza kalktıklarında, namazdan çıkıncaya kadar sağa sola bakmaz, çakıl taşlarıyla oynamaz ve unutarak olması dışında dünya işlerinden bir şeyi içlerinden geçirmezlerdi.” Ammâr b. Hasan’dan rivayet edildiğine göre İbn Ebû Ca‘fer, babasından, o da Leys’ten, o da Mücâhid’den “Allah için gönülden boyun eğerek ayakta durun” buyruğu hakkında şunu nakletmiştir: “Gönülden boyun eğmenin kapsamına sakin durmak da girer.” Sonra buna benzer şeyler zikretmiştir. Ammâr’dan rivayet edildiğine göre İbn Ebû Ca‘fer, babasından, onun Rebî‘den naklettiğine göre Rebî‘ “Allah için gönülden boyun eğerek ayakta durun” buyruğu hakkında şöyle demiştir: “Gönülden boyun eğme sakin durmaktır; yani namazda ayakta durmak ve ona tam yönelmektir.”
Bazıları ise bu yerde gönülden boyun eğmenin dua anlamına geldiğini söylemiştir. Onlara göre ayetin tevili şudur: Namazınızda rağbet ederek Allah için ayakta durun. Bu görüşü söyleyenlerden biri olarak Yakub b. İbrahim bana rivayet etti; İbn Uleyye’nin rivayet ettiğini söyledi. İbn Beşşâr da bize rivayet etti; İbn Ebû Adî, Abdülvehhâb ve Muhammed b. Ca‘fer’in tamamının Avf’tan, onun Ebû Recâ’dan naklettiğine göre Ebû Recâ şöyle demiştir: “Basra Mescidi’nde İbn Abbas ile sabah namazını kıldım. Rükûdan önce bize kunut yaptırdı ve şöyle dedi: ‘Allah’ın “Allah için gönülden boyun eğerek ayakta durun” buyurduğu orta namaz işte budur.’”
Ebû Ca‘fer şöyle der: “Allah için gönülden boyun eğerek ayakta durun” buyruğunun tevilinde bu sözlerin doğruya en yakın olanı, bunun “itaat ederek” anlamına geldiğini söyleyenlerin görüşüdür. Çünkü gönülden boyun eğmenin asıl anlamı itaattir. Namazda Allah’ın yasakladığı konuşmalardan susmak da Allah’a itaatin bir parçasıdır. Bu sebeple bu yerde gönülden boyun eğmeyi namazda susmak diye yorumlayan kişi, aslında Allah’ın kullarına namazda farz kıldığı anlamlardan birini söylemiş olur. Bu susma, Kur’an okumak veya Allah’ı layık olduğu şekilde zikretmek dışında kalan konuşmalardan susmaktır.
Bunu bizim açıkladığımız şekilde söylediklerine delalet eden şeylerden biri de Nehaî ve Mücâhid’in sözüdür. Ahmed b. İshak el-Ehvâzî bize rivayet etti; Ebû Ahmed ez-Zübeyrî’nin, Süfyân’dan, onun Mansûr’dan, onun İbrahim ve Mücâhid’den naklettiğine göre onlar şöyle demişlerdir: “İnsanlar namazda konuşur, biri kardeşine bir ihtiyacını emrederdi. Bunun üzerine ‘Allah için gönülden boyun eğerek ayakta durun’ ayeti indi ve konuşmayı kestiler. Gönülden boyun eğme susmaktır; gönülden boyun eğme itaattir.” Böylece İbrahim ve Mücâhid, bizim tevilde söylediğimiz gibi gönülden boyun eğmeyi Allah’a itaat içinde susmak olarak değerlendirmişlerdir.
Namazda Allah’a itaat, huşû ile, alçak gönüllülükle, uzun süre ayakta durmakla ve dua ile de gerçekleşebilir. Çünkü bunların hiçbiri iki anlamın dışına çıkmaz: Ya namaz kılana emredilen şeylerdendir ya da teşvik edilen şeylerdendir. Kul bütün bunlarla Allah’a itaat etmiş olur ve bu hâllerde Rabbine gönülden boyun eğmiş olur. Gönülden boyun eğmenin aslı Allah’a itaattir; sonra kulun Allah’a itaat ettiği her şey için kullanılır.
Buna göre ayetin tevili şöyledir: Namazları ve orta namazı koruyun. Bu namazlarda Allah için itaat ederek ayakta durun; namazda birbirinizle konuşmayı ve Kur’an okumak, Allah’ı layık olduğu şekilde zikretmek veya dua etmek dışında kalan diğer konuşma türlerini terk edin. Namazların sınırlarını zayi ederek, Allah’ın sizden namazlarda ve diğer farzlarda istediği haklarda kusur ederek namazda Allah’a isyan edenlerden olmayın.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…