Sonra bunun ardından kalpleriniz katılaştı; artık onlar taşlar gibi, hatta katılık bakımından daha da şiddetlidir. Çünkü taşlardan öylesi vardır ki içinden ırmaklar fışkırır; öylesi vardır ki yarılır da içinden su çıkar; öylesi de vardır ki Allah korkusundan aşağı düşer. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Summe (sonra) kaset (katılaştı) kulûbukum (kalpleriniz) min (sonra) ba‘di (ardından) zâlike (bu) fe-hiye (artık onlar) kel-hicâreti (taşlar gibidir) ev (hatta) eşeddu (daha katıdır) kasveten (katılıkça) ve (ve) inne (şüphesiz) min (bazı) l-hicâreti (taşlardan) lemâ (öylesi vardır ki) yeteffeccaru (fışkırır) minhu (ondan) l-enhâr (nehirler) ve (ve) inne (şüphesiz) minhâ (onlardan) lemâ (öylesi vardır ki) yeşşakkaqu (yarılır) fe-yahrucu (çıkar) minhu (ondan) l-mâu (su) ve (ve) inne (şüphesiz) minhâ (onlardan) lemâ (öylesi vardır ki) yehbitu (düşer) min (korkusuyla) haşyeti (korkusundan) llâhi (Allah’ın) ve (ve) mâ (değildir) llâhu (Allah) bi-gâfilin (gafil) ‘ammâ (şeylerden ki) ta‘melûn (yapıyorsunuz)
Mukatil Tefsiri
Onlar: “Biz onu öldürmedik, bize yalan isnat edildi.” dediler. Öldürülen kişiyi yalanlayınca Allah onlara bir örnek verdi. İşte Allah’ın şu sözü bunun hakkındadır: “Sonra kalpleriniz katılaştı.” Yani sertleşti, yumuşamadı. Öldürülen kişinin diriltilmesinden sonra bile onu yalanladınız. “Bundan sonra.” Yani öldürülen kişinin dirilmesinden sonra. “Artık taş gibi oldu.” Kalplerinin yumuşamamasını sertlik bakımından taşa benzetti.
Sonra taşları mazur gösterip onların kalplerini kötüledi ve buyurdu ki: “Hatta daha da katıdır.” Ardından şöyle dedi: “Taşlardan öylesi vardır ki içinden ırmaklar fışkırır.” “Öylesi vardır ki yarılır.” Yani çatlar. “İçinden su çıkar.” “Öylesi de vardır ki aşağı yuvarlanır.” Yani bazı taşlar tepelerden aşağı düşerler. Bunların hepsi “Allah korkusundandır.” Böyle yaparlar. Fakat İsrailoğulları Allah’tan korkmazlar, kalpleri taşların yaptığı gibi yumuşamaz ve Rablerinin itaatine yönelmezler.
Sonra Allah onları tehdit ederek şöyle buyurdu: “Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.” (Bakara 74) Yani işlediğiniz günahlardan habersiz değildir.
Taberi Tefsiri
Bu ayette kastedilenler, İsrailoğulları’nın inkârcılarıdır. Bunların da, zikredildiğine göre, öldürülen kişinin kardeşinin oğulları olduğu söylenmiştir. Allah onlara, “Sonra kalpleriniz katılaştı” buyurmaktadır; yani kalpleriniz kurudu, sertleşti ve kabalaştı. Arapçada kalbin katılaşması, sertleşmesi, kabalaşması ve taş gibi olması anlamında kullanılır. “Bunun ardından” sözüyle de, öldürülmesi hakkında birbirleriyle çekiştikleri kişinin Allah tarafından diriltilmesinden, onun kendisini kimin öldürdüğünü ve niçin öldürdüğünü haber vermesinden sonra olan durum kastedilmiştir. Daha önce rivayetlerde açıklandığı gibi Allah, bu olayla onların içindeki haklı ile haksızı birbirinden ayırmıştı.
Allah’ın onların kalplerini katılıkla nitelemesinin sebebi, bize ulaştığına göre şudur: Allah öldürülen kişiyi diriltmiş, o da İsrailoğulları’na kendisini öldürenlerin kim olduğunu haber vermişti. Sonra tekrar ölmüş; fakat buna rağmen onu öldürenler, onun katilleri olduklarını inkâr etmişlerdi. İbn Abbas’tan rivayet edildiğine göre, öldürülen kişiye sığırın bir parçasıyla vurulduğunda adam dirilmiş ve oturmuştu. Ona, “Seni kim öldürdü?” denilince, “Kardeşimin oğulları beni öldürdü” demiş, sonra yeniden canı alınmıştı. Bunun ardından kardeşinin oğulları: “Vallahi biz onu öldürmedik” demişlerdi. Böylece gerçeği gördükten sonra yine yalanlamışlardı. Bunun üzerine Allah, “Sonra bunun ardından kalpleriniz katılaştı; artık onlar taşlar gibi, hatta katılık bakımından daha da şiddetlidir” buyurdu. Burada özellikle yaşlı adamın kardeşinin oğulları kastedilmiştir. Katade de şöyle demiştir: “Allah onlara ölüyü diriltmeyi gösterdikten ve öldürülen kişi hakkında gösterdiğini gösterdikten sonra kalpleri katılaştı; artık onlar taşlar gibi, hatta daha da katı oldu.”
Allah’ın “Artık onlar taşlar gibi, hatta katılık bakımından daha da şiddetlidir” sözüne gelince, buradaki “onlar” sözüyle kalpleriniz kastedilmiştir. Yani, hakkı görüp onu açıkça anladıktan sonra, ona boyun eğmekten ve Allah’ın üzerinizdeki gerekli hakkını kabul etmekten kalpleriniz sertleşti. Kalpleriniz sertlik, kuruluk, kabalık ve katılık bakımından taşlar gibi oldu; hatta Allah’ın üzerlerindeki vacip hakkına boyun eğme ve O’nun kendilerine gerekli kıldığı hakları kabul etme konusunda taşlardan da daha katı hâle geldi.
Eğer bir kimse, “Burada ‘taşlar gibi veya daha katı’ denilmesinin anlamı nedir? Arapçada ‘veya’ kelimesi çoğu zaman şüphe anlamı taşır; Allah’ın haberinde ise şüphe düşünülemez” derse, ona şöyle cevap verilir: Bu ifade, Allah’ın haber verdiği konuda şüphe ettiği anlamına gelmez. Aksine Allah, hakikati gördükten sonra onu yalanlayan kimselerin kendi kalplerini ve onların durumunu bilenlerin gözünde bu kalplerin taş gibi, hatta taşlardan daha katı olduğunu haber vermektedir. Arap dili âlimleri bu konuda çeşitli açıklamalar yapmıştır. Bazıları, Allah’ın “Onlar taşlar gibi veya daha katıdır” buyruğu ile “Onu yüz bin kişiye veya daha fazlasına gönderdik” (Saffat 147) ve “Biz yahut siz ya doğru yol üzerindeyiz ya da apaçık bir sapıklık içindeyiz” (Sebe 24) gibi ifadelerdeki “veya”nın, konuşanın bilmediği için değil, muhataba kapalı bırakmak veya sözü iki ihtimal içinde ifade etmek için kullanıldığını söylemiştir. Nitekim bir kimse, ne yediğini bildiği hâlde, muhatabına “Bir yaş hurma ya da taze hurma yedim” diyebilir. Bazıları ise bu ifadeyi, “onların kalpleri bu iki örnekten dışarı çıkmaz; ya taşlar gibidir ya da taşlardan daha katıdır” şeklinde açıklamıştır. Buna göre anlam, bazı kalpler taş gibi, bazıları ise taştan daha katıdır. Bazıları da buradaki “veya”nın “ve” anlamında olduğunu söylemiş, bazıları da “bilakis” anlamı verdiğini belirtmiştir. Ebu Cafer der ki: Bu açıklamaların hepsinin Arap dilinde bir yönü vardır; fakat bana en uygun gelen açıklama, ilk söylediğimiz açıklamadır. Ardından da, “bazıları taş gibi, bazıları ise taşlardan daha katıdır” şeklindeki açıklama gelir. Çünkü “veya” kelimesi bazı yerlerde “ve” anlamına yaklaşsa da asıl anlamı iki şeyden birini ifade etmektir. Bir kelimeyi mümkün oldukça asıl anlamı üzerinde bırakmak, onu bilinen anlamından uzaklaştırmaktan daha uygundur.
“Daha katıdır” sözünün merfu oluşu iki şekilde açıklanabilir: Birincisi, “taşlar gibi” ifadesindeki benzetme anlamına atfedilmiş olmasıdır. Çünkü anlam, “kalpleriniz taşların benzeri ya da onlardan daha katıdır” şeklindedir. İkincisi ise cümlenin takdiren tekrar edilmesidir: “Onlar taşlar gibidir; yahut onlar daha katıdır.”
Allah’ın “Çünkü taşlardan öylesi vardır ki içinden ırmaklar fışkırır” sözüne gelince, bunun anlamı şudur: Taşlardan öyleleri vardır ki içinden, kendisinden ırmaklar oluşan su fışkırır. Burada su zikredilerek ırmaklar kastedilmiştir. “Fışkırmak” suyun kaynağından dışarı çıkmasıdır. Herhangi bir sıvı, bulunduğu yerden dışarı akıp çıkarsa ona fışkırma denir; bu ister su olsun, ister kan, ister irin, ister başka bir şey olsun.
Allah’ın “Öylesi vardır ki yarılır da içinden su çıkar” sözüne gelince, bunun anlamı şudur: Taşlardan öyleleri de vardır ki çatlar, yarılır ve içinden su çıkar. Bu su bazen kaynak olur, bazen de akan ırmaklar hâline gelir.
Allah’ın “Öylesi de vardır ki Allah korkusundan aşağı düşer” sözüne gelince, Ebu Cafer der ki: Bunun anlamı şudur: Taşlardan öylesi vardır ki Allah korkusundan dağın tepesinden yere ve yamaca doğru düşer. Allah, taşları böyle niteleyerek, İsrailoğulları’ndan kalpleri katılaşan kimselerin kalplerine karşı taşları adeta mazur göstermiştir. Çünkü bu kimseler, Allah’ın elçilerini yalanlamış, ayetlerini inkâr etmiş, büyük delilleri ve ibretleri görmüş, apaçık hüccetlere şahit olmuşlardı. Üstelik Allah onlara sağlam akıllar ve diri nefisler vermişti; taşlara ve cansız varlıklara ise bunları vermemişti. Buna rağmen taşlardan öylesi vardır ki içinden ırmaklar fışkırır, öylesi vardır ki yarılıp içinden su çıkar, öylesi vardır ki Allah korkusundan aşağı düşer. Böylece Allah, taşlardan bazılarının, hakka çağrıldıklarında onların kalplerinden daha yumuşak olduğunu haber vermiştir.
Mücahid bu konuda şöyle demiştir: “İçinden su fışkıran, su için yarılan veya dağın tepesinden yuvarlanan her taş, Allah korkusundan bunu yapar. Kur’an bununla inmiştir.” Katade de şöyle demiştir: “Allah taşları mazur gördü, fakat bedbaht insanoğlunu mazur görmedi. Çünkü taşlardan öylesi vardır ki içinden ırmaklar fışkırır; öylesi vardır ki yarılır da içinden su çıkar; öylesi de vardır ki Allah korkusundan aşağı düşer.” İbn Abbas’tan da Allah’ın taşları mazur gösterdiği ve onların içinden ırmaklar fışkıran, yarılıp su çıkaran taşlar bulunduğunu bildirdiği rivayet edilmiştir. İbn Cüreyc de şöyle demiştir: “İçinden su çıkan, su için yarılan veya dağdan yuvarlanan her taş hakkında Kur’an, bunun Allah korkusundan olduğunu bildirmiştir.”
Nahiv âlimleri, taşların Allah korkusundan düşmesi ifadesinin anlamında ihtilaf etmiştir. Bazıları bunun, taşların gölgelerinin dönüp değişmesi anlamında olduğunu söylemiştir. Bazıları, bunun Allah’ın tecellisi karşısında paramparça olan dağ hakkında olduğunu söylemiştir. Bazıları ise Allah’ın bazı taşlara bilgi ve anlayış verdiğini, onların da Allah’a itaati kavrayıp itaat ettiğini söylemiştir; nitekim Resulullah’ın hutbe okurken dayandığı hurma kütüğünün ondan ayrılınca inlediği rivayet edilmiştir. Yine Peygamber’in, “Cahiliye döneminde bana selam veren bir taş vardı; ben onu şimdi de tanıyorum” buyurduğu rivayet edilmiştir. Bazıları da bunun, “Yıkılmak isteyen duvar” ifadesi gibi olduğunu söylemiştir; duvarın gerçekte iradesi yoktur, fakat durumunun böyle görünmesi sebebiyle bu şekilde anlatılmıştır. Buna göre taş, Allah’ın büyüklüğü karşısında sanki alçalmış ve korkuyla eğilmiş gibi tasvir edilmiştir. Bazıları ise “Allah korkusundan düşer” ifadesinin, o taşın yaratılışıyla başkasında Allah korkusu doğurması anlamına geldiğini söylemiştir. Bu görüşlerin her biri ayetin taşıyabileceği anlamlardan uzak değildir. Ancak ümmetin önceki tefsir âlimlerinin açıklaması bunların dışındadır. Bu yüzden ayetin tevilini onların söylediği anlamdan başka bir yöne çevirmeyi uygun görmüyoruz. Daha önce “haşyet”in korku ve ürperti anlamına geldiğini açıklamıştık; burada tekrar etmeye gerek yoktur.
Allah’ın “Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir” sözüne gelince, bunun anlamı şudur: Ey Allah’ın ayetlerini yalanlayan, Resulü Muhammed’in peygamberliğini inkâr eden, ona karşı batıl sözler uyduran İsrailoğulları ve Yahudi bilginleri topluluğu! Allah sizin kötü işlerinizden ve çirkin fiillerinizden gafil değildir. Aksine onları üzerinize saymakta, kaydetmekte ve korumaktadır. Sonra ahirette bunların karşılığını size verecek yahut dünyada bunlar sebebiyle sizi cezalandıracaktır. Gafletin aslı, bir şeyi unutma ve dalgınlık sebebiyle terk etmektir. Allah ise onların kötü fiillerinden gafil ve habersiz olmadığını, bilakis onları sayıp koruduğunu haber vermektedir.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…