"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Bakara 45

Sabır ve namaz ile yardım isteyin. Şüphesiz bu, huşû sahiplerinden başkasına ağır gelir.

Okunuşu ve Kelime Anlamı
Veste‘înû (yardım isteyin) bi-s-sabri (sabırla) ve (ve) s-salâti (namazla) ve (ve) innehâ (şüphesiz o) le-kebîratun (çok ağırdır) illâ (ancak) alâ (üzerine) l-hâşi‘în (huşû sahipleri)

Mukatil Tefsiri
Sonra Allah şöyle buyurdu: “Sabır ve namazla yardım isteyin.” Yani ahireti kazanmak için farzlara sabredin ve beş vakit namazı vakitlerinde koruyun. “Şüphesiz bu ağır gelir.” Yani kıblenin Beytülmakdis’ten Kâbe’ye çevrilmesi Yahudilere ağır geldi. Cüdey b. Ahtab, Saîd b. Amr şair ve diğerleri buna içerlediler. Sonra Allah istisna ederek şöyle buyurdu: “Ancak huşû sahipleri hariç.” Yani mütevazı müminlere kıblenin çevrilmesi ağır gelmedi.

Taberi Tefsiri
Ebû Ca‘fer dedi ki: Yüce Allah’ın “Sabır ve namaz ile yardım isteyin” sözüyle kastettiği şudur: Bana kitabınızda verdiğiniz sözü yerine getirme konusunda, bana itaate yönelmede, emrime uymada, reislik sevgisi ve dünya tutkusu gibi nefislerinizin arzuladığı şeyleri bırakıp hoşlanmadığınız halde Resulüm Muhammed’e teslim olmada, sabır ve namazdan yardım isteyin. Bazıları bu ayetteki “sabır”ın oruç anlamına geldiğini söylemiştir. Oruç, bize göre sabrın anlamlarından biridir. Ancak bizim tercih ettiğimiz tevil şudur: Allah Teâlâ onları, nefislerinin hoşlanmadığı halde Allah’a itaate devam etmeye ve O’na isyandan uzak durmaya çağırmıştır. Çünkü sabrın aslı, nefsi arzuladığı şeylerden alıkoymak ve onu hevasından engellemektir. Bu sebeple musibet karşısında kendisini feryat etmekten ve sızlanmaktan alıkoyan kimseye “sabreden” denilmiştir. Ramazan ayına da “sabır ayı” denmiştir; çünkü oruç tutan kişi gündüz boyunca yeme içmeden kendisini uzak tutar. Bir kimsenin başkasını bir şeyden “sabretmesi” de onu tutup engellemesi anlamına gelir. Nitekim öldürülmek üzere tutulan kimse için “sabren öldürüldü” denir; yani tutuldu ve sonra öldürüldü. Bu durumda öldürülen “masbûr”, öldüren ise “sâbir” olur. Namazın anlamını ise daha önce açıklamıştık.

Şayet biri şöyle derse: “Allah’ın ahdini yerine getirme ve itaati koruma konusunda sabırla yardım istemenin anlamını anladık. Peki Allah’a itaate, günahları terk etmeye, dünya sevgisini bırakmaya ve reislik arzusundan vazgeçmeye namazla yardım istemenin anlamı nedir?” Buna şöyle cevap verilir: Namazın içinde Allah’ın kitabının okunması vardır. O ayetler insanı dünyayı terk etmeye, onun nimetlerinden yüz çevirmeye çağırır; nefsi dünyanın süsünden ve aldatıcılığından uzaklaştırır; ahireti ve Allah’ın orada hazırladığı nimetleri hatırlatır. Bu sebeple namaz üzerinde düşünmek, Allah’a itaat eden kimselere o itaate sarılma konusunda yardımcı olur. Nitekim Peygamber’den rivayet edildiğine göre bir sıkıntıyla karşılaştığında namaza yönelirdi.

İsmail b. Musa el-Fezârî bana rivayet etti, dedi ki: Hüseyin b. Rıtâk el-Hemdânî bize İbn Cüreyc’den, o da İkrime b. Ammâr’dan, o da Muhammed b. Ubeyd b. Ebî Kudâme’den, o da Abdülaziz el-Yemânî’den, o da Huzeyfe’den rivayet etti ki: “Resulullah bir sıkıntıyla karşılaştığında namaza sığınırdı.”

Süleyman b. Abdülcebbâr bana rivayet etti, dedi ki: Halef b. Velîd el-Ezdî bize rivayet etti, dedi ki: Yahya b. Zekeriyya, İkrime b. Ammâr’dan, o da Muhammed b. Abdullah ed-Devlî’den rivayet etti. Abdülaziz, Huzeyfe’nin kardeşi şöyle dedi: Huzeyfe dedi ki: “Resulullah bir sıkıntıyla karşılaştığında namaz kılardı.”

Yine Resulullah’ın Ebû Hüreyre’yi yüzüstü yatarken gördüğü, ona “Karın ağrısı mı çekiyorsun?” diye sorduğu, Ebû Hüreyre’nin “Evet” cevabını vermesi üzerine de “Kalk ve namaz kıl. Çünkü namazda şifa vardır.” buyurduğu rivayet edilmiştir.

İşte Allah Teâlâ, İsrailoğullarının hahamlarından sözünü ettiği kimselere, Allah’a verdikleri sözü yerine getirme konusunda sabır ve namazı sığınak edinmelerini emretmiştir. Nitekim Allah, Nebisi Muhammed’e de aynı şekilde emretmiş ve şöyle buyurmuştur: “Onların söylediklerine karşı sabret ve güneş doğmadan önce de batmadan önce de Rabbini hamd ile tesbih et. Gecenin bazı vakitlerinde ve gündüzün uçlarında da tesbih et ki hoşnut olasın.” (Tâhâ 130) Böylece Allah Teâlâ ona, sıkıntılar karşısında sabır ve namaza yönelmesini emretmiştir.

Muhammed b. Alâ ile Yakub b. İbrahim bize rivayet ettiler, dediler ki: İbn Uleyye bize rivayet etti, dedi ki: Uyeyne b. Abdurrahman babasından şöyle rivayet etti: İbn Abbas’a yolculuk sırasında kardeşi Kusem’in ölüm haberi ulaştı. Bunun üzerine “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn” dedi. Sonra yoldan biraz ayrıldı, devesini çöktürdü ve uzun uzun oturduğu iki rekât namaz kıldı. Daha sonra bineğine yürürken şu ayeti okuyordu: “Sabır ve namaz ile yardım isteyin. Şüphesiz bu, huşu sahiplerinden başkasına ağır gelir.”

Ebû’l-Âliye ise şöyle demiştir: “Sabır ve namaz ile yardım isteyin” ayetinin anlamı, Allah’ın rızasına ulaşmak için sabır ve namazdan yardım istemektir. Çünkü bu ikisi Allah’a itaattendir.

İbn Cüreyc de şöyle demiştir: “Sabır ve namaz ile yardım isteyin” sözü, bunların Allah’ın rahmetine ulaştıran iki yardımcı olduğu anlamına gelir.

İbn Zeyd ise şöyle demiştir: Müşrikler, “Ey Muhammed! Vallahi sen bizi çok büyük bir şeye çağırıyorsun.” dediler. Bunun üzerine onların çağrıldıkları şeyin namaz ve Allah’a iman olduğu bildirildi.

Allah’ın “Şüphesiz o ağırdır; ancak huşu sahiplerine değil” sözüne gelince, Ebû Ca‘fer dedi ki: Buradaki zamir namaza dönmektedir. Bazıları bunun “Muhammed’e cevap vermek ağırdır” anlamına geldiğini söylemiştir. Ancak ortada açıkça geçen bir ifade bulunmadığı halde zamiri ona döndürmek doğru değildir. Açık ve zahir olan anlam bırakılıp delilsiz gizli bir manaya gidilmez. Allah’ın “elbette ağırdır” sözü “çok zor ve ağırdır” anlamındadır.

Yahya b. Ebî Tâlib bana rivayet etti, dedi ki: İbn Yezîd bize haber verdi, dedi ki: Cüveybir, Dahhâk’tan şu ayet hakkında rivayet etti: “Şüphesiz o ağırdır; ancak huşu sahiplerine değil.” Yani namaz ağır ve zordur.

Allah’ın “Ancak huşu sahiplerine değil” sözü ise Allah’a boyun eğen, O’nun azabından korkan, vaadine ve tehdidine iman eden kimseler anlamına gelir.

İbn Abbas’tan rivayet edildiğine göre “huşu sahipleri”, Allah’ın indirdiğini tasdik edenlerdir. Ebû’l-Âliye ise onların Allah’tan korkan kimseler olduğunu söylemiştir. Mücahid de onların gerçek müminler olduğunu söylemiştir. İbn Zeyd ise huşunun Allah korkusu ve O’ndan çekinmek anlamına geldiğini belirtmiş, ardından “Zilletten dolayı boyunları eğilmiş halde…” (Şûrâ 45) ayetini okumuş ve “Onların üzerine inen korku kendilerini zelil etmiş ve boyun eğdirmiştir.” demiştir.

“Huşu”nun aslı tevazu, boyun eğme ve teslimiyettir. Şairin şu sözü de bu anlamdadır:

“Zübeyr’in ölüm haberi geldiğinde,
Şehrin surları ve eğilmiş dağlar alçaldı.”

Yani dağlar, musibetin büyüklüğü karşısında sanki boyun eğmiş ve ezilmiş gibiydi.

Buna göre ayetin anlamı şudur: Ey kitap ehlinin hahamları! Nefislerinizi Allah’a itaate zorlamakta, onları Allah’a isyandan alıkoymakta ve insanı fahşa ile kötülükten uzaklaştıran, Allah’ın razı olduğu namazı dosdoğru kılmakta sabır ve namazdan yardım isteyin. Çünkü namazı hakkıyla yerine getirmek ancak Allah’a boyun eğen, O’nun korkusuyla küçülen ve O’na itaatte teslimiyet gösteren kimselere kolay gelir.

Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/bakara-44/,https://kutsalayet.de/bakara-46/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız