Dediler ki: Seni tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz sen bilensin, hikmet sahibisin.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Kâlû (dediler) subhâneke (seni tenzih ederiz) lâ (yoktur) ilme (bilgimiz) lenâ (bizim) illâ (ancak) mâ (şey ki) ‘allemtenâ (bize öğrettin) inneke (şüphesiz sen) ente (sensin) l-‘alîmu (her şeyi bilen) l-hakîm (hikmet sahibi)
Mukatil Tefsiri
“Melekler dediler ki: ‘Seni tenzih ederiz, senin bize öğrettiğinden başka hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz sen hakkıyla bilensin, hikmet sahibisin.’”
Mukatîl dedi ki: Allah onlara şöyle buyurdu: “Siz, henüz yaratılmamış ve görmediğiniz bir şey hakkında nasıl bilgi iddia ediyorsunuz; üstelik görmekte olduklarınızı dahi bilmiyorsunuz?”
Taberi Tefsiri
Ebû Ca‘fer dedi ki: Bu, Allah’ın melekleri hakkında verdiği bir haberdir. Onların Allah’a dönüşünü, bilmedikleri şeyin bilgisini ona teslim edişlerini ve Allah’ın öğrettiği dışında kendilerinin veya herhangi bir kimsenin hiçbir şey bilemeyeceğini itiraf edişlerini bildirir.
Bu üç ayette, ibret alan kimse için ibret, öğüt alan kimse için öğüt ve kalbi olan yahut hazır bulunarak kulak veren kimse için açıklama vardır. Allah’ın bu Kur’an ayetlerine yerleştirdiği ince hikmetler öyle şeylerdir ki, diller onları nitelemekten aciz kalır.
Çünkü Allah, bu ayetlerde Peygamber’i için, onun çevresinde bulunan İsrailoğullarından Yahudilere karşı delil getirmiştir. Onu, Allah’ın yarattıklarından ancak özel kimselere bildirdiği ve bilgisi ancak haber verme yoluyla elde edilebilecek gaybî bilgilerden haberdar etmiştir. Böylece onların yanında onun peygamberliğinin doğruluğu kesinleşsin ve getirdiği şeyin Allah katından olduğunu bilsinler diye bunu yapmıştır.
Allah bu ayetlerde ayrıca şuna da delalet etmiştir: Geçmişte olmuş veya gelecekte olacak bir şey hakkında, kendisine bir haber ulaşmadan ve doğruluğuna dair bir delil konulmadan haber veren herkes, uydurma söz söylemiş olur ve bu yüzden Rabbinden cezayı hak eder. Görmez misin ki Allah, meleklerin “Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz seni hamdinle tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz” sözlerine “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” diye karşılık vermiştir. Sonra onlara sunduğu isim sahipleri karşısında bilgilerinin eksik olduğunu göstererek bu sözü söylemelerinin kendileri için uygun olmadığını bildirmiş ve “Eğer doğru söylüyorsanız, bana bunların isimlerini bildirin” buyurmuştur. Bunun üzerine onların, acizliklerini kabul etmekten ve “Seni tenzih ederiz; bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur” diyerek Allah’ın öğrettiği dışında bilgi sahibi olmadıklarını itiraf etmekten başka sığınacakları bir yer kalmamıştır.
Bunda, gayb bilgisinden bir şey bildiğini iddia eden falcıların, kâhinlerin, iz sürenlerin ve yıldızlara bakarak hüküm verenlerin sözlerinin yalan olduğuna en açık delil ve en belirgin hüccet vardır.
Allah, bununla daha önce durumlarını anlattığımız kitap ehline, babalarına verdiği eski nimetleri ve atalarına olan lütuflarını hatırlatmıştır. Onlar Allah’a yönelip onun itaatine döndüklerinde Allah’ın kendilerine verdiği iyilikleri anarak onları doğru yola çekmek, kurtuluşa dönmeye davet etmek istemiştir. Bununla birlikte, azgınlık ve sapıklıkta ısrar edip sürmeleri hâlinde, düşmanı İblis’in sapıklık ve hüsranda ısrar etmesi sebebiyle başına gelen cezanın benzerinin kendilerine de gelmesinden onları sakındırmıştır.
“Dediler ki: Seni tenzih ederiz; bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur” sözünün teviline gelince: Ebû Kureyb bize rivayet etti ve şöyle dedi: Osman b. Saîd bize rivayet etti. Bişr b. Umâre, Ebû Rûk’tan, o da Dahhâk’tan, o da İbn Abbas’tan rivayet etti. İbn Abbas şöyle dedi: Onlar “Seni tenzih ederiz” dediler; yani Allah’ı, kendisinden başka birinin gaybı bilmesinden tenzih ettiler. “Sana tövbe ettik; bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur” dediler. Böylece, Âdem’e öğrettiğin gibi bize öğrettiğin şey dışında gayb bilgisinden uzak olduklarını itiraf ettiler.
“Sübhân” kelimesi çekimi olmayan bir mastardır. Anlamı “seni tesbih ederiz” demektir. Sanki onlar, “Seni tesbih ederek tesbih ederiz, seni tenzih ederek tenzih ederiz ve bize öğrettiğin dışında herhangi bir şeyi bilmekten seni uzak tutarız” demişlerdir.
“Şüphesiz sen, her şeyi bilen ve hikmet sahibisin” sözünün teviline gelince: Ebû Ca‘fer dedi ki: Bunun anlamı şudur: Ey Rabbimiz, sen geçmişte olmuş ve gelecekte olacak her şeyi, bir öğretici olmaksızın bilen gerçek âlimsin. Gaybları, bütün yaratıklarının dışında yalnız sen bilirsin. Çünkü onlar, “Bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur” sözleriyle, Rablerinin kendilerine öğrettiği dışında kendilerinde hiçbir bilgi bulunmadığını reddetmişler; sonra kendilerinden reddettikleri bu bilgiyi Rableri için “Şüphesiz sen her şeyi bilensin” sözüyle sabit kılmışlardır. Bununla, “Sen öğretici olmaksızın bilensin; çünkü senden başkası, kendisine bir başkası öğretmedikçe hiçbir şey bilmez” demek istemişlerdir.
“Hakîm” ise hikmet sahibi demektir. Nitekim Müsennâ bana rivayet etti ve şöyle dedi: Abdullah b. Sâlih bize rivayet etti. Muâviye, Ali’den, o da İbn Abbas’tan rivayet etti. İbn Abbas şöyle dedi: “Alîm”, ilminde kemale ermiş olan; “Hakîm” ise hükmünde kemale ermiş olan demektir.
Bazılarına göre “Hakîm”in anlamı “hâkim”dir. Nitekim “alîm” kelimesi “âlim” anlamında, “habîr” kelimesi de “hâbir” yani bilen ve haberdar olan anlamındadır.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…