"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Araf Suresi – Yapay Zeka Meali

1. Elif Lâm Mîm Sâd.
2. Bu, sana indirilen bir kitaptır. Ondan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın ki onunla uyarasın ve müminler için bir öğüt olsun.
3. Rabbinizden size indirilene uyun. Ondan başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!
4. Nice şehirleri helak ettik. Onlara azabımız gece vakti ya da gündüz istirahat ederken geldi.
5. Azabımız onlara geldiğinde söyledikleri tek söz, “Gerçekten biz zalimlermişiz” demeleri oldu.
6. Elbette kendilerine peygamber gönderilenleri de, gönderilen peygamberleri de sorguya çekeceğiz.
7. Andolsun onlara bilgiyle anlatacağız. Biz uzak değildik.
8. O gün tartı haktır. Kimin terazisi ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
9. Kimin terazisi hafif gelirse, işte onlar ayetlerimize haksızlık ettikleri için kendilerini ziyana uğratanlardır.
10. Andolsun sizi yeryüzünde yerleştirdik ve orada sizin için geçimlikler kıldık. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!
11. Andolsun sizi yarattık, sonra şekil verdik. Sonra meleklere, “Âdem’e secde edin” dedik. Secde ettiler, yalnız İblis secde edenlerden olmadı.
12. Dedi ki: “Emrettiğim halde seni secde etmekten alıkoyan nedir?” Dedi: “Ben ondan daha üstünüm. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.”
13. Dedi ki: “Oradan in! Orada büyüklük taslamak sana düşmez. Çık! Çünkü sen aşağılıklardansın.”
14. Dedi: “Bana, tekrar diriltilecekleri güne kadar mühlet ver.”
15. Dedi: “Sen mühlet verilenlerdensin.”
16. Dedi: “Beni azdırmana karşılık, andolsun ki ben de onları senin dosdoğru yolunun üstünde oturacağım.”
17. “Sonra önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından onlara sokulacağım. Sen onların çoğunu şükreden bulamayacaksın.”
18. Dedi: “Oradan çık! Kovulmuş ve lanetlenmiş olarak! Onlardan sana uyanlarla birlikte cehennemi dolduracağım.”
19. “Ey Âdem! Sen ve eşin cennette oturun. İkiniz dilediğiniz yerden yiyin. Şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.”
20. Derken şeytan, kendilerinden gizlenmiş olan ayıp yerlerini kendilerine göstermek için ikisine vesvese verdi ve dedi ki: “Rabbiniz size bu ağacı sadece melek olmayasınız ya da ebedî kalmayasınız diye yasakladı.”
21. Onlara, “Ben sizin için gerçekten öğüt verenlerdenim” diye yemin etti.
22. Böylece onları aldatarak kandırdı. O ağacın meyvesinden tadınca ayıp yerleri kendilerine açıldı ve cennet yapraklarıyla üstlerini örtmeye başladılar. Rableri onlara seslendi: “Ben size o ağacı yasaklamadım mı ve şeytanın size apaçık bir düşman olduğunu söylemedim mi?”
23. Dediler ki: “Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen, gerçekten kaybedenlerden oluruz.”
24. Dedi ki: “Birbirinize düşman olarak inin. Sizin için yeryüzünde bir süre barınma ve geçim vardır.”
25. Dedi ki: “Orada yaşayacak, orada ölecek ve oradan çıkarılacaksınız.”
26. Ey Âdemoğulları! Size ayıp yerlerinizi örtecek giysi ve süs elbiseleri indirdik. Takva elbisesi ise daha hayırlıdır. Bu, Allah’ın ayetlerindendir. Umulur ki öğüt alırlar.
27. Ey Âdemoğulları! Şeytan sizi aldatmasın. Nasıl ki annenizi babanızı cennetten çıkardı, onların örtülerini soyup ayıp yerlerini kendilerine göstermek istedi. O ve kabilesi sizi görürler, siz onları görmezsiniz. Biz şeytanları inanmayanlara dost kıldık.
28. Onlar bir hayasızlık yaptıklarında, “Atalarımızı bunun üzerinde bulduk ve Allah bize bunu emretti” derler. De ki: “Allah hayasızlığı emretmez. Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?”
29. De ki: “Rabbim adaleti emretti. Her mescitte yüzlerinizi O’na doğrultun. Dini yalnız O’na has kılarak O’na dua edin. Sizi başlattığı gibi yine O’na döneceksiniz.”
30. Bir grubu doğru yola iletti, bir grup ise sapkınlık hak oldu. Onlar Allah’ı bırakıp şeytanları dost edindiler ve kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.
31. Ey Âdemoğulları! Her mescitte ziynetinizi alın, yiyin, için fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.
32. De ki: “Allah’ın kulları için çıkardığı ziyneti ve temiz rızıkları kim haram kıldı?” De ki: “Onlar dünya hayatında iman edenler içindir, kıyamet gününde ise yalnız onlara mahsustur.” Biz ayetleri bilen bir topluluk için böyle açıklıyoruz.
33. De ki: “Rabbim, açık ve gizli bütün hayasızlıkları, günahı, haksız yere saldırıyı, Allah’a hakkında hiçbir delil indirmediği şeyi ortak koşmanızı ve Allah’a bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.”
34. Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri geldiğinde ne bir an geciktirilirler, ne de öne alınırlar.
35. Ey Âdemoğulları! Size içinizden ayetlerimi anlatan peygamberler geldiğinde, kim sakınır ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.
36. Ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara karşı kibirlenenler ise cehennemliklerdir. Orada ebedî kalacaklardır.
37. Allah’a yalan isnat eden ya da O’nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Onlara kitaptan nasipleri ulaşır. Nihayet elçilerimiz canlarını almaya geldiklerinde derler ki: “Allah’tan başka yalvardıklarınız nerede?” Derler ki: “Bizden kayboldular.” Ve kendi aleyhlerine kâfir olduklarına şahitlik ederler.
38. Allah der ki: “Sizden önce gelip geçmiş cin ve insan topluluklarıyla birlikte ateşe girin.” Her ümmet girdikçe kardeşlerine lanet eder. Hepsi orada toplanınca sonrakiler öncekilere der ki: “Rabbimiz! Bizi saptıranlar bunlardır, onlara ateşten kat kat azap ver.” Allah der ki: “Herkes için kat kat vardır, fakat bilmezsiniz.”
39. Öncekiler sonrakilere der ki: “Sizin bize karşı hiçbir üstünlüğünüz yoktur, kazandıklarınız yüzünden azabı tadın.”
40. Ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara karşı kibirlenenlere göğün kapıları açılmaz. Deve iğne deliğinden geçmedikçe onlar cennete giremezler. Suçluları işte böyle cezalandırırız.
41. Onlar için cehennemden bir yatak ve üstlerinde örtüler vardır. Zalimleri işte böyle cezalandırırız.
42. İman edip salih amel işleyenlere ise güç yetirebildiği kadar sorumluluk yükleriz. Onlar cennetliktir. Orada ebedî kalacaklardır.
43. Kalplerinde kin olanları çıkarırız. Altlarından ırmaklar akar. Derler ki: “Bizi buna ulaştıran Allah’a hamd olsun. Allah bizi doğru yola iletmeseydi biz doğru yolu bulamazdık. Rabbimizin elçileri gerçekten hak ile geldi.” Onlara: “İşte size amelleriniz karşılığında miras kalan cennet budur” diye seslenilir.
44. Cennet halkı cehennem halkına seslenir: “Rabbimizin bize verdiği sözün doğru olduğunu gördük. Siz de Rabbinizin size verdiği sözün doğru olduğunu gördünüz mü?” Onlar: “Evet” derler. Bunun üzerine bir seslenici: “Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir” diye seslenir.
45. Onlar ki, Allah’ın yolundan alıkoyarlar, onu eğri göstermek isterler ve ahireti inkâr ederler.
46. İki taraf arasında bir perde vardır. A‘râf üzerinde bulunan bazı adamlar, herkesi simalarından tanır. Cennet halkına seslenirler: “Selam olsun size!” Henüz cennete girmemiş, fakat girmeyi ummaktadırlar.
47. Gözleri cehennem halkına çevrildiğinde: “Rabbimiz! Bizi zalim toplulukla birlikte kılma” derler.
48. A‘râf halkı, simalarından tanıdıkları kimselere seslenerek derler ki: “Topladığınız servet ve büyüklük taslamanız size hiçbir fayda sağlamadı.”
49. İşte onlar, Allah’ın kendilerine rahmet vermeyeceğine dair yemin ettiğiniz kimseler. Cennete girin, üzerinize korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz.
50. Cehennem halkı cennet halkına seslenir: “Bize sudan veya Allah’ın size verdiği rızıktan biraz verin.” Derler ki: “Allah bunları kâfirlere haram kılmıştır.”
51. Onlar ki dinlerini oyun ve eğlence edindiler, dünya hayatı onları aldattı. Onlar bu günlerinin buluşmasını unuttukları gibi biz de bugün onları unuturuz. Ayetlerimizi inkâr ediyorlardı.
52. Onlara, bilgiye göre ayrıntılı biçimde açıkladığımız bir kitap getirdik. İnanan bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir.
53. Onlar sadece kitabın gerçekleşmesini mi bekliyorlar? Onun tevilinin gerçekleştiği gün, daha önce onu unutanlar der ki: “Gerçekten Rabbimizin elçileri hakkı getirmişti. Acaba bizim için şefaatçiler var mı ki bize şefaat etsinler? Yahut geri döndürülsek de yaptıklarımızdan başkasını yapsak!” Gerçekten kendilerini hüsrana uğrattılar. Uydurdukları şeyler onlardan kaybolup gitmiştir.
54. Şüphesiz Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş’a istiva eden Allah’tır. Gecenin üzerine gündüzü örter, o onu hızla takip eder. Güneşi, ayı ve yıldızları emrine boyun eğmiş olarak yarattı. Dikkat edin! Yaratmak da, emretmek de O’na aittir. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir.
55. Rabbinize yalvararak ve gizlice dua edin. Şüphesiz O, haddi aşanları sevmez.
56. Yeryüzü düzene girdikten sonra orada bozgunculuk yapmayın. Korkarak ve umut ederek O’na dua edin. Şüphesiz Allah’ın rahmeti iyilik edenlere yakındır.
57. Rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderen O’dur. Derken onlar ağır yüklü bulutları kaldırdığında, onu ölü bir beldeye sevk ederiz. Onunla su indirir, böylece onunla her türlü ürünü çıkarırız. İşte ölüleri de böyle çıkarırız, umulur ki düşünürsünüz.
58. Güzel toprak, Rabbinin izniyle bitkisini verir. Kötü olan ise faydasız bitki çıkarır. Şükreden bir topluluk için ayetleri böyle açıklarız.
59. Andolsun, Nûh’u kavmine gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Gerçekten üzerinize büyük bir günün azabının gelmesinden korkuyorum.”
60. Kavminden ileri gelenler dediler ki: “Biz seni apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz.”
61. Dedi ki: “Ey kavmim! Bende bir sapıklık yoktur. Fakat ben, âlemlerin Rabbinden gönderilmiş bir elçiyim.”
62. Size Rabbimin mesajlarını tebliğ ediyorum, size öğüt veriyorum. Allah’tan sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum.
63. Aranızdan bir adama Rabbinizden bir uyarı gelmesine mi şaştınız? Ki o sizi uyarsın, sakınasınız ve rahmete eresiniz.
64. Onu yalanladılar. Biz de onu ve onunla birlikte gemide olanları kurtardık. Ayetlerimizi yalanlayanları suda boğduk. Çünkü onlar kör bir kavimdi.
65. Âd kavmine de kardeşleri Hûd’u gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Hâlâ sakınmayacak mısınız?”
66. Kavminden inkâr eden ileri gelenler dediler ki: “Gerçekten biz seni bir beyinsizlik içinde görüyoruz ve biz seni yalancılardan sanıyoruz.”
67. Dedi ki: “Ey kavmim! Bende hiçbir beyinsizlik yoktur. Ben âlemlerin Rabbinden gönderilmiş bir elçiyim.”
68. Size Rabbimin mesajlarını tebliğ ediyorum ve ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm.
69. Aranızdan bir adama Rabbinizden bir uyarı gelmesine mi şaştınız? Ki o sizi uyarsın. Nûh kavminden sonra sizi halifeler kıldı ve yaratılış bakımından sizi genişletti. Artık Allah’ın nimetlerini hatırlayın ki kurtulasınız.
70. Dediler ki: “Sen bizi yalnızca Allah’a kulluk etmeye ve atalarımızın taptıklarını terk etmeye mi çağırıyorsun? Madem doğru söylüyorsun, bize tehdit ettiğin şeyi getir!”
71. Dedi ki: “Rabbinizden üzerinize azap ve gazap hak oldu. Allah’ın hakkında bir delil indirmediği isimler hakkında mı benimle tartışıyorsunuz? Bekleyin öyleyse, ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim.”
72. Onu ve onunla beraber olanları tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Ayetlerimizi yalanlayanların kökünü kestik. Onlar iman etmemişlerdi.
73. Semûd kavmine de kardeşleri Sâlih’i gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Size Rabbinizden apaçık bir delil geldi. İşte Allah’ın devesi size bir mucizedir. Onu bırakın, Allah’ın toprağında otlasın. Sakın ona bir kötülük yapmayın. Yoksa sizi elem verici bir azap yakalar.”
74. Hatırlayın ki, Âd kavminden sonra sizi halifeler kıldı. Yeryüzünde sizi yerleştirdi. Ovalarında saraylar yapıyor, dağları ev olarak yontuyordunuz. Artık Allah’ın nimetlerini hatırlayın ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın.
75. Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler, içlerinden iman etmiş olan zayıflara dediler: “Sâlih’in Rabbinden gönderilmiş bir elçi olduğunu gerçekten biliyor musunuz?” Onlar dediler ki: “Biz, onunla gönderilene kesinlikle inanıyoruz.”
76. Büyüklük taslayanlar, “Biz sizin iman ettiğinizi inkâr ediyoruz” dediler.
77. Derken deveyi kestiler, Rablerinin emrine karşı geldiler ve dediler ki: “Ey Sâlih! Eğer gönderilenlerdensen, bize vaat ettiğin azabı getir.”
78. Bunun üzerine onları bir sarsıntı yakaladı, yurtlarında diz üstü çökmüş hâlde sabahladılar.
79. Sâlih onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: “Ey kavmim! Andolsun ki ben size Rabbimin mesajını tebliğ ettim ve size öğüt verdim. Fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz.”
80. Lut da kavmine demişti ki: “Siz, sizden önce âlemlerden hiç kimsenin yapmadığı bir çirkinliği mi yapıyorsunuz?”
81. “Gerçekten siz, kadınları bırakıp şehvetle erkeklere gidiyorsunuz. Doğrusu siz, haddi aşan bir topluluksunuz.”
82. Kavminin cevabı, “Onları kentinizden çıkarın. Çünkü onlar temiz kalmak isteyen insanlar” demekten başka bir şey olmadı.
83. Biz onu ve ailesini kurtardık, ancak karısı geride kalanlardan oldu.
84. Üzerlerine bir yağmur yağdırdık. Suçluların sonunun nasıl olduğuna bir bak!
85. Medyen halkına da kardeşleri Şuayb’ı gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil geldi. Ölçüyü ve tartıyı tam yapın. İnsanların eşyalarını eksik vermeyin. Yeryüzünü düzeltildikten sonra bozmayın. Eğer inanıyorsanız, bu sizin için hayırlıdır.”
86. “Her yolun başında durup tehdit ederek, Allah’a inananları O’nun yolundan alıkoyup onu eğri göstermeye çalışmayın. Az olduğunuz hâlde sizi çoğalttığını hatırlayın. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bakın.”
87. “Eğer içinizden bir topluluk benimle gönderilene inanmış, diğer bir topluluk da inanmamışsa, Allah aramızda hükmedinceye kadar sabredin. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır.”
88. Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler dediler ki: “Ey Şuayb! Seni ve seninle birlikte iman edenleri kentimizden kesinlikle çıkaracağız. Yahut dinimize döneceksiniz.” Dedi ki: “İstemesek de mi?”
89. “Eğer Allah bizi ondan kurtardıktan sonra sizin dininize dönersek, andolsun Allah’a yalan uydurmuş oluruz. Rabbimiz dilemedikçe biz ona geri dönemeyiz. Rabbimiz ilmiyle her şeyi kuşatmıştır. Biz Allah’a tevekkül ettik. Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında hak ile hükmet. Sen hükmedenlerin en hayırlısısın.”
90. Kavminden inkâr eden ileri gelenler dediler ki: “Eğer Şuayb’a uyarsanız, şüphesiz ziyana uğrarsınız.”
91. Bunun üzerine onları bir sarsıntı yakaladı, yurtlarında diz üstü çökmüş hâlde sabahladılar.
92. Şuayb’ı yalanlayanlar, sanki orada hiç yaşamamış gibi oldular. Şuayb’ı yalanlayanlar, gerçekten ziyana uğrayanlar oldular.
93. Şuayb onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: “Ey kavmim! Andolsun size Rabbimin mesajlarını tebliğ ettim ve size öğüt verdim. Artık kâfir bir topluluk için nasıl üzüleyim?”
94. Biz hangi kente bir peygamber gönderdiysek, mutlaka oranın halkını sıkıntı ve darlıkla yakaladık ki yalvarıp yakarsınlar diye.
95. Sonra kötülüğü iyilikle değiştirdik. Öyle ki çoğaldılar ve dediler ki: “Atalarımıza da sıkıntı ve sevinç dokunmuştu.” Bunun üzerine onları ansızın yakaladık, farkında değillerdi.
96. O belde halkı iman edip sakınsalardı, elbette üzerlerine gökten ve yerden bereketler açardık. Ama onlar yalanladılar, biz de işlediklerine karşılık onları yakalayıverdik.
97. Belde halkı, geceleyin uykuda iken azabımızın onlara gelmesinden güvende mi oldular?
98. Yoksa onlar, sabahleyin oyun oynarken azabımızın gelmesinden güvende mi oldular?
99. Allah’ın tuzağından güvende mi oldular? Allah’ın tuzağından, ancak ziyana uğrayan topluluklar güvende olur.
100. Yeryüzünü kendilerinden sonra miras alanlara, eğer biz dileseydik onları da günahlarıyla musibete uğratacağımız ve kalplerini mühürleyeceğimiz, dolayısıyla duymayacakları gerçeği hâlâ belli olmadı mı?
101. İşte o kentlerin haberlerinden sana anlatıyoruz. Andolsun, onlara peygamberleri apaçık delillerle gelmişti. Ama daha önce yalanladıkları şeye inanacak değillerdi. İşte Allah, kâfirlerin kalplerini böyle mühürler.
102. Onların çoğunda sözde durma bulamadık. Aksine, onların çoğunu yoldan çıkmış bulduk.
103. Sonra onların ardından Musa’yı mucizelerimizle Firavun ve ileri gelenlerine gönderdik, ama onlar onlara zulmettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!
104. Musa dedi ki: “Ey Firavun! Ben âlemlerin Rabbinin gönderdiği bir elçiyim.”
105. “Allah hakkında yalnızca gerçeği söylemem gerekir. Size Rabbinizden bir belgeyle geldim. İsrailoğullarını benimle gönder.”
106. Firavun dedi ki: “Eğer bir mucize getirdiysen ve doğru söyleyenlerdensen, onu göster.”
107. Bunun üzerine Musa asasını attı; birdenbire apaçık bir yılan oldu.
108. Elini çıkardı; birdenbire bakanlara bembeyaz göründü.
109. Firavun’un kavminden ileri gelenler dediler ki: “Bu gerçekten çok bilgili bir sihirbazdır.”
110. “Sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne buyurursunuz?”
111. Dediler ki: “Onu ve kardeşini alıkoy, şehirlere toplayıcılar gönder.”
112. “Her usta sihirbazı sana getirsinler.”
113. Sihirbazlar Firavun’a geldiler ve dediler ki: “Eğer biz galip gelirsek bize gerçekten bir ödül var mı?”
114. Firavun dedi: “Evet, hem de mutlaka yakınlardan olacaksınız.”
115. Dediler ki: “Ey Musa! Ya önce sen atarsın ya da biz atarız.”
116. Musa dedi: “Siz atın.” Onlar atınca insanların gözlerini büyülediler, onları korkuttular ve büyük bir sihir gösterdiler.
117. Biz de Musa’ya şöyle vahyettik: “Asanı at.” Birdenbire onların yalan yere yaptıkları şeyleri yutuverdi.
118. Böylece gerçek ortaya çıktı, onların yaptıkları ise boşa çıktı.
119. Sonunda yenildiler ve küçülmüş olarak geri döndüler.
120. Sihirbazlar secdeye kapandılar.
121. Dediler ki: “Biz âlemlerin Rabbine iman ettik.”
122. “Musa ve Harun’un Rabbine.”
123. Firavun dedi ki: “Ben size izin vermeden ona inandınız ha! Bu, şehirde kurduğunuz bir tuzaktır ki halkını oradan çıkarmak için yaptınız. Ama yakında bileceksiniz.”
124. “Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da hepinizi asacağım.”
125. Dediler ki: “Biz Rabbimize döneceğiz.”
126. Bizim hakkımızda tek suçunuz, Rabbimizin ayetlerine iman etmemizdir. Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve bizi Müslümanlar olarak öldür.
127. Firavun’un kavminden ileri gelenler dediler ki: “Musa’yı ve kavmini yeryüzünde bozgunculuk yapsınlar, seni ve ilahlarını bıraksınlar diye mi serbest bırakacaksın?” Firavun dedi ki: “Biz onların oğullarını öldürecek, kadınlarını sağ bırakacağız. Gerçekten biz onların üstüne galibiz.”
128. Musa kavmine dedi ki: “Allah’tan yardım isteyin ve sabredin. Şüphesiz ki yeryüzü Allah’ındır. Kullarından dilediğini ona mirasçı kılar. Sonuç takva sahiplerinindir.”
129. Dediler ki: “Sen bize gelmeden önce de eziyet gördük, sen geldikten sonra da.” Musa dedi ki: “Umulur ki Rabbiniz düşmanınızı helâk eder ve sizi yeryüzünde onların yerine geçirir de nasıl davranacağınızı görür.”
130. Andolsun ki, Firavun hanedanını kıtlık yılları ve ürün eksikliğiyle yakaladık. Umulur ki öğüt alırlar.
131. Onlara bir iyilik geldiğinde, “Bu bizim hakkımızdır” derlerdi. Bir kötülük isabet ettiğinde ise bunu Musa ve beraberindekilerin uğursuzluğuna yorarlar. Bilin ki onların uğursuzluğu Allah katındandır. Fakat onların çoğu bilmezler.
132. Dediler ki: “Bizi sihirle etkilemen için hangi mucizeyi getirirsen getir, sana inanacak değiliz.”
133. Biz de onların üzerine tufan, çekirge, haşarat, kurbağalar ve kan gönderdik; bunların hepsi apaçık mucizelerdi. Yine de büyüklendiler ve suçlu bir kavim oldular.
134. Üzerlerine azap çökünce, “Ey Musa! Rabbine bizim için, sana verdiği sözle dua et. Eğer bizden bu azabı kaldırırsan mutlaka sana iman edeceğiz ve İsrailoğullarını seninle göndereceğiz” dediler.
135. Biz onlardan azabı, ulaştıkları bir vakte kadar kaldırdığımızda hemen sözlerinden döndüler.
136. Biz de onlardan intikam aldık, onları denizde boğduk. Çünkü ayetlerimizi yalanladılar ve onlardan habersizdiler.
137. Güçsüz bırakılan topluluğa, içinde bereketler kıldığımız yeryüzünün doğularını ve batılarını miras verdik. İsrailoğullarına, sabretmelerine karşılık Rabbinin güzel sözü tamamlandı. Firavun’un ve kavminin yapmakta olduklarını ve kurdukları yüksek yapıları yok ettik.
138. İsrailoğullarını denizden geçirdik. Bir kavme rastladılar, onların putlarına tapıyorlardı. Dediler ki: “Ey Musa! Onların tanrıları gibi bize de bir tanrı yap.” Musa dedi ki: “Gerçekten siz cahil bir kavimsiniz.”
139. Onların içinde bulundukları yok olmaya mahkûmdur. Yapmakta oldukları bâtıldır.
140. Musa dedi ki: “Allah’tan başka sizin için bir tanrı mı arayayım? Oysa O sizi âlemlere üstün kıldı.”
141. Hani sizi Firavun hanedanından kurtarmıştık; size azabın kötüsünü tattırıyorlardı. Oğullarınızı öldürüyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. İşte bunda Rabbinizden büyük bir imtihan vardı.
142. Musa ile otuz gece için sözleştik ve onu on geceyle tamamladık. Böylece Rabbinin belirlediği süre kırk gece oldu. Musa kardeşi Harun’a dedi ki: “Kavmim içinde benim yerime geç, ıslah et, bozguncuların yoluna uyma.”
143. Musa belirlediğimiz vakitte geldiğinde Rabbi onunla konuştu. Musa dedi ki: “Rabbim! Bana kendini göster, sana bakayım.” Dedi ki: “Sen beni asla göremezsin. Fakat dağa bak. Eğer o yerinde durursa, sen de beni göreceksin.” Rabbi dağa tecelli edince onu paramparça etti. Musa bayılıp yere düştü. Ayıldığında dedi ki: “Seni tenzih ederim! Sana tevbe ettim, ben inananların ilkiyim.”
144. Dedi ki: “Ey Musa! Sana risaletim ve kelamımla insanlar arasından üstünlük verdim. Sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol.”
145. Onun için levhalara her şeyden bir öğüt ve her şeyin açıklamasını yazdık. Onları kuvvetle tut ve kavmine de en güzelini almalarını emret. Size fasıkların yurdunu göstereceğim.
146. Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden uzaklaştıracağım. Onlar bütün ayetleri görseler de inanmazlar. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler. Sapıklık yolunu görseler onu yol edinirler. Bu, ayetlerimizi yalanladıkları ve onlardan habersiz oldukları içindir.
147. Ayetlerimizi ve ahiret buluşmasını yalanlayanların yaptıkları boşa gitmiştir. Onlar, yapmakta olduklarından başkasıyla cezalandırılmazlar.
148. Musa’nın kavmi, onun ardından, ziynet takılarından buzağı şeklinde böğüren bir heykel edindiler. Onun kendileriyle konuşmadığını, doğru yolu göstermediğini görmediler mi? Onu tanrı edindiler ve zalim oldular.
149. Pişman olup sapıttıklarını anlayınca dediler ki: “Eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa, elbette biz ziyan edenlerden oluruz.”
150. Musa kavmine öfkeli ve üzgün halde dönünce dedi ki: “Benden sonra ne kötü işler yaptınız! Rabbinizin emrini mi çabuklaştırdınız?” Levhaları attı, kardeşinin başını tutup kendine çekti. Harun dedi ki: “Ey anamın oğlu! Bu topluluk beni zayıf bıraktı ve beni öldüreceklerdi. Beni düşmanlara güldürme ve beni zalimlerle bir tutma.”
151. Musa dedi ki: “Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine dahil et. Sen merhametlilerin en merhametlisisin.”
152. Buzağıyı ilah edinenlere, Rablerinden bir gazap ve dünya hayatında bir zillet erişecektir. Biz iftiracıları işte böyle cezalandırırız.
153. Kötülük yapanlar, sonra ardından tevbe edip iman edenlere gelince, şüphesiz Rabbin bundan sonra çok bağışlayandır, merhamet edendir.
154. Musa’nın öfkesi dinince levhaları aldı. Onların yazılı nüshasında Rablerinden korkanlar için hidayet ve rahmet vardı.
155. Musa, kavminden yetmiş adamı bizimle buluşmak üzere seçti. Onları sarsıntı yakalayınca dedi ki: “Rabbim! Dileseydin onları da beni de önceden helak ederdin. İçimizdeki beyinsizlerin yaptıklarından dolayı bizi helak edecek misin? Bu, Senin bir imtihanından başka bir şey değildir. Onunla dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirirsin. Sen bizim velimizsin. Bizi bağışla, bize merhamet et. Sen bağışlayanların en hayırlısısın.”
156. “Bize bu dünyada da güzellik yaz, ahirette de. Biz sana yöneldik.” Dedi ki: “Azabımı dilediğime isabet ettiririm. Rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır. Onu, takva sahiplerine, zekâtı verenlere ve ayetlerimize iman edenlere yazacağım.”
157. Onlar, yanlarında Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları, ümmi peygamber olan resule uyarlar. O, onlara iyiliği emreder, kötülükten men eder, temiz şeyleri helal kılar, pis şeyleri haram kılar, üzerlerindeki ağır yükü ve zincirleri kaldırır. Ona iman edenler, ona saygı gösterenler, ona yardım edenler ve onunla indirilen nura uyanlar var ya, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
158. De ki: “Ey insanlar! Ben Allah’ın size hepinize gönderdiği peygamberiyim. O Allah ki göklerin ve yerin mülkü O’nundur. O’ndan başka ilah yoktur. O diriltir ve öldürür. Allah’a ve ümmi peygamber olan resulüne, Allah’a ve sözlerine iman eden kimseye iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız.”
159. Musa’nın kavminden, hak ile yol gösteren ve onunla adalet yapan bir topluluk vardır.
160. Onları on iki kabileye, ümmete ayırdık. Kavmi ondan su istediğinde, Musa’ya asanla taşa vurmasını vahyettik. Taştan on iki pınar fışkırdı. Her bir topluluk içeceği yeri bildi. Üzerlerine bulutu gölgelik yaptık. Onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik. “Size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yiyin.” Bize zulmetmediler, ama kendi nefislerine zulmediyorlardı.
161. Onlara “Şu kasabada oturun, oradan dilediğiniz yerde yiyin, ‘yükümüzü indir’ deyin ve kapıdan secde ederek girin ki günahlarınızı bağışlayalım. İyilik edenleri daha da artıracağız” denilmişti.
162. İçlerinden zulmedenler, kendilerine söylenen sözü başka bir sözle değiştirdiler. Biz de yaptıkları zulümden ötürü gökten üzerlerine azap indirdik.
163. Onlara, deniz kıyısındaki kasabanın halini sor. Cumartesi yasağını çiğniyorlardı. Cumartesi günü balıkları akın akın gelir, diğer günler gelmezdi. İşte onları yoldan çıktıkları için böylece imtihan ediyorduk.
164. İçlerinden bir topluluk dedi ki: “Allah’ın helak edeceği veya şiddetli bir azapla azaplandıracağı bir kavme niçin öğüt veriyorsunuz?” Dediler ki: “Rabbinize karşı bir mazeretimiz olsun diye ve belki sakınırlar diye.”
165. Kendilerine yapılan öğütleri unuttuklarında, kötülükten men edenleri kurtardık, zulmedenleri ise yoldan çıkmaları sebebiyle şiddetli bir azapla yakaladık.
166. Nehyedildikleri şeyden iyice uzaklaşmayınca, onlara “Aşağılık maymunlar olun” dedik.
167. Rabbin ilan etti ki, kıyamet gününe kadar, onlara kötü azap tattıracak kimseler gönderecektir. Rabbin elbette azabı çabuk olandır. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, merhamet edendir.
168. Onları yeryüzünde ümmetlere ayırdık. İçlerinden salih olanlar da vardır, bunun dışındakiler de. Onları iyiliklerle ve kötülüklerle imtihan ettik ki dönsünler.
169. Onlardan sonra, Kitabı miras alan bir nesil geldi. Bu geçici dünyanın malını alırlar ve “Nasıl olsa bağışlanacağız” derler. Aynı mal önlerine çıksa yine alırlar. Oysa onlardan, Allah’a karşı yalnızca gerçeği söyleyeceklerine dair Kitapta söz alınmıştı. Oysa içindekileri de okumuşlardı. Ahiret yurdu ise takva sahipleri için daha hayırlıdır. Hâlâ akıl etmiyor musunuz?
170. Kitaba sımsıkı sarılanlar ve namazı dosdoğru kılanlar var ya, biz ıslah edenlerin ecrini zayi etmeyiz.
171. Hani dağı, üstlerine bir gölgelik gibi kaldırmıştık. Üzerlerine düşeceğini sandılar. “Size verdiğimizi kuvvetle tutun ve içindekileri hatırlayın ki sakınasınız” dedik.
172. Rabbin, Âdemoğullarından, onların sırtlarından zürriyetlerini almış ve kendilerini kendilerine şahit tutmuştu: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. “Evet, şahit olduk” demişlerdi. Kıyamet günü “Biz bundan habersizdik” demeyesiniz diye.
173. “Daha önce babalarımız Allah’a ortak koşmuştu, biz de onlardan sonra gelen bir nesildik. Bizi batıl işler yapanların yaptıklarından dolayı helak mı edeceksin?” demeyesiniz diye.
174. İşte ayetleri böyle açıklıyoruz ki dönerler.
175. Onlara, ayetlerimizi verdiğimiz ama onlardan sıyrılan, şeytanın peşine düştüğü ve böylece sapıklardan olan kimsenin haberini oku.
176. Dileseydik, onu bu ayetlerle yüceltirdik. Fakat o, yere saplandı, hevasına uydu. Onun durumu, üzerine varsan da, kendi haline bıraksan da dilini çıkararak soluyan köpeğin durumuna benzer. Ayetlerimizi yalanlayan kavmin durumu işte böyledir. Kıssayı anlat ki düşünsünler.
177. Ayetlerimizi yalanlayan ve kendilerine zulmeden kavmin örneği ne kötüdür.
178. Allah kimi hidayete erdirirse, işte o, doğru yolda olan odur. Kimi de saptırırsa, işte onlar, ziyana uğrayanlardır.
179. Andolsun, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalpleri vardır, onunla kavrayamazlar; gözleri vardır, onunla göremezler; kulakları vardır, onunla işitemezler. Onlar hayvanlar gibidir, hatta daha sapkındırlar. İşte onlar gafillerin ta kendileridir.
180. En güzel isimler Allah’ındır. O’na bu isimlerle dua edin. Onun isimlerinde eğriliğe sapanları bırakın. Yaptıklarının karşılığını alacaklardır.
181. Yarattıklarımızdan, hak ile yol gösteren ve onunla adalet yapan bir ümmet vardır.
182. Ayetlerimizi yalanlayanları, bilmedikleri yerden yavaş yavaş azaba çekeceğiz.
183. Onlara mühlet veririm. Şüphesiz tuzağım çetindir.
184. Arkadaşlarında delilik olmadığını düşünmediler mi? O, sadece apaçık bir uyarıcıdır.
185. Göklerin ve yerin hükümranlığına, Allah’ın yarattığı herhangi bir şeye bakmadılar mı? Belki ecelleri yaklaşmıştır. Bundan sonra hangi söze inanacaklar?
186. Allah kimi saptırırsa, artık ona hidayet edecek yoktur. Onları azgınlıkları içinde bocalar halde bırakır.
187. Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onun vaktini O’ndan başka kimse açıklayamaz. O, göklere ve yere ağır gelmiştir. Sizi ansızın yakalayacaktır.” Sanki onu araştırıyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bilmez.”
188. De ki: “Ben kendim için Allah’ın dilediği dışında ne bir fayda sağlayabilirim ne de bir zararı savabilirim. Eğer gaybı bilseydim, elbette daha çok hayır elde ederdim ve bana kötülük dokunmazdı. Ben sadece inanan bir topluluğu uyaran ve müjdeleyiciyim.”
189. O, sizi tek bir nefisten yarattı. Ondan da eşini var etti ki, onunla huzur bulsun. Onu örtünce, hafif bir yük yüklendi ve onunla dolaştı. Sonra ağırlaşınca, her ikisi de Rableri Allah’a şöyle dua ettiler: “Bize salih bir çocuk verirsen, muhakkak şükredenlerden olacağız.”
190. Ne zaman ki onlara salih bir çocuk verdi, ona, kendilerine verdiği şeyde ortaklar koştular. Allah, onların ortak koştuklarından yücedir.
191. Hiçbir şey yaratmayan, aksine kendileri yaratılan şeyleri mi Allah’a ortak koşuyorlar?
192. Onlar ne onlara yardım edebilirler ne de kendilerine yardım ederler.
193. Onları hidayete çağırsanız da size uymazlar. Çağırsanız da, sussanız da sizin için birdir.
194. Allah’tan başka çağırdığınız şeyler, sizin gibi kullardır. Haydi onlara dua edin, eğer doğru söylüyorsanız, size cevap versinler.
195. Yürüyebilecekleri ayakları mı var? Tutabilecekleri elleri mi var? Görebilecekleri gözleri mi var? İşitecekleri kulakları mı var? De ki: “Ortaklarınızı çağırın, sonra bana tuzak kurun, bana mühlet vermeyin.”
196. Benim velim, Kitabı indiren Allah’tır. O, salihlerin dostudur.
197. O’ndan başka çağırdıklarınız, ne size yardım edebilirler ne de kendilerine yardım ederler.
198. Onları hidayete çağırsanız da işitmezler. Onları sana bakar gibi görürsün, ama görmezler.
199. Affı benimse, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.
200. Şeytandan sana bir vesvese gelirse, hemen Allah’a sığın. Şüphesiz O işitendir, bilendir.
201. Takva sahipleri, kendilerine şeytandan bir vesvese dokunduğunda, hemen düşünürler ve birdenbire görür hale gelirler.
202. Onların kardeşleri ise onları sapıklığa sürükler ve bunda gevşek davranmazlar.
203. Onlara bir ayet getirmediğinde, “Onu derleyip toplasaydın ya” derler. De ki: “Ben sadece Rabbimden bana vahyolunana uyarım. Bu, Rabbinizden gelen basiretlerdir, iman eden bir toplum için hidayet ve rahmettir.”
204. Kur’an okunduğu zaman, ona kulak verin ve susun ki size merhamet edilsin.
205. Rabbini, sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, içinden, yalvararak ve korkarak an. Gafillerden olma.
206. Rabbinin katında olanlar, O’na ibadetten kibirlenmezler. Onu tesbih ederler ve yalnız O’na secde ederler.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/enam-suresi-yapay-zeka-meali/,https://kutsalayet.de/enfal-suresi-yapay-zeka-meali/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız