Namazda bulunduğunu, dini bir maslahat açısından veya konuşmasını zorunlu kılacak bir durum olmadığı halde, namaz içerisinde konuşmanın da haram olduğunu bildiği halde konuşacak olursa, icmaen namazı batıl olur. Şüphesiz Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ki bu namazda insanların sözlerinden hiçbiri yakışmaz ve uygun düşmez. Namaz, ancak tesbih, tekbir ve Kur’an okumaktır.” Zeyd b. Erkam’dan nakledildiğine göre, o şöyle demiştir: “Biz, (önceleri) namazda konuşurduk. Kişi namazda bulunduğu halde yanındaki arkadaşına bir ihtiyacı için bir şeyler söylerdi. Nihayet Namazlara önem gösterin, özellikle orta namaza; ve Allah’a derin bir saygı ve korku içinde el bağlayıp divana durun! (Bakara Suresi: 238) ayeti nazil oldu. Bunun üzerine susmamız emredildi.” Buharî ve Müslim ittifak etmiştir. Müslim’de ise “ve konuşmamız yasaklandı” ifadesi gelmiştir.
Bunun dışındaki konuşmalar ise beş kısma ayrılır:
Namazda konuşmanın haram olduğunu bilmediği halde konuşmak. Bunun namazı bozmayacağı söylenmiştir. Çünkü konuşmak, önceleri namazda serbest idi ve bunu bilmeyen bir kimse hakkında nesh edildiğine dair hüküm sabit olmaz. Bu görüş, Şafiî mezhebinin görüşüdür. Evla olan, bunun “unutarak konuşan” kimseler kapsamında gelen iki rivayette ele alınmasıdır. Çünkü o da bunlar gibi mazur sayılır.
Unutarak konuşmak. Bu da ikiye ayrılmaktadır:
a) Namazda olduğunu unutması. Bu hususta iki görüş gelmiştir:
Namazı bozmaz. Bu, İmam Malik ve İmam Şafiî’nin görüşüdür. Çünkü Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Zu’l Yedeyn hadisinde bizzat konuşmuştur.
Namazı bozar. Bu ise Rey ashabının görüşüdür. Çünkü konuşmayı yasaklayıp gelen hadislerin umumi manası bunu ifade etmektedir.
b) Namazının bittiğini sanıp konuşması. Bu, şayet selam idiyse -bir görüşe göre- namazı bozulmaz. Çünkü Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ashabı bunu bizzat yapmışlar ve namazlarını da bunun üzerine bina etmişlerdir. Şayet selam değil idiyse, İmam Ahmed’den açıkça nakledildiğine göre; namazda tekamül edecek ya da namazla alakalı bir durum hakkında konuşmuş olursa -ki Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in, Zu’l Yedeyn hadisinde konuşması buna bir örnektir- o zaman namazı bozmaz. Ama namazla alakalı bir şey hakkında konuşmayacak olursa -mesela; “Ey delikanlı, bana bir su ver” demek gibi- bu durumda namazı bozulur.
c) Bir tür konuşmada bulunmuş olması. Bu ise üç kısımdır:
Birincisi: Elinde olmadan ağzından birtakım harflerin çıkması. Mesela: Namaz içinde esnerken, öksürürken ya da takılarak okurken (bazı harflerin çıkmasıyla), Kur’an’dan olmayan bir kelimenin yahut da ağlama neticesinde bir kelimenin ortaya çıkmış olması durumu. İşte bu, namazı bozmaz. Çünkü bu durumdaki kelam ve söz, normal konuşma türleri içerisinde ele alınmaz ve bununla alakası da yoktur.
İkincisi: Namaz içerisinde iken uyuyup konuşması. Gerçekten İmam Ahmed, buna cevap verme hususunda tevakkuf etmiştir. Bunun yanında bu kimsenin namazının bozulmaması gerekir. Çünkü bir defa o kimseden kalem (sorumluluk) kaldırılmıştır; dolayısıyla konuşmasına da itibar edilmez.
Üçüncüsü: Konuşmaya zorlanması. Bu kimsenin de “unutan kişi”nin durumu gibi ele alınması ihtimal dairesindedir. Ama doğrusu -inşallah- bunun namazı bozacağıdır. Çünkü namazı kasden bozan kimsenin durumu gibidir ve mesela; sabah namazını dört rekat kıldırmaya zorlanan kimseye benzer. Bu kimsenin unutan kişiye kıyas edilmesi geçerli olmaz. Çünkü unutmak çoğu kez vuku bulabilir ve ondan sakınmak da güçtür ama ikrah (zorlama) konusu böyle değildir.
Dördüncüsü: Konuşmak zorunda kalması. Mesela bir çocuğu ya da muhtacı helaka götürecek bir şeye vaki olmalarından korkulması ya da gaflette olan, uyumuş olan bir kimseye yaklaşacak bir yılanın vb. bulunması ve “Sübhânallah” deyip de uyanda bulunulmasının imkanlı olmaması halinin ortaya çıkması. Bu konu hakkında mezhebimize bağlı ashab; bu durumda namaz bozulur, demişlerdir. Bu, aynı zamanda İmam Şafiî’ye bağlı ashabtan bazılarının görüşüdür. Bu, zorlanan kimse hakkında anlatılanlar gibidir. Bunun yanında namazın bu şekilde bozulmayacağı da muhtemeldir. İmam Ahmed’in sözünün zahirinden anlaşılan da budur. Şafiî mezhebinin zahiri de bu yöndedir. Onun ashabına göre doğru olan; bu kısımların hepsinde söz konusu olan konuşmanın namazı bozmayacağıdır.
Beşincisi: Namazın düzelmesi için konuşması. Şöyle ki; bir eksik sebebiyle selam vermesi, namazının ise bittiğini sanması ve ardından konuşması durumu. Bunun hakkında da üç görüş gelmiştir:
Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ve ashabının, Zu’l Yedeyn hadisinde konuşmaları örneğinde olduğu gibi, namaz konusu hakkında konuşulmuş olması namazı bozmaz. Çünkü Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ashabı, bizzat konuşmuş ve namazlarını da bunun üzerine bina etmişlerdir.
Namazlarını bozar. Bu da Rey ashabının mezhebinin görüşüdür. Zira konuşmayı yasaklayan hadislerin umumiyeti buna işaret etmektedir.
İmamın namazı bozulmaz, ama kendisine uyup konuşanların namazı bozulur.
Bu, namaz ile alakalı olup olmaması yönüyle ele alınan bir konudur. Çünkü Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ashabı, sadece namazla ilgili olarak konuşmuşlardır ve bu serbestlik de nassın vârid olmasıyla söz konusu olmuştur. Çünkü buna ihtiyaç duyulmuştur, başkasına değil; dolayısıyla da bunun, başkasına kıyas edilmesi doğru değildir.
Ama selam vermeksizin namazın ortasında iken ve bittiğini de düşünmeksizin konuşursa -imam da olsa, başkası da olsa ve bir maslahata binaen de konuşsa, başkası hakkında da konuşsa- onun namazı bozulur. el-Muvaffak der ki: el-Kadı bu konuda üç görüş zikretmiştir ve el-Harkî’nin sözünü ihtimal dahilinde görmüştür… Ardından (el-Muvaffak) şöyle demiştir: Ne Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’den ne ashabından ve ne de bir imamdan, namazın bittiğini sanarak selam verip, ardından selamdan sonra konuşma halinden başka açık bir görüşü bildirdiklerini bilmiyorum. Zira konuşmanın, namazın ortasında bilerek yapılmasına kıyas edilmesi mümkün değildir. Çünkü bu, kendisinden kaçınılması güç olan unutma halidir. Aynı şekilde bu durum, namaz içerisinde konuşmanın haram olduğunu bilmeyen bir kişinin durumuna da haiz olabilecek tarzdadır. Dolayısıyla bu iki durumdan ayrıldığı halde onu, bu konuya kıyas etmek doğru değildir.